·
Okunma
·
Beğeni
·
5,3bin
Gösterim
Adı:
Doğrular
Baskı tarihi:
2003
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753860864
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Les justes
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yaba Yayınları
Baskılar:
Adiller
Doğrular
Camus'nün tartışmalı oyunu Doğrular, arka kapakta şöyle tanıtılıyor: "Doğrular, Çarlık Rusya'sında geçmiş gerçek bir olaydan esinlenen bir oyundur. Eğer devrim için her şey mubahsa, devrim sonrası toplum, hangi insancıl temellerüzerinde yükselecektir? Sorunun yanıtı, bu oyunun yazılışından yarım yüzyıl sonra tüm anlamını yitirmiş gibidir. Son otuz yılda dünyayı saran terör eylemlerini gerçekleştirenler için, böylesi etik sorunlar yoktur. Ama bir zamanlar sorulmuş, tartışılmış, bugün kör inançlara yenik düşmüş, yok sayılmış sorunlar bundan böyle tartışılmayacak demek değildir. Bunun aksine inanmak teröre boyun eğmek demektir. Camus'nün, tüm yapıtları gibi, Doğrular da, insanoğlunun onurlu yaşamı için bir başkaldırı niteliğinde. Özellikle, terörün binbir yüzünü tanıyan günümüz insanları için."
128 syf.
·4 günde·8/10 puan
Rusya'da 1905 yılı Ocak ayında işçiler bazı taleplerle greve başlamışlardır. 22 Ocak günü Pazar ayininden çıkan işçiler toplanarak, isteklerinin olduğu bir dilekçeyi Çar'a vermek ve gösteri yapmak üzere, papaz Gaponi öncülüğünde saraya yürürler. Topluluğa öncülük eden bir diğer ismin de Maksim Gorki olduğu söylenir. İşçiler saraya yaklaştıklarında askerler tarafından üzerlerine ateş açılır ve yüzlerce kişi hayatını kaybeder. Bu olay 'Kanlı Pazar' olarak anılır. Bu olayın sorumlularından hesap sormak, intikam almak ve adaleti yerine getirmek isteyen bir grup, suikast planları yapar. Albert Camus bu gruba büyük bir saygı ve hayranlık beslediğini belirtiyor, eserinde de Kanlı Pazar'ın sorumlusu Grandük Sergey'e yapılan suikast girişimlerini ve bu saldırıların sonrasını anlatıyor. Eserde anlatılan olayların çoğu, hücre evinde, teröristlerin insan hayatını ve değerlerini, ilkelerini, ideallerini sorgulaması, tartışması şeklinde geçiyor. İyi okumalar...
128 syf.
·1 günde
"Senin mi benim mi, hangimizin haklı olduğunu görmek için beklemek gerek, belki üç neslin kendini feda etmesi gerek, onlarca korkunç savaş, devrimle yaşamak gerek. Gel gör ki yeryüzünü kaplayacak olan o kan yağmuru daha yeni kurumaya başladığında sen de, ben de, hepimiz çoktan toz olup uçmuş olacağız."..

Albert Camus "felsefi", "entelektüel" okumalar yapanların vazgeçilmez ismi. Bir yazarın büyüklüğü bir eserinin çok okunması ile mi anlaşılır? "Yabancı" yazarın en çok okunan kitabıdır. Belki de en çok yönlendirildiğimiz kitaptır.. Kimse eline tiyatro metni alıp okumuyor, başka coğrafyalarda durum yine aynı mı bilmiyorum ama bizim ülkemizde tiyatronun "okunacak" bir tür olduğu konusunda toplumla bir uzlaşma sağlayamıyorum ben. Okumayı da geçtim sahnede bir oyun izlemeye hevesli olanlar da bir azınlıktan ibaret. Sahnede izleyenlerin çoğu da metin halinde okumayı erdem saymıyor.. "absürt" bir durum..

Bana göre Albert Camus okumalarına tiyatro eserlerinden başlanılsa çok daha iyi olur. Felsefi eserlerine göre hazmedilmesi daha kolay olan metinlerdir. Camus okunması kolay bir yazar değil. Biz "nitelikli" okurlar elimize hemen bir "Düşüş" bir "Sisifos Söyleni"ni alıyoruz. Halbuki tiyatro metinleriyle de Camus, Camus'tur.


