Bütün Oyunları 5

Adiller

Albert Camus
Çevirmen:
Ayberk Erkay
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Ölümlülerin Halk ve Vatan Aşkı
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2025 75. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2025 00:45
Bir katil olmaktan daha aşağılık bir şey varsa, o da bir başkasının canını dahi yakamayacak bir insandan bir katil yaratmaktır.Albert CamusAlbert Camus’nun Adiller oyununu bu sözle bitirmesi, sadece bir kitap cümlesi olmaktan çıkıp yüreğime kazındı. Oyun Çarlık Rusya’sında geçse de, bu söz beni 68 kuşağının ışık saçan gençlerine götürdü: ;Denizlere, Sinanlara, Mahirlere, Hüseyinlere, Yusuflara... Onlar sadece birer üniversite öğrencisiydi. En başarılı okullarda okuyorlardı. Zeki, sorgulayan, adalet ve özgürlük isteyen gençlerdi. Atatürk’ten sonra ülkenin neden geriye gittiğini fark etmişlerdi. Ama karşılarında halkı kandıran, cahilliğe ve ABD'ye teslim olmuş iktidarlar vardı. Bozulmuş Emevi dini 1000 yıldır bu topraklarda nasıl ki Anadolu insanının iki yakasını bir araya getirmediyse, bu zehirden ülkece arınmadıkça daha binlerce yıl boyunca ne yazık ki ilerleme olmayacaktır. Bu Emevi geleneğinden beslenen ve halkı yüzyıllardır uyuşturan anlayış, Anadolu'nun kaderini kararttı. Son bin yıla baktığımızda (Selçukludan Osmanlı’ya, oradan Cumhuriyet’e) Atatürk dönemi dışında kalıcı bir ilerleme göremiyoruz. Çünkü mesele Atatürk değil, onun halk için attığı cesur adımlar ve devrimlerdi. Biat etmeyen, düşünen, hak arayan bir toplum inşa etmeye çalıştı. Camus'nun AdillerAdiller oyunu, işte bu mücadeleyi evrensel bir çerçevede ele alıyor. 1905’te Çarlık Rusya’sında geçen oyun, Çar’a suikast düzenlemek isteyen bir devrimci grubu konu alır. Kitabın baş karakteri, bana hep Deniz Gezmiş’i anımsatan Yanek Kaliayev'dir. İlk denemede, arabada çocukları görünce bombayı atmaz. Çünkü devrim, masumların ölümüyle kirlenmemelidir. Grup içinde bu tutum tartışılır. Bir sonraki girişimde sadece Çar’ın bulunduğu araca bombayı atar,
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2022 26. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ağustos 2022 17:34
ne okudum da bitirdim ben az önce.. Katillerin bir devlet başkanını öldürmek için yaptığı planı mı? Yoksa insanlığın yıllarca ayaklar altına alındığı zamanlarda sırtında yer edinmiş kırbaç izlerini taşıyan kölelerin, acı çekmiş insanların her bir acısına yönelik içinde biriken nefretin vücut bulmuş halleriyle mi tanışıp, anlamaya çalıştım yaşadıklarını? Katilden sayılıyorlar mıydı gerçekten bu sosyalistler! Evet katildiler. Tek bir farkla, bu davada mefta celladını kendi yaratmıştı. Albert Camus un dili tiyatro okumayan birinin dahi ilk okuyuşta anlayacağı türden yazması (Shakespeare ın diliyle karşılaştırınca gerçekten zorlanmazsınız) ve konularının toplum içinden, öğretici vs nüktelerden metinler çıkarıyor olması.. üslup ve olay örgüsü çok etkileyiciydi. Mutlaka okumanızı öneririm
Edebiyat
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma
Adalet kolay mı?
