Caligula

Albert Camus
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·94 syf.··
2019 2. kitabı
Caligula bir insanin ne kadar igrenclese bileceginin zirve noktasidir bazen kamışlara karsi savasan bir deli bazen sadist,bazen de seksomanyak Oyun tarzinda yazilmasina ragmen okumaniz bittikten sonra eminim hayatini dahada araştıracaksınız dir Çünkü kim atına bir saray yaparki
CaligulaAlbert Camus · Berfin Yayınları · 20201,449 okunma
Dehşetin Kanlı Gölgesi Caligula-Ahmet Mümtaz İdil
10/10
·94 syf.··
Beğendi
·
2019 17. kitabı
Kitap Yorumum: Roma'nın 3. İmparatoru olan Calıgula ismini alan sapık, zalim, hasta kişiliği olan kişi bir zamanlar Roma'ya kolay en azından ölmek için dua ettikleri bir döneme damgasını
Edebiyat
CaligulaAlbert Camus · Berfin Yayınları · 20201,449 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2025 35. kitabı
1913-1960 arasında yaşamış Fransız yazar ve filozof Albert Camus tarafından yazılmış ve ABSÜRDÜN izlerini aradığı bir tiyatro eseri. “Kim cüret edebilir seni yargılamaya şu yargıçsız, şu kimsenin masum olmadığı dünyada! “ Eserden alınan yukarıdaki ifadede Absürd insanın içinde bulunduğu durum anlatılıyor. Tarihin şahit olduğu en acımasız tiranlardan biri olan, adı zorbalık, gaddarlık ve delilikle bir anılan İmparator Caligula, Camus'nün sahnesinde, imkânsız olana, gökteki aya sahip olma arzusunun peşinde, halkının felaketine, mutlak zaferine doğru yürüyor. Sahip olmak istediği şey asla sahip olamayacağı bir şey olmakla birlikte Caligula onu istemekten ve onun için çabalamaktan geri durmaz, çünkü varoluşuna ancak böyle anlam yükleyebilecektir. Karşılığının olmadığını bile bile emek vermek, işte bizi tanımlayan, betimleyen tavır:Absürd. Caligula, Absürdü doğru anlamayan imparator Caligula’nın başkaldırıyı yanlış anlamasının sonucunda sergilediği davranışları temsil etmektedir. Okunmaya değer.
CaligulaAlbert Camus · Berfin Yayınları · 20201,449 okunma
9/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2024 35. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 15 Eylül 2024 02:21
Dili ve edebiyatı ile çok beğendiğim bir oyun oldu. Zaten bir hışımla bitirilebilen kısacık bir kitap. Başından kalkmadan biten ufak bir macera. Camus'un diğer oyunlarını okutmak icin yeterli . Teşekkürler
Albert Camus
Albert Camus
Caligula
Caligula
1000Kitap
CaligulaAlbert Camus · Can Yayınları · 20181,449 okunma
《 C A L İ G U L A 》
Puan vermedi·136 syf.··
Beğendi
·
2025 90. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 31 Aralık 2025 22:14
Kitap ismini, İmparator Caligula 'dan alıyor. Tarihte yaşamış biri olan Caligula, Roma imparatorluğunda sevilerek tahta çıkmış olsa da, yönetim sürecini zorba bir imparator olarak tamamlıyor.
Tiyatro
CaligulaAlbert Camus · Can Yayınları · 20181,449 okunma
Caligula - Albert Camus
9/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2025 141. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 29 Eylül 2025 19:08
Albert Camus
Albert Camus
’nün,
Caligula
Caligula
adlı oyunu, hayatın anlamını ve insan doğasını sorgulayan felsefi içerikli bir eserdi. Kısa ama etkileyici bu kitabı genel olarak beğendim. Herkese tavsiye ederim. Kitaba 8.1/10 puan veriyorum.