Albert Camus kendini varoluşçu olarak da absürdizmin öncüsü olarak da görmüyordu. Yazmakla ilgileniyordu. Lakin insanlar kategorileştirmeyi boyunlarının borcu olarak gördükleri için onu illaki bir akıma dahil etmek adına çaba sarf ediyorlar.

Dün okuduğum eserine göre de nihilist olur o zaman.

Dün okuduğum tiyatro kitabında (Sıkıyönetim) şöyle diyordu Camus: "Benim felsefem budur! Tanrı dünyayı yadsıyor, ben de Tanrı'yı! Varolan tek şey olduğuna göre, yaşasın hiçlik!" "Hiçbir şey istemediğim için, her şeyin üstündeyim artık."
Benim için önemli olan: yazarın okuru sorgulama yapmaya itiyor oluşudur. Bunu hangi akımla yapıyor oluşu değil... Okuduğum her eserinde de bu eylemi bana hissettiriyor Albert Camus o yüzden onu ayrıca seviyorum.



Adiller:


Ön sözde şöyle diyor Camus:

"1905 Şubatı'nda, Moskova' da, devrimci sosyalist partiye mensup bir grup terörist, Çar'ın amcası Grandük Sergey'e yönelik bombalı bir suikast hazırlığı içine girdiler. Bu saldırı, öncesinde ve sonrasında gelişen olaylar Adiller'in konusunu oluşturuyor. İnanması her ne kadar güç olsa da, bu oyundaki bazı durumlar, yaşanmış, tarihi hadiselerdir."


Devrim yapma düşüncesi içinde olan bir örgütün eylemlerinin bir sınırı var mıdır? Yaşanmış bir olaydan yola çıkan Camus'un bu kitapta sorgulattığı en önemli düşüncelerden biridir. Devrim yaparken masumların ölümüne göz yumacak kadar merhametsiz mi olacağız? Yoksa suçu olmayanları affedecek kadar merhametli mi?

Karakterlerden biri olan Dora şöyle diyor:

"Yıkım bile muhtaçtır düzene, muhtaçtır sınırlara"

Stephan ise:

"Yeteri kadar öldürmezsen, öldürdüklerin boşa gitmiş olur" demektedir.

Bizim düşüncemize zıt olan bir düzeni devirmek için ne kadar insan öldürmek gerekiyor? Kan akmadan devrim ya da karşı devrim gerçekleşebilir mi? Düzen ile alakalı her sorunun sonu ölüme çıkıyor.

O yüzden "Sıkıyönetim" kitabında şöyle diyordu Camus:

"Ölüm de yaşam kadar değerlidir; insanoğlu, başkalarını yakmakta kullanılacak ateşin odunudur."

İlerici veya gerici farketmeksizin bir taraf diğerini ateşi körüklemek adına odun olarak kullanacaktır. İşte içindeki merhamet duygularına söz geçiremeyenler daha fazla kişinin yaşamasını mümkün kılabilir. Kaç kişinin ölümünü engellersek Adil olabiliriz?

Emniyet müdürü SKURATOV'un dördüncü perdede dediği gibi midir?

"İnsan hayat talep edemez azizim. Hayat, insana bağışlanır. Siz hiç kimseyi bağışladınız mı? Bir düşünün bakalım"

Bağışlamadınız mı? Demek ki siz "Adiller"den biri olamamışsınız henüz. Nedir ki şu adalet, şu adillik?

"Sıkıyönetim" kitabında:

" Var elbet bir adalet, midemi bulandıran bir adalet..."

"Adiller" kitabında:

"Ölü doğacak bir adalet uğruna, kök salmış bir adaletsizliğin parçası olmayacağım."

"Adaletin kendisi umutsuzluk demek onun için"

Ya da;

"Ekmekleri ellerinden çalındığı zaman sığınacak bir adalet de bulamazlarsa yanlarında eğer, neyle hayatta kalacak bu insanlar?"


Hepimizin yakındığı bir kelime şu "adalet" kelimesi. Hangi adalet tanımı bizi tamamen tatmin edebilir? Ben herhangi bir tanımın insanoğlunu tatmin edeceğini düşünmüyorum. Bu kadar bencil bir yaratığı adalet ve düzen teskin edemez ki binlerce yıldır edemedi de...

Yabancı romanında şöyle diyor Camus:

"İnsanların adaleti bir hiç, Tanrı'nın ki ise her şeydi. Beni mahkum edenin insanların adaleti olduğunu belirttim."

