Yedikule Kâhini işte bu kehaneti, eli darda olduğundan mıdır, o akşamüstü gelip yakınlarda bir akrabasının vefât edip etmeyeceğini, kendisine miras düşüp düşmeyeceğini soran kaknem bir kadına anlattı. Bu acûze ise kehâneti Çukur Hamam'daki nâtırlara söyledi. Nâtırlar gelinlik kızlara, onlar ise müstakbel kocalarına sayıp döktü. Derken kehânet, yeniçeri odalarındaki karakullukçulara, aşçılara, ustalara ve odabaşlarına yayıldı. Oradan kavukçulara, âvârelere, paşalara ve mebûnlara sirâyet etti. Çok geçmeden saraçlar, bal tacirleri, tersane çavuşları ve cam şişe üfleyenler arasında dal budak saldı. Hovardalar, falcı kadınlar, tellâklar ve hamallar da kehâneti işittiler ve ana babalarına, bacanaklarına, kayınpederlerine, dünürlerine ve eltilerine çıtlattılar. Ardından, tamburîler, zurnazenler, kanûnîler, kudümzenler, ûdîler ve çengiler de duydu. Hattâ papağanlar bile kehâneti ezberlediler. Yedikule Kâhini'nin kehâneti dillere destan oldu. Hattâ bu kehâneti saz eşliğinde tegannî eden âşıklar bile çıktı. Koskoca Kostantiniye, bu haberle çalkalanmaya başladı.