…Yalnızlık ha! Bilir misin sen yalnızlığın ne demek olduğunu? Ozanların ve güçsüzlerin yalnızlığı… Yalnızlık ha? Ah, hiçbir zaman yalnız kalamaz insan! Geçmişin ve geleceğin ağırlığı her yerde omuzlarındadır! Öldürdüğümüz insanlar yanı başımızdadır. Bir tek onlar olsa, yine neyse! Ama sevdiklerimiz, biz sevmesek de bizi sevmiş olanlar, pişmanlıklar, arzular, acılar, hazlar, yosmalar ve tanrılar… Yalnız, ha? Ah, benim şu bir sürü varlıkla zehirlenmiş yalnızlığımın yerine sahici bir yalnızlık, bir ağacın sessizlik ve titreyişini koyabilseydim! Yalnızlık! Hayır, diş gıcırtılarıyla dolu bir yalnızlık bu, garip gürültülerle, çığlıklarla dolu bir yalnızlık…’’