Tanrı'nın adaletini de beğenmiyor çoğu insan o yüzden de ona inanmaktan vazgeçiyor. Çünkü Tanrı bile kitaplarında bazı insanları diğerlerine göre üstün tutmuştur. Hem mal mülk, hem de cinsiyet olarak. Başka bir yaşam, başka bir evrende gelecek adalet ise geç kalınmış bir adalet olabilir. O yüzden biz yaşadığımız çağda bu göreceli olarak temin edebileceğimiz "Adalet"i temin etmek adına mücadele veriyoruz ya da bir kısmımız mücadele veriyor diyelim..
128 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
Yıl 1905. Rus halkı sefalet içinde yaşamını sürdürüyor. Ülke çapında köylüler işledikleri toprağa sahip olamamaktan, işçiler ise yaşam ve çalışma koşullarından şikayetçi.

1905 yılında Rusya, Japonya’ya savaş açar. Japonya savaşı önde götürünce tüm büyük fabrikalarda grevler başlar, terör eylemleri yayılır. Çar, halktan koptuğunun farkında değildir.

22 Ocak 1905’te, Saint-Petersburg’da, Papaz Gapone önderliğinde 100.000 işçi, “Tanrı Çar’ı Korusun” marşı eşliğinde, Çar II. Nikolay’a dilekçe sunmak için saraya yürür. Silahsızlardır. Bu dilekçe, makul bir asgari ücret ve makul iş saatleri isteğini kapsar.
Çar, vur emri verir. Yaklaşık 1000 ölü, 2000 yaralı... Bu olaya “Kanlı Pazar” adı verilir.

Çar’ın amcası Grandük Sergey, Moskova valisi olarak devrimci gruplara karşı bir av başlatır. Kanlı Pazar’dan sonra iyice artan terör hareketleri, Grandük’ün suikastine yol açacaktır.

Oyunumuzun ana kahramanı Ivan Kalyayev, Varşova’da doğmuştur. Şairdir. 1897’de girdiği Saint Petersburg Üniversitesi’nden protestolara girdiği için atılmış, Ukrayna’ya sürgüne gönderilmiştir.
24 yaşında Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne katılıp, çok konuşup hiç eylemde bulunmadıkları için kısa sürede bu partiden ayrılmıştır.
Lviv’e gidip Lemberg Üniversitesi’nde öğrenimine devam ettikten sonra, Berlin’de tutuklanıp Rusya’ya sürülmüştür. Varşova’da kısa bir hapislikten sonra Yaroslavl’a sürülüp, orada Boris Savinkov(Oyunda Borya Annenkov) ile tanışmıştır.

Çok sevdiği ve tutkunu olduğu hayatın başkaları için daha güzel olması adına, kendi hayatını feda etmeyi göze alacak, Kanlı Pazar’dan bir ay sonra gerçekleşecek suikastın, 1917 devriminin yol göstericisi olacak 1905 devriminin en büyük kahramanlarından biri olacaktır.

Grandük Sergey’in Bolshoi Tiyatrosu’na gittiği bir gün, arabaya bomba atılması kararlaştırılır. Bu suikast için Kalyayev görevlendirilir. Oyunun ana çatışması burda başlar:
Kalyayev tam bombayı atacakken arabada grandüşes Elizabeth Fyodorovna ve Grandük’ün küçük yeğenlerini görür, bombayı atmaktan vazgeçer. Çocukların hayatını güzelleştirmek için kendi hayatını feda ederken, masum çocukları öldürmeyi göze alamaz.

Hücre evine gözyaşları içinde dönüp af diler. Bu kararını kimileri doğru bulurken, kimileri onun karakterinin zayıflığına bağlar.

2 gün sonra suikast başarılı bir şekilde gerçekleşir. Kalyayev, bombayı dört adım mesafeden fırlatır. Hanedan soyundan önemli birinin kanı dökülür. Kalyayev artık bir kahraman olacaktır. Mahkemeye çıktığında da şunları söyleyecektir:

“Her şeyden önce, bir şeyi açıklığa kavuşturalım: Burada sanık değilim, sizin mahkumunuzum. Biz savaş halinde iki cepheyiz. Siz, imparatorluk hükümetinin temsilcileri, sermayenin ve zulmün satılmış uşakları. Ben, halkın intikamcılarından biri, bir sosyalist ve bir devrimci. Ceset dağları bizi ayırıyor, yüz binlerce mahvolmuş hayat ve kan ve gözyaşı denizi, korku ve öfke selleri içindeki ülkeyi sarıyor. Siz halka savaş açtınız, biz de kabul ettik.”

