Adı:
Caligula
Baskı tarihi:
7 Haziran 2017
Sayfa sayısı:
94
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757354079
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Berfin Yayınları
Baskılar:
Caligula
Caligula
Caligula
7 Kasım 1913'te Mondovi (Cezayir)'de doğdu. Albert Camus'nün babası savaş sırasında ölen bir Arap. Küçük bir zanaatçı. Çoğunlukla Kuzey Afrikalı Fransızlar gibi annesi İspanyol bir aileden gelme. Çocukluğu ve Cezayir'deki gençlik yılları, yoksulluklar, güçlükler, sıkıntılar, sayrılıklar içinde geçti. Öğrenim yılları Alger'de geçti Alger Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin Felsefe Bölümü’nden diploma ve lisansını aldı. Plotin ve Saint Augustin üzerine doktorasını verdi. Çeşitli görevlerde bulundu. 1960'ta bir yol kazasında yaşamını yitirdi.
Albert Camus‘nün yapıtları çevrildiği ülkelerde büyük yankılar uyandırdı. Bunların başında; La Peste, L'Etranger (Yabancı), Le Mythe de Sisyphe ve 1938'de yazdığı Caligula gelir.
Caligula açıkça belirtir: Kişiler ölür ve onlar mutlu değildir. Roma'nın tek egemeni, sona değin us yolunu dener. Görülmemiş zırvalıklarla çevresine korku salar ve dalkavuklarının hançeri altında ölünceye değin olanaksızı yakalamaya çalışır.
136 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Oyun okumayı oldum olası sevmişimdir. Roman okumaktan farklı olarak oyun okurken kafamda bir sahne kurar, her bir repliği kafamda sahne akustiğinde aşırı dramatize ses tonuyla dikte ederim ve bu bana ekstrem bir haz verir.
Caligula, Camus’nün okuduğum üçüncü kitabıydı (Bu satırları yazarken dört kitabını okumuş bulunuyorum) ve söyleyebilirim ki beni en çok tatmin eden de Caligula’ydı.
Peki, Caligula nedir? Daha doğrusu, kimdir? Tam adıyla Gaius Julius Caesar Augustus Germanicus, üçüncü Roma imparatoru ve Roma tarihinin en zalim hükümdarı (en azından ilk 3’te). Barbarlığı, cinsel sapkınlıkları ve bencilce eğlenceleriyle namlanan Caligula’nın bu bozuklukları daha imparatorluğunun ilk yılında ölüm uçurumundan “neredeyse” yuvarlanmasıyla başlamış. Bir Roma şairi olan Juvenal’e göre ise Caeser’a onu delirten zehirli bir iksir verilmiş ama burası teferruat. Sonunda Caligula öyle bir noktaya gelmiş ki atını rahip ilan etmiş, hatta Senato’da bir yer sözü bile vermiş.
Tamam, iyi güzel de tarih kitabı okumuyoruz, oyun okuyoruz. Camus’nün Caligula’sı ise biraz daha farklı. Zalim olmasına zalim, hem de dibine kadar zalim. Ama onunki biraz daha “tanımlanamayanı tanımlama, imkansızı mümkün kılma çabası” (#32842261) denilecek türden.En sevdiği insanın kaybından sonra (Camus’nün absürdist olduğunu biliyoruz) uyumsuz’u fark ediyor ve bütün tecrübeleri toplamaya çalışıyor (Bkz: Sisifos Söyleni). Hiçbir şey istemiyor, arzulamıyor, tek bir şey dışında: mutlak güç ve hakimiyet (tabi söz konusu absürdizm olunca bundan da %100 emin olamıyoruz). Koskoca Julius Caesar, Camus’nün ellerinde biçim değiştiriyor. Bu sefer mermerden bir David değil de David’den bir topak kil çıkıyor sanki.
Bir de Caligula’nın mantık ilkesi var, ki gözden kaçmaya çok müsait bir ayrıntı. Hani insan olmanın getirdiği en temel ikilemlerden biri: “Duygular mı mantık mı?” Caligula mantıkçı. Ama mantık dediysem küçümsemeyin. Duyguları Drusilla ile ölmüştür artık. Mantık ilkesini daha iyi anlamlandırabilmek için Sisifos Söyleni’nden bir alıntıyı kullanacağım:
Mantıklı olmak her zaman kolaydır. Sonuna kadar mantıklı olmaksa, neredeyse olanaksız bir şey. ( #32002239 )
Camus neredeyse olanaksızı gerçekleştirebilmek için bir imparator seçmiş bence ve böylece Caligula’nın sınırsız imkanlarıyla sınırları aşmaya çalışmasını göstermiş.
Kitabın edebi ve felsefi yanını bir kenara atacak olursak, sırf Caligula’nın hazırcevaplığı için bile okunabilecek bir eser Caligula.
Son bir şey, okurken Sergei Rachmaninoff'un Piano Concerto no.2 op.18'ini dinlemenizi ŞİDDETLE tavsiye ediyorum. Kitabın içerdiği gücü ve deliliği %105 artırıyor.
——— (kapanış)
Evet arkadaşlar, Caligula’ya dair söyleyeceklerim bu kadardı. İncelememi beğendiyseniz altta kalp tuşuna basarak beğenmeyi ve bunun gibi daha çok içerik için kanalıma abone olmay- aman, hemen buradan (Merv) takip etmeyi unutmayın. Sağlıcakla kalın.
136 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Caligula 37-41 yılları arasında dört yıl hüküm sürmüş, zalimliği, merhametsizliği, ahlaksızlığıyla ün yapmış bir Roma İmparatoru'dur. Şöyle ki aklına estiği zaman istediğini öldüren, insanlara işkence yapan ve bunları yaparken büyük bir haz, mutluluk duyan bir akıl hastasıdır. Psikopatlık ve iğrençlikte sınır tanımayan bir adamdır. Bunların yanı sıra sınırsız güce sahip olan Caligula kendisini Tanrı olarak görmektedir. Bu tarihi karakterin genel olarak temel özellikleri böyle. Albert Camus eserinde bu tarihi kişiliği ve olayları kusursuz bir edebi yapıt olarak ortaya koyuyor. Baştan sona felsefi düşünceler içeren bir eser. Albert Camus kitabın neredeyse her sayfasında ortaya bir bakış açısı sunuyor, sorguluyor, size sorgulatıyor, uzun uzun düşünmenize sebep oluyor.

