Doğrular

Albert Camus
Çevirmen:
Ferit Edgü
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2018 121. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 29 Kasım 2018 21:45
"Yoksulluğu, adaletsizliği kökünden silmek, eşitliğin, insancılığın, sevginin güneşli ülkesini kurmak için kendilerini kurban eden, eylem içinde de, mutsuz ve umutsuz, binlerce genç yürekten birkaçının öyküsüdür Doğrular." Albert Camus'nun ilk kez 1949 yılında perdeye konan tiyatro oyunu olan "Doğrular", o günlerde sıklıkla tartışılan ama bugün hiç de tartışılmayan bir soruyu, gerçek bir olaydan yola çıkarak tartıştırıyor. Temel sorumuz şu: "Eğer devrim için her şey mübahsa, devrim sonrası toplum, hangi insancıl temeller üzerine yükselecektir?" Altında yatan tartışma ise şu: "Devrim için gerçekten de her şey mübah mıdır?" Eğer "değildir" tarafındaysanız, devamında da şu soru gelir: "Her şey mübah değilse, gerçekten tutkulu bir devrimci misiniz?" Camus bunu devrim temelli olarak tartışmış ama günümüzde bunu idealler, iyi dünya düzeni çerçevesinde de tartışabiliriz. İdeallerimizi yaşatmak için nereye kadar ileriye gidebiliriz? Sınırsız bir şekilde ilerlersek, baştaki soruya döneriz. İdeal bir düzen için sınır tanımıyorsak, ideal düzen hangi değerler üzerinde yaşayabilir? Bu oyunda, Camus'nun atıfta bulunduğu bir diğer mesele de "mutlu ölüm"...
Felsefe
DoğrularAlbert Camus · Yaba Yayınları · 2003960 okunma
8/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2016 80. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Temmuz 2016 22:47
"Çok yoksulluk var ve o kadar da suç. Yoksulluk azalınca suçlar da azalacak." 'Doğrular, haksızlıkların düzensizliklerin at oynattığı bir toplumda, insanın(bireyin) kendi kendisi olmak güçlüğünün, giderek olanaksızlığın yaşanmış bir belgesi" diye başlamak isterdim" diye başlıyor önsöz. Kitabı çeviren Ferid Edgü önsözün devamında da "Bugün üstünde durulacak sorun , her şeyi "mubah" gören devrimci düşüncenin ,insana yaşam kapısını gerçekten açıp açamayacağı değil ,bu aşırı uçlar arasında devrimin,insancıl ahlaki ve tüzel soluğunu koruyup koruyamayacağıdır." "1905 yılının Şubat ayında ,Moskova'da ,Devrimci Sosyalist Parti'den bir grup terörist ,Çar'ın amcası Büyük Dük Serj'e bombalı bir suikast düzenler. Bu suikast öncesi ve sonrasında pek sıradan olmayan olaylar Doğrular'ın konusunu oluşturdu. Albert Camus’un tartışmalı oyunu olan Doğrular kitabının arka kapağında şöyle diyor: “Doğrular, Çarlık Rusya’sında geçmiş gerçek bir olaydan esinlenen bir oyundur. Eğer devrim için her şey mubahsa, devrim sonrası toplum, hangi insancıl temeller üzerinde yükselecektir? Sorunun yanıtı, bu oyunun yazılışından yarım yüzyıl sonra tüm anlamını yitirmiş gibidir. Son otuz yılda dünyayı saran terör eylemlerini gerçekleştirenler için, böylesi etik sorunlar yoktur. Ama bir zamanlar sorulmuş, tartışılmış, bugün kör inançlara yenik düşmüş, yok sayılmış sorunlar bundan böyle tartışılmayacak demek değildir. Bunun aksine inanmak teröre boyun eğmek demektir. Camus’un, tüm yapıtları gibi, Doğrular da, insanoğlunun onurlu yaşamı için bir başkaldırı niteliğinde. Özellikle, terörün binbir yüzünü tanıyan günümüz insanları için.” İdeallerimizi yaşatmak için nereye kadar ileriye gidebiliriz? Sınırsız bir şekilde ilerlersek, baştaki soruya döneriz. İdeal bir düzen için sınır tanımıyorsak,
DoğrularAlbert Camus · Yaba Yayınları · 2003960 okunma
7/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2009 1. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 01 Ocak 2009 00:00
"Doğrular, Çarlık Rusya'sında geçmiş gerçek bir olaydan esinlenen bir oyundur. Eğer devrim için her şey mubahsa, devrim sonrası toplum, hangi insancıl temeller üzerinde yükselecektir? Sorunun yanıtı, bu oyunun yazılışından yarım yüzyıl sonra tüm anlamını yitirmiş gibidir. Son otuz yılda dünyayı saran terör eylemlerini gerçekleştirenler için, böylesi etik sorunlar yoktur. Ama bir zamanlar sorulmuş, tartışılmış, bugün kör inançlara yenik düşmüş, yok sayılmış sorunlar bundan böyle tartışılmayacak demek değildir. Bunun aksine inanmak teröre boyun eğmek demektir. Camus'un, tüm yapıtları gibi, Doğrular da, insanoğlunun onurlu yaşamı için bir başkaldırı niteliğinde. Özellikle, terörün binbir yüzünü tanıyan günümüz insanları için." Günümüzde Yaba Yayınları da Ferit Edgü çevirisi ile yayımlıyor. Tiyatroya ilgisi olan arkadaşlara şiddetle tavsiye ederim.
