Doğrular

Albert Camus
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Ölümlülerin Halk ve Vatan Aşkı
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2025 75. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2025 00:45
Bir katil olmaktan daha aşağılık bir şey varsa, o da bir başkasının canını dahi yakamayacak bir insandan bir katil yaratmaktır.
Albert Camus
Albert Camus
’nun Adiller oyununu
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2022 26. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ağustos 2022 17:34
ne okudum da bitirdim ben az önce.. Katillerin bir devlet başkanını öldürmek için yaptığı planı mı? Yoksa insanlığın yıllarca ayaklar altına alındığı zamanlarda sırtında yer edinmiş kırbaç izlerini taşıyan kölelerin, acı çekmiş insanların her bir acısına yönelik içinde biriken nefretin vücut bulmuş halleriyle mi tanışıp, anlamaya çalıştım yaşadıklarını? Katilden sayılıyorlar mıydı gerçekten bu sosyalistler! Evet katildiler. Tek bir farkla, bu davada mefta celladını kendi yaratmıştı. Albert Camus un dili tiyatro okumayan birinin dahi ilk okuyuşta anlayacağı türden yazması (Shakespeare ın diliyle karşılaştırınca gerçekten zorlanmazsınız) ve konularının toplum içinden, öğretici vs nüktelerden metinler çıkarıyor olması.. üslup ve olay örgüsü çok etkileyiciydi. Mutlaka okumanızı öneririm
Edebiyat
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2022 3. kitabı
Kitabı 90 sayfa kadar okuduktan sonra isminin 'Adiler' değil de 'Adiller' olduğunu fark ettim. Bu hep böyle miydi acaba? Adiller'in olduğu yerde Adiler'de mi olacaktı hep. Çok da büyük bir eksiklik hissettirmedi 'l" harfi; çünkü bazen insanlar adil iken adi, adi iken adil bir bireye dönüşebiliyor. Velhasıl kelam sizi kimin ne zaman ve nasıl yarı yolda bırakabileceğini muhteşem kelime danslarıyla anlatıyor ki zaten artık insanlık olarak bir başka insanın bizi yarı yolda bırakma hakkına sahip olduğunu kavramamız gerekiyor. Geçmişi size bağlı asla kalamaz. Anıları onu her an her yerde çıktığı yoldan geri döndürebilir. Bu yüzdendir kimseye güvenilmemesi gerektiği. Teşekkürler
Edebiyat & Roman
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2018 121. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 29 Kasım 2018 21:45
"Yoksulluğu, adaletsizliği kökünden silmek, eşitliğin, insancılığın, sevginin güneşli ülkesini kurmak için kendilerini kurban eden, eylem içinde de, mutsuz ve umutsuz, binlerce genç yürekten birkaçının öyküsüdür Doğrular." Albert Camus'nun ilk kez 1949 yılında perdeye konan tiyatro oyunu olan "Doğrular", o günlerde sıklıkla tartışılan ama bugün hiç de tartışılmayan bir soruyu, gerçek bir olaydan yola çıkarak tartıştırıyor. Temel sorumuz şu: "Eğer devrim için her şey mübahsa, devrim sonrası toplum, hangi insancıl temeller üzerine yükselecektir?" Altında yatan tartışma ise şu: "Devrim için gerçekten de her şey mübah mıdır?" Eğer "değildir" tarafındaysanız, devamında da şu soru gelir: "Her şey mübah değilse, gerçekten tutkulu bir devrimci misiniz?" Camus bunu devrim temelli olarak tartışmış ama günümüzde bunu idealler, iyi dünya düzeni çerçevesinde de tartışabiliriz. İdeallerimizi yaşatmak için nereye kadar ileriye gidebiliriz? Sınırsız bir şekilde ilerlersek, baştaki soruya döneriz. İdeal bir düzen için sınır tanımıyorsak, ideal düzen hangi değerler üzerinde yaşayabilir? Bu oyunda, Camus'nun atıfta bulunduğu bir diğer mesele de "mutlu ölüm"...