Albert Camus'dan okuduğum tiyatro eserlerinin çevirmeni Ayberk Erkay. Çevirilerinde muhteşem bir şiirsellik var. Bu anlatım şeklinde yazar kadar çevirmenin de büyük payının olduğunu düşünüyorum. İyi okumalar...
136 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
"Kolay değildir hayat ama mümkündür teselliyi bulmak sanatta, inançta, insanları sevmekte."

Albert Camus'nun okuduğum ikinci tiyatro eseriydi. Birincisi "Doğrular" idi, yine o eserde olduğu gibi tarihi bir hikayeden yola çıkarak kendi felsefesiyle bütünleştiriyor Camus... Burada yer yer "Sisifos Söyleni", yer yer de "Başkaldıran İnsan" esintileri bulmak mümkün. Bu arada, elbette ki okumadan önce Caligula'nın kim olduğunu öğrenmek yerinde olur.

Caligula kısa süre hükmetmiş olsa da tarihe adını yazdırmış bir isimdir. Adını yazdırmış dediysek, başarılarıyla değil, sapıklıkları, manyaklıkları ve zorbalıklarıyla... Peki Camus onu neden konu etmiş dersek, öncelikli olarak Hitler ve Nazizm'e karşı yazılmış olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan belli de bir anlamda 1984 gibi 'geleceğe bir uyarı' anlamı taşıdığını söyleyebiliriz.

Kitabın üslubuna bakacak olursak, öyle tarihteki gibi sürekli olarak Caligula'nın deliliklerinden bahsetmiyor Camus... Onun Caligula'sı son derece aklı başında bir hükümdar. Caligula sonsuz iktidara sahip olduğu için aşırı şımarık ve son derece doyumsuz, yüksek zeka belirtileri gösterirken, insanlara karşı merhamet veya herhangi bir sevgi beslemediği için, kendini tatmin etmeye insanları kullanarak ulaşmaya çalışıyor. Caligula'ya en uygun cevap da yazının başında kullandığım cümle oluyor. Evet, herkes için hayat farklı bir şekilde zor ama hayata tutunmak için de farklı yollar mevcut.

"Caligula", beni uzun süre etkileyecek bir metin oldu. Yine geçmişten gelen bir mesaja kulak verelim...