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2024 33. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 17 Ekim 2024 06:25
Herkese iyi günler dilerim.. Tiyatro tarzında yazılmış bir eser Adiller. Bu kitap ağır geldi bana. Adaletin zor olduğunu bilirdim ama bu kitabı okuyunca... Adalet gerçekten yakalanması çok zor bir ideal. Çoğumuz "Adalet, adalet!" diye bağırıyoruz da kendimizi hiç sorguluyor muyuz bizde adalet var mı, adalet için bir şey yapıyor muyuz yoksa adaleti bizim dışımızda bir şey olarak mı görüyoruz? "Sonra anladım ki, haksızlığı dile dökmekle yetinmenin bir faydası olmuyormuş. Haksızlığa karşı savaşacaksan, hayatını koyacaksın ortaya." (Syf. 23) Dora DULEBOV, İvan KALYAYEV, Stepan FEDOROV, Borya ANNENKOV , Aleksis VOYNOV; adaletsizlikle savaşmak için bir araya gelmiş kişiler. Rusya'yı daha iyi bir yarına ulaştırmanın idealine tutulmuş kişiler.. Grandükü ortadan kaldırmaya karar veriyorlar. Değil mi ki adaletsizliğin kendisi elle tutulamaz, gözle görülemez. Ama adaletsizliğe hizmet edenler kanlı canlı önündedir. Peki ama bu iyi bir yöntem mi? Yani adaletsizliğe hizmet edenleri ortadan kaldırmak?. Dedim ya "Adalet gerçekten yakalanması çok zor bir ideal." Belki çoğumuzun adalet diye içi gidiyordur ve hatta adalet için savaş da veriyoruz ama doğru yöntemi bulabiliyor muyuz adaleti elde edebilmek için? Hep yanlış giden bir şey var. Yapamıyoruz. Albert Camus karakterlerin iç karışıklıklarını o kadar iyi yansıtmış ki! Ayrıca o kadar kanlı canlı geldiler ki bana sanki elimi uzatsam dokunacağım da sıcaklıklarını hissedeceğim. Karakterlerin adalete olan aşkları onları eritiyor. Öyle ki artık kendilerinden bile vazgeçiyorlar. Gözleri bir parıldıyor bir sönüyor. Açıkçası kısacık bir eser ama o kadar etkilendim ki Albert Camus'nün kalemine bir kez daha hayran kaldım. Tek oturuşta okunacak bir eser fakat etkisi uzun süre hissedilecek bir eser. Belki de yaralarımıza dokunduğu için bu
İnceleme
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2022 3. kitabı
Kitabı 90 sayfa kadar okuduktan sonra isminin 'Adiler' değil de 'Adiller' olduğunu fark ettim. Bu hep böyle miydi acaba? Adiller'in olduğu yerde Adiler'de mi olacaktı hep. Çok da büyük bir eksiklik hissettirmedi 'l" harfi; çünkü bazen insanlar adil iken adi, adi iken adil bir bireye dönüşebiliyor. Velhasıl kelam sizi kimin ne zaman ve nasıl yarı yolda bırakabileceğini muhteşem kelime danslarıyla anlatıyor ki zaten artık insanlık olarak bir başka insanın bizi yarı yolda bırakma hakkına sahip olduğunu kavramamız gerekiyor. Geçmişi size bağlı asla kalamaz. Anıları onu her an her yerde çıktığı yoldan geri döndürebilir. Bu yüzdendir kimseye güvenilmemesi gerektiği. Teşekkürler
Edebiyat & Roman
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma
Camus ve Ben
Puan vermedi·128 syf.··
2021 27. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2021 22:58