1000Kitap
DoğrularAlbert Camus · Yaba Yayınları · 2003960 okunma
Puan vermedi·96 syf.·
2020 50. kitabı
Camus’un bu oyunu gerçek olaylar üzerinedir. Nedir bu olaylar diye sorarsanız; olay 9 Ocak 1905: Rusya’da yaşanan Kanlı Pazar. 1904'te Rus-Japon savaşının ardından Rusya'da giderek artan işsizlik ve yoksulluk, toplumsal hareketlenmelere neden oldu. Rusya'da işçilerin eylemleri hem yaygınlaştı, hem de talepleri giderek güçlendi. Savaşın ortasında Çarlık rejimi ise işçilerin bu taleplerine kulak asmadı. İşçi bölgelerinde işten çıkartmaların giderek yoğunlaşmasına, çalışma saatlerinin uzunluğuna karşı birçok fabrikada işçiler grev komiteleri kurdular. 1905 yılının Ocak ayında giderek yaygınlaşan hoşnutsuzluk sonucunda binlerce işçi saraya doğru yürüyüşe geçti. Göstericilerin talepleri arasında iş gününün 8 saate inmesi, asgari ücretin artırılması ve fazla mesainin kaldırılması da bulunuyordu. Bir tür işçi sendikasına göre, işçiler Çar tarafından kabul edilecek, Çar onların dertlerini dinleyecek, isteklerini büyük ölçüde kabul edecek ve böylece işçilerin de babası olduğunu ispat etmiş olacaktı. Ancak ellerinde Çar'ın resimleri ve ikonalar olduğu halde, "Çar baba"ya yakaran sloganlar atan işçilerin gösterisi, kimsenin beklemediği bir biçimde son buldu. Çar Nikolay son anda plana uymaktan vazgeçti ve askerlerine göstericilerin üzerine ateş açma emri verdi. Bunun sonucunda yüzlerce işçi olay yerinde can verdi. Kitapta Camus şu tezi savunuyor; Camus’ye göre her devrimin özünde özgürlük arayışı vardır. Çünkü özgürlük olmadan adalet, gerçekleştirilmesi imkansız bir ideal olarak kalır. Ama devrimci, adaleti gerçekleştirmek için her yolu denemeye kalkarsa, adaletin temeli olan özgürlük yok edilir ve devrim suçlulukla sonuçlanır. Kesinlikle ama kesinlikle ama kesinlikle okuyun!
DoğrularAlbert Camus · Yaba Yayınları · 2003960 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2025 28. kitabı
Doğrular, Çarlık Rusya'sında geçmiş gerçek bir olaydan esinlenen bir oyundur. Şöyle söylenir hakkında; Eğer devrim için her şey mubahsa, devrim sonrası toplum, hangi insancıl temellerüzerinde yükselecektir? Sorunun yanıtı, bu oyunun yazılışından yarım yüzyıl sonra tüm anlamını yitirmiş gibidir. Son otuz yılda dünyayı saran terör eylemlerini gerçekleştirenler için, böylesi etik sorunlar yoktur. Ama bir zamanlar sorulmuş, tartışılmış, bugün kör inançlara yenik düşmüş, yok sayılmış sorunlar bundan böyle tartışılmayacak demek değildir. Bunun aksine inanmak teröre boyun eğmek demektir. Camus'nün, tüm yapıtları gibi, Doğrulard da Camus, insanoğlunun onurlu yaşamı için bir başkaldırının izlerini okuyucuya göstermeye çalışmıştır. Okunmaya değer bir eser bence.