"Zorbalığı dize getirmek mümkündür fakat bu izansız kötülüğe karşı vereceğimiz savaşta, bizleri ancak kurnazca hamleler zafere taşıyabilir."
136 syf.
·2 günde
Güzel bi eserdi, zevkle okudum.
Roma imparatoru Caligula'nın kızkardeşiyle gayrimeşru ilişkisi vardır. Kızkardeşi ölünce deyim yerindeyse kafayı yer Caligula. İmkansızı elde etmek için çırpınır, altı üste, üstü alta getirmeye uğraşır. Etrafında ki insanları canından bezdirir vicdansızlığıyla, ahlaksızlığıyla.
Kendini kadiri mutlak görür ama sonunda her fani gibi onunda sonu yıkımdır.
Şiddetle tavsiye ederekten;
Keyifli okumalar...
136 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
İki ilk bir arada oldu benim için Albert Camus ve oyun...Kitaptan son bir alıntı ile yorumumu bitirmek istiyorum.[...]Kim cüret edebilir seni yargılamaya şu yargıçsız, şu kimsenin masum olmadığı dünyada!
136 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Bu kitapta Albert Camus'un Caligula'sını tarihi açıdan değerlendirmemiz doğru olmaz. Zira Caligula adını tarihe ne kadar delilik, sapkınlık ve s. kötü yönleriyle yazsa da bu suçlamaların kesin bir delili yok. Tarih kazananlar tarafından yazılır. Yaşadığı dönemde imparatorlarla senatorlar arasında bir yönetim kavgası yaşanıyordu. Onunla ilgili kaynaklar da çoğunlukla muhalifleri tarafından kaleme alınmış. Ama bizim dilde bir deyim var "Od olmayan yerdən tüstü çıxmaz". Yani bence yazdıklarında doğruluk payı mutlaka vardır.

Camus'un Caligula'sıysa ne kadar sapkınlığıyla ve garip hareketleriyle göze batsa da zeki olduğu göz önünde:
"Cherea --- Yarışmaya sen de katılacak mısın Caius?
Caligula --- Gereksiz. Ben şiirimi çoktan yazdım.
Yaşlı yurttaş, telaşla --- Nerde bulabiliriz onu?
Caligula --- Kendi yöntemimle her gün okuyorum zaten."

Herkes kendi şiirini okumalı, başkalarının değil.

Ve sonda beni en çok Helicon karakteri etkiledi. Onun sadakati, şakaları ve sondakı haklı isyanı kitaba renk katmış.
#41080363
136 syf.
·Puan vermedi
“Caligula:
Yalnızlıkmış! Sen kimsin adını anacak yalnızlığın? Sen nereden bileceksin yalnızlığı? Sen o şairlerin, sen o acizlerin yalnızlığını bilirsin ancak! Yalnızlık! Söyle bana hangi yalnızlık? Ah, kim tadabilmiş yalnızlığı, kim? Kimse! Asla! Nereye gitsen peşinde geçmişin yükü, geleceğin yükü! Bırakmaz peşini aldığın canlar. Ah ama sanma ki yalnız onlar! Bil ki mahkumsun yürümeye sonsuza dek sevdiklerinle, sevmediklerinle, sevenlerinle, pişmanlıklarınla, arzularınla, acılarınla, sevinçlerinle, bil ki bırakmayacak peşini orospular, bırakmayacak peşini tanrılar! Ah yalnızlık! Benzemez başkasına benim yalnızlığım, dört yanımı sarmış hortlaklar, kalmışım biçare, neler vermezdim tatmak için gerçek bir yalnızlığı, bir ağacın sessizliğini, titreyişini! Yalnızlıktan bahsetme bana! Benimkisi başka, dişler gıcırdıyor benim yalnızlığımda, kulağımı tırmalıyor uğursuz haykırışlar, gaipten uğultular. Koynumda bir kadın, gece örterken üstümüzü ve ben sanırken etimin nihayet yatıştığını, sanırken ölümle yaşam arası bir yerde ben olana nihayet dokunacağımı, o an uyanıyor yalnızlığım her defasında, yanı başımda kadın sere serpe, kasıklarıma sinmiş keskin bir koku ve o koku sarıyor benim yalnızlığımı.”