CaligulaAlbert Camus · Can Yayınları · 20181,449 okunma
-Sonsuz arzusu ve sapkın felsefesiyle "Caligula"
10/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2022 62. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Ekim 2022 19:01
"Caligula" aslında bizim bildiğimiz adıyla meşhur Gaius Julius Caesar Augustus Germanicus Caligula. Kendisi Roma İmparatorluğu'nun üçüncü hükümdarı olmakla beraber kitapta farklı ele alındığını görüyoruz. Gerçekte ciddi psikolojik problemleri olmasına rağmen Camus'nun Caligula'sı herşeyin fazlasıyla farkındadır. Hatta öyle ki bu farkındalık onu canice ve alçak kararlar almaya iten bir felesefi iç çatışma boyutuna taşımıştır. Esasına inince onun bu çatışmalarının her insanın içinde nükseden felsefik meseleler olduğunu görüyoruz... Lezzetine gelecek olursak zaten bir tiyatro oyunu biçiminde yazıldığından olaylara istemsiz sizi de çekiyor :)
Edebiyat-Tiyatro
CaligulaAlbert Camus · Can Yayınları · 20181,449 okunma
Duyguların Ötesinde
9/10
·136 syf.··
2021 9. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2021 11:59
Genellikle bir roman okuyucusu olarak Caligula benim okuduğum ikinci Albert Camus oyunu ve çok zevk aldım okurken. Caligula Roma İmparatorluğu'nun üçüncü hükümdarı olan Gaius Julius Caesar
1000Kitap
CaligulaAlbert Camus · Can Yayınları · 20181,449 okunma
İnsanlar ölüyor ve mutlu değiller ..!
Puan vermedi·74 syf.··
2026 30. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 01:30
Camus'un bu kitabını ilk kez okuyorum .Kitap sarsıcı bir tiyatro oyunundan oluşuyor .Oyun Caligullanın hem kız kardeşi hem de sevgilisi olan Drusillanın ölümüyle başlıyor .(Kafam hala almadı hem kardeş hem sevgilisi olması Netfilx deki bir dizi gibi ).Neyse ne zaten konumuz yas da değil .Ölümle gelen aydınlanma .Dünyanın ne kadar boş ,adaletsiz ve mantıksız olduğunu fark etmek. Karşımızda deli bir imparator var ve sıradan bir yönetim şekli yok .Tam bir zorba diyebiliriz. Yönetirken kader gibi acımasız keyfi zulm ediyor ,zengin ediyor , sebepsiz öldürüyor .Fakat amacı zulm etmek acı vermek zalimlik yapmak değil.Kaderin gerçekte ne kadar mantıksız olduğunu anlatmak. Sonunda dünya boştur lo diyorsunuz:) Oyundaki özgürlük tanımı da epey sarsıcı özgürlük =herşeyi yok edebilme gücü . Soyluların mallarına el koyup eşlerini fahişeliğe zorluyor .Sebebi de sahte ahlaklarını ve çıkarcılıklarını ortaya çıkarmak ... Ve sonunda da öldürülüyor bizim deli ama öldürüleceğini bile bile engel de olmuyor diyor ki "Benim özgürlüğüm doğru özgürlük değilmiş." Evet bizim özgürlüğümüz başkalarının özgürlüğünün yok olduğu yerde bitiyor ,bu daha doğru bir özgürlük tanımı bnce . Oyunun kahramanı bize nihilizmin acı gerçekliğini sunuyor yalnızlık ,yalnızlık ve intihar...
CaligulaAlbert Camus · Berfin Yayınları · 19931,449 okunma
10/10
·136 syf.··
2024 252. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 15 Temmuz 2024 15:53
"İnsanoğlu kaderi anlamaktan acizdir, Scipion." ("L'homme est incapable de comprendre son destin, Scipion.") Roma'nın üçüncü imparatoru Caligula, kısa bir süre (M.S.
Edebiyat
CaligulaAlbert Camus · Can Yayınları · 20181,449 okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.