DoğrularAlbert Camus · Yaba Yayınları · 2003960 okunma
Diğer Tarafın Yaşadıkları
8/10
·96 syf.·
2026 5. kitabı
Moskova'da, Devrimci Sosyalist Parti'den bir grup terörist, Çar'ın amcası Büyük Dük Serj'e bombalı bir suikast düzenler. Bu suikast öncesi ve sonrasındaki pek sıradan olmayan olaylar Doğrular'ın konusunu oluşturdu. Olayların tarihsel olması hikayeyi daha korkunç yapıyor. Kurbanın ve cellatın belli olmadığı oyun sürükleyici ve oldukça duygusal. Kişilerin yaşadıkları duyguları anlamakta zorlanmadığımız lakin kimin haklı kimin haksız olduğunu da bilemediğimiz belki de bilmek istemediğimiz bir oyun bu
Tiyatro
DoğrularAlbert Camus · Yaba Yayınları · 2003960 okunma
Ölümlülerin Halk ve Vatan Aşkı
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2025 75. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2025 00:45
Bir katil olmaktan daha aşağılık bir şey varsa, o da bir başkasının canını dahi yakamayacak bir insandan bir katil yaratmaktır.Albert CamusAlbert Camus’nun Adiller oyununu bu sözle bitirmesi, sadece bir kitap cümlesi olmaktan çıkıp yüreğime kazındı. Oyun Çarlık Rusya’sında geçse de, bu söz beni 68 kuşağının ışık saçan gençlerine götürdü: ;Denizlere, Sinanlara, Mahirlere, Hüseyinlere, Yusuflara... Onlar sadece birer üniversite öğrencisiydi. En başarılı okullarda okuyorlardı. Zeki, sorgulayan, adalet ve özgürlük isteyen gençlerdi. Atatürk’ten sonra ülkenin neden geriye gittiğini fark etmişlerdi. Ama karşılarında halkı kandıran, cahilliğe ve ABD'ye teslim olmuş iktidarlar vardı. Bozulmuş Emevi dini 1000 yıldır bu topraklarda nasıl ki Anadolu insanının iki yakasını bir araya getirmediyse, bu zehirden ülkece arınmadıkça daha binlerce yıl boyunca ne yazık ki ilerleme olmayacaktır. Bu Emevi geleneğinden beslenen ve halkı yüzyıllardır uyuşturan anlayış, Anadolu'nun kaderini kararttı. Son bin yıla baktığımızda (Selçukludan Osmanlı’ya, oradan Cumhuriyet’e) Atatürk dönemi dışında kalıcı bir ilerleme göremiyoruz. Çünkü mesele Atatürk değil, onun halk için attığı cesur adımlar ve devrimlerdi. Biat etmeyen, düşünen, hak arayan bir toplum inşa etmeye çalıştı. Camus'nun AdillerAdiller oyunu, işte bu mücadeleyi evrensel bir çerçevede ele alıyor. 1905’te Çarlık Rusya’sında geçen oyun, Çar’a suikast düzenlemek isteyen bir devrimci grubu konu alır. Kitabın baş karakteri, bana hep Deniz Gezmiş’i anımsatan Yanek Kaliayev'dir. İlk denemede, arabada çocukları görünce bombayı atmaz. Çünkü devrim, masumların ölümüyle kirlenmemelidir. Grup içinde bu tutum tartışılır. Bir sonraki girişimde sadece Çar’ın bulunduğu araca bombayı atar,
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2022 26. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ağustos 2022 17:34
ne okudum da bitirdim ben az önce.. Katillerin bir devlet başkanını öldürmek için yaptığı planı mı? Yoksa insanlığın yıllarca ayaklar altına alındığı zamanlarda sırtında yer edinmiş kırbaç izlerini taşıyan kölelerin, acı çekmiş insanların her bir acısına yönelik içinde biriken nefretin vücut bulmuş halleriyle mi tanışıp, anlamaya çalıştım yaşadıklarını? Katilden sayılıyorlar mıydı gerçekten bu sosyalistler! Evet katildiler. Tek bir farkla, bu davada mefta celladını kendi yaratmıştı. Albert Camus un dili tiyatro okumayan birinin dahi ilk okuyuşta anlayacağı türden yazması (Shakespeare ın diliyle karşılaştırınca gerçekten zorlanmazsınız) ve konularının toplum içinden, öğretici vs nüktelerden metinler çıkarıyor olması.. üslup ve olay örgüsü çok etkileyiciydi. Mutlaka okumanızı öneririm
Edebiyat
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma
Adalet kolay mı?