Herşeyi olan bir insan ne ister? Bir sürü eylem içinde kendisine denk bir güç bulamazsa isteyebileceği tek şey dünyevi olmaz elbette. Bir tiran dünya dışından bir şey ister. Ay’ı ister mesela. Özgür olmayı bilir ve özgürlük kavramını elindeki gücünü sonuna kadar kullanmak olarak görür belki de. Özenir dünya dışı bir varlığa ya da varlıklara.

“Hak verirsin ki, güce tapan bir insan pek hazzetmez tanrılarla rekabete girmekten. Eh ben de ne yaptım bu rekabeti ortadan kaldırdım. O sözüm ona tanrılara, bir insan evladının, eğer canı isterse, onların o kıytırık işlerini iki günde öğrenip pek de güzel icra edebileceğini gösterdim.”

İspat etmeye çalıştığı şey kendi gücünün sınırlarıdır. Halkına ve tebasına dayattığı şey yapabilirim demekten öte değildir. Aradığı her ne ise onu dünya üzerinde bulamaz ve bir yok etme mantığı geliştirir. Etrafında bir sürü komplo bir sürü yalan bir sürü riya dolaşır. Çünkü diğer insanlar da açtır o güce. Severler bir yandan onu bir yandan da nefret ederler. Konumudur kıskandıkları ya da yapabilme erki. Bir insana güç vermeden anlayamazsın onun gerçek karakterini. Yapma ve yıkma gücü elinde olan bir tiran için ikiside aynı kefededir. Yıktığı gibi yapar ya da yaptığı gibi yıkar.

“Yaşıyorum, öldürüyorum, yok etmenin muazzam gücüne sahibim. Yaratan’ın gücü koca bir hiç benim gücüm yanında! İşte budur mutlu olmak. Mutluluk budur. Bu sınır tanımaz cürettir mutluluk, hiç kılmaktır kainatı, etrafımı sarmış bunca kan bunca nefrettir, eşsiz inzivasıdır kendi hayatına şahit insanoğlunun, cezasız kalmış katilin taşkın neşesidir, nice yaşamları parçalayan ezip geçen bu gaddar mantıktır mutluluk...”

Yalnız bir mutluluk hissi elbette bir körleşmedir. Tutkunun kölesi olmak bir çok açmazı yanında getirir. Etrafına kan öfke ve güvensizlik katar. Tarihin tüm tiranları bir sürü ölümün sebebi ve keyifli izleyicileridir. Neron Roma’yı yakarken mutluydu ya da hitler savaş sırasında keyifliydi. Yaptıklarının sonuçları kendi mantığına uygun önemsiz ayrıntıdan ibaretti. Kayıplar elbette olur önemli olan yüce idea ya da imparatorluk. Her şey mübah bu yolda.
İnsanoğlu daima bir arada yaşamanın zorluğunu yaşadı. Bir arada olmak için bir sürü totem tabu yaptı kendine. Güvende hissetmek isteği daima ağır bastı ve bizden olan ve diğerlerini ayırmanın bir yolunu buldu bu şekilde. Bir ayrım gerekti daima ırk, din, kültür vb. Bunlar ile ayırdık kendimizi diğerlerinden de bunun devamı için ne gerekiyorsa yaptık. Sonra da çıkarımıza ters düşen tiranı öldürdük. Albert Camus bu oyunda daha kişisel acılardan çıkıp sorgulamakta gücü, özgürlüğü, itaat ve sadakat duygusunu. Bir çok çıkarımda bulunurken eni kökü bir mutluluk ve huzur arayan insanlığı sorgulamış, şiirsel bir dille ve biraz da yüksek perdeden. Okurken o gücü değilde tedirginliği yaşadım ben bir tiranın etrafında olmanın tedirginliğini. Keyifli değildi okumak ama çok iyi bir yolculuktu ayağıma diken bata bata okudum! Ama inanın muhteşem çıkarımlar edindim kendi adıma.
136 syf.
·7 günde·8/10
Roma imparatoru Caligula'nın Drusilla'sını kaybetmesiyle başlar oyun. Kayıp sonrası Caligula tüm ahlaki değer ve yasaları hiçe sayıp Romayı yıkıma sürüklemiştir. Ensest ilişkileri, sapkınlığı ve deliliği ile dikkat çeken Caligula kendi deyimiyle 'imkansızın arzusuyla tutuşuyorum, derdim bu, yetmez oldu bu dünya bana' diyerek imkansıza olan arzusunu haykırır adeta.

