İçimde, zamana meydan okuyan bir yalnızlık hüküm sürüyor. Ruhumun derinliklerinde, yankısı dinmeyen feryatlar yükseliyor. Umutlarım, birer birer solan yapraklar gibi dökülüyor. Gökyüzü, üzerime bir kefen gibi serilmiş, yıldızlar sönmüş, ayın şavkı bile karanlığa yenik düşmüş. Omuzlarımda, görünmez prangalarla bağlı ağır yükler taşıyorum. Ülkenin sancıları, evimin duvarlarına sinmiş çaresizlik kokusu, akademik kaygılarımın labirentlerinde kayboluşum ve ekonomik imkansızlıkların pençesinde kıvranışım... Her biri, ruhumu derin bir uçuruma sürüklüyor. Sanki bu yükler, beni yere mıhlayan görünmez zincirler gibi. Her nefes alışımda, bu yüklerin ağırlığıyla ezildiğimi hissediyorum. Çaresizlik, üzerime bir gölge gibi sinmiş, adımlarımı ağırlaştırıyor. Ne yana dönsem, bir çıkmaz sokakla karşılaşıyorum. Sanki bir labirentin ortasında kaybolmuşum, çıkış yolunu bulamıyorum. Her çözüm arayışım, beni daha derin bir umutsuzluğa sürüklüyor. Sanki kaderim, bu çaresizlik labirentinde sonsuza dek kaybolmak. İçimde, kelimelere dökülemeyen bir sessizlik var. Tükenmişliğin soğuk nefesi, ruhumun derinliklerinde yankılanıyor. Sanki tüm enerjim tükenmiş, umutlarım solmuş. Her sabah uyandığımda, bu sessiz çığlığın yankılarıyla yüzleşiyorum. Sanki ruhum, bir hayalet gibi bedenden ayrılmış. Gözlerim, karanlıkta kaybolmuş bir umut ışığı arıyor. Belki de bir gün, bu karanlık dağılacak, gökyüzü yeniden aydınlanacak ve ruhum huzura kavuşacak. Her ne kadar umutsuzluğun pençesinde olsam da, içimde bir yerlerde hala bir umut kıvılcımı yanıyor. Belki de bu kıvılcım, beni bu karanlıktan kurtaracak.