Gözyaşlarım yine sel olup aktı.
"Portuga'mı geri istiyorum, Bebek İsa. Portuga'mı bana geri getirmelisin..."
Derken yumuşak mı yumuşak, tatlı mı tatlı bir ses konuştu yüreğime. Üstüne oturduğum ağacın dostane sesi olmalıydı bu.
"Ağlama sakın, ufaklık. O şimdi gökyüzünde."
"Daha anlatsana," dedim.
"Hoşuna mı gitti?"
"Hem de çok. Seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre boyunca hiç durmadan laflamak isterdim."
"Benzinimiz yeter mi ki?"
"Yalancıktan doldurursak yeter."