Özet: Camus'ye karşı özel tutumlarımın yoğunlukta olduğu bir incelemedir. Yapılacak herhangi bir tanım yoksa, başlangıçları pek beceremiyorum. İlk olarak söylemek gerekirse, bu incelemeyi yazmadan önce yazılan incelemeleri okudum ve göz gezdirdim. Yeterli açıklamalar olduğu için, kendi Camus serüvenimi anlatmak istiyorum, o yüzden uyarıyla başlamayı tercih ettim. Camus, artık okuyan ve okumayan birçok kişinin bildiği üzere, "saçmalık", "isyan", "basitlik", "özgürlük" kavramlarıyla anlatılır ve izah edilir. Beni en çok etkileyen yanları saçmalık değerlendirmesi ve başkaldırı ahlakı. Bu kitabı okurken, içten içe isteğim bu iki olguyu kitapta az da olsa bulabilmekti ve umarım yanılmadıysam bulabildiğimi düşünüyorum. Yazar, muhakkak özünde benimsediği düşünceleri ufak nüanslarla ortaya çıkarabiliyor. Yüzeyde bir suikast sürecinin yaşandığı bu tiyatro metninin ardında, adalet olgusunun dayanakları ya da geçerliliği, özgürlüğün bedelleri, ödenecek bedellerin kişinin vicdanıyla çatışmasının değerlendirişini gözlemledim. En çarpıcı cümlelerden biri: adalet için bir çocuğu öldürebilir misin? Adalet, çarpıtılan, çıkarlarla maskelenen, gelişigüzel yorumlanan ve aslının dünyada vücud bulabilmesiyle ilgili kuşku duyduğum bir olgudur. Ölüm ve yıkım ile adaletin sağlanıp sağlanamayacağı kitapta en çok üzerinde durulan bir mevzu ve günümüze kadar en çok desteklenen ve en çok tartışma konusu olan konulardan biridir de bu. Özellikle, güvenliği tesis etmekle görevlendirilen kişilerin, güvenlik ya da genel olarak adalet ve özgürlük için öldürmekle yetkilendirilmesi ve bu kişilerin bu görevi istenilen şekilde yerine getirebilmesi için edinmesi gereken görüş birliğinin ve motivasyonun nasıl sağlandığı ve gün gelip de bu düşünce birliği ve motivasyonun bozulma sürecine girdiğinde kişinin
1000Kitap
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma
Bitmeyen Kavga
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2022 46. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Temmuz 2022 19:34
Bir insanı hayata bağlayan şeyleri elinden almaya kalkıyorsan, hayalini kurduğun o günün mutlaka geleceğinden emin olmak zorundasın. Düşünmeden yazmam gerekir düşündüğümde boğazım düğümlenir sadece düşünür içinde çıkamadığım bir girdaba girerim. Niye hiç yaşamadık maddem yaşamayacaksak niye geliyoruz ki bu çöplüğe benim gibi Albert CamusAlbert Camus ‘ ta düşünmüş ve bir gurup devrimci gencin hayata kalma savaşını anlatıyor bu kısa tiyatral oyunda. Niye birileri hep bizden çalıyor onu geri alırken niye hep suçlu olan biz oluyoruz?… Birileri yaşasın diye birilerinin ölmesi mi gerek ? Sadece sorular var niye kimse bir cevap vermiyor? Salak insan gurupları toplanmış beş kişinin uydurduğu yaşam yorumunu benim de yaşamam gerektiğini söylüyor. Bana ne diyorum.!! Üstüme bütün kapıları kapatıyorlar.. Yıkımla geliyorum yıkarak ölerek çıkıyorum … Okurken, ağladığım ender kitaplardan biri. Aynı hikayeler farklı oyuncular, insanlar topluluklar halinde yaşamaya başladığı günden beri savaşlar, kavgalar hiç bitmedi biri diğerinin hakını alırken bu hakları savunacak yürekli devrimci insanlarda hep olacaktır. Dünya hiç huzurlu bir yer olmadı. Olmayacakta … huzurlu okumalar.