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2024 33. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 17 Ekim 2024 06:25
Herkese iyi günler dilerim.. Tiyatro tarzında yazılmış bir eser Adiller. Bu kitap ağır geldi bana. Adaletin zor olduğunu bilirdim ama bu kitabı okuyunca... Adalet gerçekten yakalanması çok zor bir ideal. Çoğumuz "Adalet, adalet!" diye bağırıyoruz da kendimizi hiç sorguluyor muyuz bizde adalet var mı, adalet için bir şey yapıyor muyuz yoksa adaleti bizim dışımızda bir şey olarak mı görüyoruz? "Sonra anladım ki, haksızlığı dile dökmekle yetinmenin bir faydası olmuyormuş. Haksızlığa karşı savaşacaksan, hayatını koyacaksın ortaya." (Syf. 23) Dora DULEBOV, İvan KALYAYEV, Stepan FEDOROV, Borya ANNENKOV , Aleksis VOYNOV; adaletsizlikle savaşmak için bir araya gelmiş kişiler. Rusya'yı daha iyi bir yarına ulaştırmanın idealine tutulmuş kişiler.. Grandükü ortadan kaldırmaya karar veriyorlar. Değil mi ki adaletsizliğin kendisi elle tutulamaz, gözle görülemez. Ama adaletsizliğe hizmet edenler kanlı canlı önündedir. Peki ama bu iyi bir yöntem mi? Yani adaletsizliğe hizmet edenleri ortadan kaldırmak?. Dedim ya "Adalet gerçekten yakalanması çok zor bir ideal." Belki çoğumuzun adalet diye içi gidiyordur ve hatta adalet için savaş da veriyoruz ama doğru yöntemi bulabiliyor muyuz adaleti elde edebilmek için? Hep yanlış giden bir şey var. Yapamıyoruz. Albert Camus karakterlerin iç karışıklıklarını o kadar iyi yansıtmış ki! Ayrıca o kadar kanlı canlı geldiler ki bana sanki elimi uzatsam dokunacağım da sıcaklıklarını hissedeceğim. Karakterlerin adalete olan aşkları onları eritiyor. Öyle ki artık kendilerinden bile vazgeçiyorlar. Gözleri bir parıldıyor bir sönüyor. Açıkçası kısacık bir eser ama o kadar etkilendim ki Albert Camus'nün kalemine bir kez daha hayran kaldım. Tek oturuşta okunacak bir eser fakat etkisi uzun süre hissedilecek bir eser. Belki de yaralarımıza dokunduğu için bu
İnceleme
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2022 3. kitabı
Kitabı 90 sayfa kadar okuduktan sonra isminin 'Adiler' değil de 'Adiller' olduğunu fark ettim. Bu hep böyle miydi acaba? Adiller'in olduğu yerde Adiler'de mi olacaktı hep. Çok da büyük bir eksiklik hissettirmedi 'l" harfi; çünkü bazen insanlar adil iken adi, adi iken adil bir bireye dönüşebiliyor. Velhasıl kelam sizi kimin ne zaman ve nasıl yarı yolda bırakabileceğini muhteşem kelime danslarıyla anlatıyor ki zaten artık insanlık olarak bir başka insanın bizi yarı yolda bırakma hakkına sahip olduğunu kavramamız gerekiyor. Geçmişi size bağlı asla kalamaz. Anıları onu her an her yerde çıktığı yoldan geri döndürebilir. Bu yüzdendir kimseye güvenilmemesi gerektiği. Teşekkürler
Edebiyat & Roman
AdillerAlbert Camus · Can Yayınları · 2018960 okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.