Caligula kendisini tanrı olarak görür, ona tapınılmasını emreder ayrıca ayı da ele geçirmek ister. İmparatordur ve haliyle güç sahibidir Caligula ve bu onu zalimleştirmiştir. İnsanları ölmeye mahkum mutsuz yaratıklar olarak görür ve canı istediği için adam öldürür, idam ettirir.

Kendisinin sonunu kimin getireceğini de şu sözlerle dile getirmiştir: "Aptallık vicdanı kazır Caesonia yürekten. şerefine leke düştü sanır, gözü bir şey görmez olur aptalın. Ah ama biliyorum, o çocuklarını, o babalarını öldürttüğüm insanlar almayacak benim canımı! Onlar anladılar beni. Onlar benden yana. Onların da ağzın da aynı tat. Asıl ötekiler Caesonia, asıl o sövdüklerim, o aşağıladıklarım, o iki paralık ettiğim adamların elinden gelecek sonum, söyle ne gelir elimden onların o yaralı gururlarına karşı? "
İşte böyle bir imparatordur Caligula.

Keyifli okumalar..
136 syf.
·Puan vermedi
Bir kayıpla başlar kitap. Caligula, Drusilla'sını kaybeder. Ama bu kayıp Caligula için bir kazanca dönüşür. Birtakım ahlaki değerleri sorgulayarak, yaşamı anlamasını sağlar ona göre bu kayıp. Mutlak iktidar olma yolunda bir dönüm noktasıdır.
Güç ve ahlak. İkisini birlikte yorumlamak çoğu zaman imkansızdır. Ve İmparator Caligula imkansızı ister. İkisini de kendince yorumlar. Doğru ya da yanlış fark etmez. Aslolan gücün sahibi olmak.
Caligula'ya göre insanlar; "Ölmeye mahkum ve mutsuz yaratıklardır." Ölüm ise ona; yakınlarını öldürdüğü kişilerden değil, gururunu incittiği aptal yaratıklardan gelecektir. Ve ona göre, yalnızlığa mahkum olacaksa insan, ne zaman olacağı fark etmez. Onu olduğu gibi kabul edenlerin ölümünde bulacaktır bazı şeylerin anlamını Caligula.
Ve gerçek acı, insanın sevdiğini kaybetmesi değil, kederin yüreğinden silinmesidir.
Mesele acı veya keder de değildir.
"Bütün mesele imkansızın kendisi! Mümkün olmayanı mümkün kılmak bütün mesele." Öyleyse Scipion'un deyişiyle "en büyük günahı" işlememek için bir sebep var mıdır gücün karşısında?
İşte budur insan olmak. Şu sözlerle anlatır Caligula bunu: "Ne acıymış meğer, ne yamanmış insan olmak!" Böylece aşktan da vazgeçmelidir insan, her şeyden olduğu gibi.
Ve tüm bunlara rağmen gülerek haykırır Caligula:
"Yaşıyorum hâlâ!"
Ah Caligula ah! Bir yetebilseydi yüreğine aşk..
94 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Roma imparatorluğunun üçuncü imparatoru Gaius Julius Caesar Augustus Germanicus, yani daha çok bilinen adıyla Caligula. (37 – 41 yılları )4 yıl boyunca hüküm sürmüş, ancak bu kısa hükümdarlık süresine çok fazla sapkınlık, vahşet, delilik, zulüm, vs. sığdırmayı başarmış,kişiliği,fikirleri ve yönetim şekli bu sefer Fransiz yazar,gazeteci ve düşünür Albert Kamusun oyununa konu oluyor..
Caligula ,Kamus'un tiyatro türündeki ilk ve tek yazısıdır...
Oyunda konu olan Caligula ,dönemin yönetimi ve şartlarına yoğunlaşmaktan ziyade,Camus un eserlerinde ,felsefeyi bir felsefeci değil de,edebiyat üzerinden dolayli da olsa,varolma felsefesine ,hayatın anlamı üzerine atifta bulunmaktadır...
Dôrt perdelik oyun,ilk başlarda yaşamnın anlamına yoğunlaşırken,devamında artik,Caligula nin üzerinden(Caligula yönetimi sirasında istediğini yapabilen,kendini tanrılaşmış bir hükümdar olarak gôrmektedir) yôneticilerin ,halk üzerindeki istediklerini yapabilme ve yaptırabilme durumuna atıfta bulunur,zira kitabin yazıldıği dônemde Camus da ,dünya da, hem birinci dünya savaşının yıkıntılarıni tamir etmeye çalişırken,bir yandan da ikinci dünya savaşınin eşiginde bulunmaktadir...
Sayfa sayısı olarak "Okudumbitti "tarzında bir kitap aslında,çabuk okunabilen(40lı yılarında yaşamış ,yaşamından yaklaşık olarak 1900 sene sonra dönemin önemli felsefi ve sosyal noktalarına konu olan sapkın ve vahşi ruh Caligula )çokça düşünduren ..Keyifli okumalarınız olsun...
136 syf.
·3 günde
İmkansıza aşık olmuş bir imparator Caligula. Elinde olan güç öyle kudretli ki Caligula'nın kalbi kör oluyor bu güç yüzünden. İstediği her şeyi elde edebiliyor ve bu artık ona çok sıkıcı gelmeye başlıyor. Bunun üzerine imkansızı istiyor. Anlaşılmıyor, kalbinin derinliklerindeki istek ve arzu, bu yüzden daha da zorba oluyor tabi ki.