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma
Devrime giden yoldan küçük bir kesit
10/10
·128 syf.··
2021 82. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2021 02:03
"Bütün Rusya Tutsak. Ama hepimiz bir olup bizleri tutsak eden bu zindanın duvarlarını paramparça edeceğiz." Böyle der sosyalist devrimci grubun lideri Borya Annenkov. 1904'teki Rus-japon savaşında (bu savaşı muhteşem bir şekilde anlatan Kızıl KahkahaKızıl Kahkaha eserini okuyun kesinlikle) yenilen Rusyada sefalet diz boyudur. Tek yol devrim diyerek planlar yapan ve Çarın amcası olan Granddükü bir bombalı saldırı ile öldürme planları yapan devrimci grup suikast anı yaklaştıkça öldürme eylemini sorgulamaya başlar. Birilerini öldürmenin haklı yanları olabilir mi? Vicdan ve davaları arasında gidip gelen devrimciler bakalım neye karar verecektir. Bu tiyatro metni önsözde Camus'un dediği gibi gerçek bir olaydan yola çıkılarak kaleme alınmış. Hatta suikastçı timi Kalyayev'in adını bile değiştirme gereği duymamış yazar. Camus'un muhteşem kaleminden devrim tarihine dair okunulası bir eser. 124 sayfa ama o kadar akıcı ki bir oturuşta bitirebilirsiniz. Ben keyifle ve bazen de hüzünle okudum. Kesinlikle tavsiye olunur.
Tarih
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2020 27. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 30 Mart 2020 04:34
Yıl 1905. Rus halkı sefalet içinde yaşamını sürdürüyor. Ülke çapında köylüler işledikleri toprağa sahip olamamaktan, işçiler ise yaşam ve çalışma koşullarından şikayetçi. 1905 yılında Rusya, Japonya’ya savaş açar. Japonya savaşı önde götürünce tüm büyük fabrikalarda grevler başlar, terör eylemleri yayılır. Çar, halktan koptuğunun farkında değildir. 22 Ocak 1905’te, Saint-Petersburg’da, Papaz Gapone önderliğinde 100.000 işçi, “Tanrı Çar’ı Korusun” marşı eşliğinde, Çar II. Nikolay’a dilekçe sunmak için saraya yürür. Silahsızlardır. Bu dilekçe, makul bir asgari ücret ve makul iş saatleri isteğini kapsar. Çar, vur emri verir. Yaklaşık 1000 ölü, 2000 yaralı... Bu olaya “Kanlı Pazar” adı verilir. Çar’ın amcası Grandük Sergey, Moskova valisi olarak devrimci gruplara karşı bir av başlatır. Kanlı Pazar’dan sonra iyice artan terör hareketleri, Grandük’ün suikastine yol açacaktır. Oyunumuzun ana kahramanı Ivan Kalyayev, Varşova’da doğmuştur. Şairdir. 1897’de girdiği Saint Petersburg Üniversitesi’nden protestolara girdiği için atılmış, Ukrayna’ya sürgüne gönderilmiştir. 24 yaşında Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne katılıp, çok konuşup hiç eylemde bulunmadıkları için kısa sürede bu partiden ayrılmıştır. Lviv’e gidip Lemberg Üniversitesi’nde öğrenimine devam ettikten sonra, Berlin’de tutuklanıp Rusya’ya sürülmüştür. Varşova’da kısa bir hapislikten sonra Yaroslavl’a sürülüp, orada Boris Savinkov(Oyunda Borya Annenkov) ile tanışmıştır. Çok sevdiği ve tutkunu olduğu hayatın başkaları için daha güzel olması adına, kendi hayatını feda etmeyi göze alacak, Kanlı Pazar’dan bir ay sonra gerçekleşecek suikastın, 1917 devriminin yol göstericisi olacak 1905 devriminin en büyük kahramanlarından biri olacaktır. Grandük Sergey’in Bolshoi Tiyatrosu’na gittiği bir gün, arabaya bomba atılması
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2023 17. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2023 07:14