Felsefe
DoğrularAlbert Camus · Yaba Yayınları · 2003960 okunma
Camus ve Ben
Puan vermedi·128 syf.··
2021 27. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2021 22:58
Özet: Camus'ye karşı özel tutumlarımın yoğunlukta olduğu bir incelemedir. Yapılacak herhangi bir tanım yoksa, başlangıçları pek beceremiyorum. İlk olarak söylemek gerekirse, bu incelemeyi yazmadan
1000Kitap
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma
Bitmeyen Kavga
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2022 46. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Temmuz 2022 19:34
Bir insanı hayata bağlayan şeyleri elinden almaya kalkıyorsan, hayalini kurduğun o günün mutlaka geleceğinden emin olmak zorundasın. Düşünmeden yazmam gerekir düşündüğümde boğazım düğümlenir sadece düşünür içinde çıkamadığım bir girdaba girerim. Niye hiç yaşamadık maddem yaşamayacaksak niye geliyoruz ki bu çöplüğe benim gibi
Albert Camus
Albert Camus
‘ ta düşünmüş ve bir gurup devrimci gencin hayata kalma savaşını anlatıyor bu kısa tiyatral oyunda. Niye birileri hep bizden çalıyor onu geri alırken niye hep suçlu olan biz oluyoruz?… Birileri yaşasın diye birilerinin ölmesi mi gerek ? Sadece sorular var niye kimse bir cevap vermiyor? Salak insan gurupları toplanmış beş kişinin uydurduğu yaşam yorumunu benim de yaşamam gerektiğini söylüyor. Bana ne diyorum.!! Üstüme bütün kapıları kapatıyorlar.. Yıkımla geliyorum yıkarak ölerek çıkıyorum … Okurken, ağladığım ender kitaplardan biri. Aynı hikayeler farklı oyuncular, insanlar topluluklar halinde yaşamaya başladığı günden beri savaşlar, kavgalar hiç bitmedi biri diğerinin hakını alırken bu hakları savunacak yürekli devrimci insanlarda hep olacaktır. Dünya hiç huzurlu bir yer olmadı. Olmayacakta … huzurlu okumalar.
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma
Devrime giden yoldan küçük bir kesit
10/10
·128 syf.··
2021 82. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2021 02:03
"Bütün Rusya Tutsak. Ama hepimiz bir olup bizleri tutsak eden bu zindanın duvarlarını paramparça edeceğiz." Böyle der sosyalist devrimci grubun lideri Borya Annenkov. 1904'teki Rus-japon savaşında (bu savaşı muhteşem bir şekilde anlatan
Kızıl Kahkaha
Kızıl Kahkaha
eserini okuyun kesinlikle) yenilen Rusyada sefalet diz boyudur. Tek yol devrim diyerek planlar yapan ve Çarın amcası olan Granddükü bir bombalı saldırı ile öldürme planları yapan devrimci grup suikast anı yaklaştıkça öldürme eylemini sorgulamaya başlar. Birilerini öldürmenin haklı yanları olabilir mi? Vicdan ve davaları arasında gidip gelen devrimciler bakalım neye karar verecektir. Bu tiyatro metni önsözde Camus'un dediği gibi gerçek bir olaydan yola çıkılarak kaleme alınmış. Hatta suikastçı timi Kalyayev'in adını bile değiştirme gereği duymamış yazar. Camus'un muhteşem kaleminden devrim tarihine dair okunulası bir eser. 124 sayfa ama o kadar akıcı ki bir oturuşta bitirebilirsiniz. Ben keyifle ve bazen de hüzünle okudum. Kesinlikle tavsiye olunur.
Tarih
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma
8/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2016 80. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Temmuz 2016 22:47
"Çok yoksulluk var ve o kadar da suç. Yoksulluk azalınca suçlar da azalacak." 'Doğrular, haksızlıkların düzensizliklerin at oynattığı bir toplumda, insanın(bireyin) kendi kendisi olmak
DoğrularAlbert Camus · Yaba Yayınları · 2003960 okunma
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2020 27. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 30 Mart 2020 04:34
Yıl 1905. Rus halkı sefalet içinde yaşamını sürdürüyor. Ülke çapında köylüler işledikleri toprağa sahip olamamaktan, işçiler ise yaşam ve çalışma koşullarından şikayetçi. 1905 yılında Rusya,
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2023 17. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2023 07:14
"Dünyada tek bir insanın dahi zinciri durduğu sürece boynunda, o özgürlük sandığın bir zindandan ibaret kalacak." Adiller, Albert Camus'nün yaşanan bir devrimi tiyatro metnine
Edebiyat
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.