Başkaldıran İnsan'dan sonra okuyunca fikirler daha bir anlaşılır oldu sanki. Salt özgürlük insanı insan yapmıyor maalesef. Tabi ki de bu insana göre değişir ama içi bencillik, kin ve nefret dolu insanların çoğunun. Bu yüzden sınırlı bir özgürlük, yasalar, dinler, ahlak, ihtiyacı doğuyor insanın insan kalabilmesi için. Caligula buna çok güzel bir örnek olmuş. Yazarın kalemi sağolsun, kullandığı cümleler, betimlemeler ve kalıplar anlatışı kat be kat güzelleştirmiş. Kesinlikle okunması gereken bir tiyatro oyunu olduğunu düşünüyorum, okuyun ve de okutun efendim; iyi okumalar.
94 syf.
·Puan vermedi
Caligula bir insanin ne kadar igrenclese bileceginin zirve noktasidir bazen kamışlara karsi savasan bir deli bazen sadist,bazen de seksomanyak
Oyun tarzinda yazilmasina ragmen okumaniz bittikten sonra eminim hayatini dahada araştıracaksınız dir
Çünkü kim atına bir saray yaparki

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Caligula
Baskı tarihi:
7 Haziran 2017
Sayfa sayısı:
94
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757354079
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Berfin Yayınları
Baskılar:
Caligula
Caligula
Caligula
7 Kasım 1913'te Mondovi (Cezayir)'de doğdu. Albert Camus'nün babası savaş sırasında ölen bir Arap. Küçük bir zanaatçı. Çoğunlukla Kuzey Afrikalı Fransızlar gibi annesi İspanyol bir aileden gelme. Çocukluğu ve Cezayir'deki gençlik yılları, yoksulluklar, güçlükler, sıkıntılar, sayrılıklar içinde geçti. Öğrenim yılları Alger'de geçti Alger Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin Felsefe Bölümü’nden diploma ve lisansını aldı. Plotin ve Saint Augustin üzerine doktorasını verdi. Çeşitli görevlerde bulundu. 1960'ta bir yol kazasında yaşamını yitirdi.
Albert Camus‘nün yapıtları çevrildiği ülkelerde büyük yankılar uyandırdı. Bunların başında; La Peste, L'Etranger (Yabancı), Le Mythe de Sisyphe ve 1938'de yazdığı Caligula gelir.
Caligula açıkça belirtir: Kişiler ölür ve onlar mutlu değildir. Roma'nın tek egemeni, sona değin us yolunu dener. Görülmemiş zırvalıklarla çevresine korku salar ve dalkavuklarının hançeri altında ölünceye değin olanaksızı yakalamaya çalışır.

Kitabı okuyanlar 180 okur

  • Nnc Inah
  • Kyrios & Maldoror
  • Siyah
  • Yağmur
  • Akhenaten
  • Zamo
  • Gökhan Aktaş
  • Güney Erkurt
  • Aynur Sadullahoğlu
  • *ilge

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%3.6 (2)
9
%0
8
%1.8 (1)
7
%1.8 (1)
6
%1.8 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0