"Dünyada tek bir insanın dahi zinciri durduğu sürece boynunda, o özgürlük sandığın bir zindandan ibaret kalacak." Adiller, Albert Camus'nün yaşanan bir devrimi tiyatro metnine döküşüdür. Kendisinin de belirttiği gibi hiçbir karakter ve olay değiştirilmeden aktarılmıştır. Ve kitabın başında da bu devrimi desteklediğini ve saygı duyduğunu şu sözlerle belirtmiştir: "Adiller'in kahramanı Kalyayev'in gerçek adını bile korudum. Bunu bir isim bulmaya üşendiğimden değil, sırtlarına en merhametsiz vazifeyi yüklenmiş, yüreklerinin sesini dindiremeyen bu adam ve bu kadınlara duyduğum saygı ve hayranlıktan dolayı yaptım." Camus'nün bahsettiği "merhametsiz görev" de devrim hatta bir terör. Hakkın yerini bulması, Rus halkının refaha kavuşması için yapılan ve karakterlerin canları pahasına yaptıkları bir terör. Kitap bu terörün planlanması, uygulamaya geçirilmesi ve sonrasında yaşananları işliyor. Benim en çok hoşuma giden terörün planlama aşamasında karakterleri sürekli bir ruhsal çatışma hâlinde görmemiz. Son ana kadar davalarının haklılığını, ülkülerine olan bağlılıklarını sorguluyorlar. Bunun bir sebebi de öldürecekleri çarın o esnada küçük yeğenleriyle olması. Davaları uğruna çocuklara kıymanın doğruluğu ayrıma düşürüyor örgütü. Kimi, ülkenin tüm çocukları için birkaç çocuğun önemi olmadığını, acımanın devrimci ruhuna uygun bir şey olmadığını savunurken kimi şu sözleriyle bu görüşe karşı olduğunu ortaya koyuyor: "Çocukları öldürmek onura aykırıdır. Ve günün birinde ben yaşarken, devrim onura sırtını dönecek olursa ben de devrimden dönerim." Vicdan, merhamet gibi duyguların kalmadığı belki de sömürüldüğü insanların bu diyaloglarını okumak çok çarpıcıydı. Bu kısım bana Raskolnikov'un "sıradanlar ve sıradan olmayanlar" ile ilgili makalesini
Edebiyat
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma
9/10
·128 syf.·
2020 158. kitabı
"Senin mi benim mi, hangimizin haklı olduğunu görmek için beklemek gerek, belki üç neslin kendini feda etmesi gerek, onlarca korkunç savaş, devrimle yaşamak gerek. Gel gör ki yeryüzünü kaplayacak olan o kan yağmuru daha yeni kurumaya başladığında sen de, ben de, hepimiz çoktan toz olup uçmuş olacağız.".. Albert Camus "felsefi", "entelektüel" okumalar yapanların vazgeçilmez ismi. Bir yazarın büyüklüğü bir eserinin çok okunması ile mi anlaşılır? "Yabancı" yazarın en çok okunan kitabıdır. Belki de en çok yönlendirildiğimiz kitaptır.. Kimse eline tiyatro metni alıp okumuyor, başka coğrafyalarda durum yine aynı mı bilmiyorum ama bizim ülkemizde tiyatronun "okunacak" bir tür olduğu konusunda toplumla bir uzlaşma sağlayamıyorum ben. Okumayı da geçtim sahnede bir oyun izlemeye hevesli olanlar da bir azınlıktan ibaret. Sahnede izleyenlerin çoğu da metin halinde okumayı erdem saymıyor.. "absürt" bir durum.. Bana göre Albert Camus okumalarına tiyatro eserlerinden başlanılsa çok daha iyi olur. Felsefi eserlerine göre hazmedilmesi daha kolay olan metinlerdir. Camus okunması kolay bir yazar değil. Biz "nitelikli" okurlar elimize hemen bir "Düşüş" bir "Sisifos Söyleni"ni alıyoruz. Halbuki tiyatro metinleriyle de Camus, Camus'tur. Albert Camus kendini varoluşçu olarak da absürdizmin öncüsü olarak da görmüyordu. Yazmakla ilgileniyordu. Lakin insanlar kategorileştirmeyi boyunlarının borcu olarak gördükleri için onu illaki bir akıma dahil etmek adına çaba sarf ediyorlar. Dün okuduğum eserine göre de nihilist olur o zaman. Dün okuduğum tiyatro kitabında (Sıkıyönetim) şöyle diyordu Camus: "Benim felsefem budur! Tanrı dünyayı yadsıyor, ben de Tanrı'yı! Varolan tek şey olduğuna göre, yaşasın hiçlik!" "Hiçbir şey istemediğim için, her şeyin üstündeyim artık." Benim için önemli olan:
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.