İdam kararı açıklandıktan sonra da:

“Kararınızdan memnunum. Umarım, benim Sosyalist Devrimci Parti için yaptığım gibi, siz de kararınızı şeffaf ve halka açık bir şekilde yerine getirirsiniz. İlerleyen devrime doğrudan bakmayı öğrenin.” Diyecektir.

Bir katil olmaktan daha aşağılık bir şey varsa onun, bir başkasının canını dahi yakamayacak birinden katil yaratılması olduğunu düşünen Kalyayev, kısa süre sonra idam edilir. Camus, bu kahramanın öyküsünü, ismini bile değiştirmeden oyunlaştırır.

“Adiller(Ferit Edgü çevirisiyle Doğrular) Yoksulluğu, adaletsizliği kökünden silmek, eşitliğin, insanlığın, sevginin güneşli ülkesini kurmak için kendilerini kurban eden, eylem içinde de, mutsuz ve umutsuz, binlerce genç yürekten birkaçının öyküsüdür.”
-Albert Camus.
96 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
"Yoksulluğu, adaletsizliği kökünden silmek, eşitliğin, insancılığın, sevginin güneşli ülkesini kurmak için kendilerini kurban eden, eylem içinde de, mutsuz ve umutsuz, binlerce genç yürekten birkaçının öyküsüdür Doğrular."

Albert Camus'nun ilk kez 1949 yılında perdeye konan tiyatro oyunu olan "Doğrular", o günlerde sıklıkla tartışılan ama bugün hiç de tartışılmayan bir soruyu, gerçek bir olaydan yola çıkarak tartıştırıyor. Temel sorumuz şu:

"Eğer devrim için her şey mübahsa, devrim sonrası toplum, hangi insancıl temeller üzerine yükselecektir?"

Altında yatan tartışma ise şu:

"Devrim için gerçekten de her şey mübah mıdır?"

Eğer "değildir" tarafındaysanız, devamında da şu soru gelir:

"Her şey mübah değilse, gerçekten tutkulu bir devrimci misiniz?"


Camus bunu devrim temelli olarak tartışmış ama günümüzde bunu idealler, iyi dünya düzeni çerçevesinde de tartışabiliriz. İdeallerimizi yaşatmak için nereye kadar ileriye gidebiliriz? Sınırsız bir şekilde ilerlersek, baştaki soruya döneriz. İdeal bir düzen için sınır tanımıyorsak, ideal düzen hangi değerler üzerinde yaşayabilir?


Bu oyunda, Camus'nun atıfta bulunduğu bir diğer mesele de "mutlu ölüm"...
96 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
"Çok yoksulluk var ve o kadar da suç. Yoksulluk azalınca suçlar da azalacak."
'Doğrular, haksızlıkların düzensizliklerin at oynattığı bir toplumda, insanın(bireyin) kendi kendisi olmak güçlüğünün, giderek olanaksızlığın yaşanmış bir belgesi" diye başlamak isterdim" diye başlıyor önsöz. Kitabı çeviren Ferid Edgü önsözün devamında da "Bugün üstünde durulacak sorun , her şeyi "mubah" gören devrimci düşüncenin ,insana yaşam kapısını gerçekten açıp açamayacağı değil ,bu aşırı uçlar arasında devrimin,insancıl ahlaki ve tüzel soluğunu koruyup koruyamayacağıdır."
"1905 yılının Şubat ayında ,Moskova'da ,Devrimci Sosyalist Parti'den bir grup terörist ,Çar'ın amcası Büyük Dük Serj'e bombalı bir suikast düzenler. Bu suikast öncesi ve sonrasında pek sıradan olmayan olaylar Doğrular'ın konusunu oluşturdu.
Albert Camus’un tartışmalı oyunu olan Doğrular kitabının arka kapağında şöyle diyor: “Doğrular, Çarlık Rusya’sında geçmiş gerçek bir olaydan esinlenen bir oyundur. Eğer devrim için her şey mubahsa, devrim sonrası toplum, hangi insancıl temeller üzerinde yükselecektir? Sorunun yanıtı, bu oyunun yazılışından yarım yüzyıl sonra tüm anlamını yitirmiş gibidir. Son otuz yılda dünyayı saran terör eylemlerini gerçekleştirenler için, böylesi etik sorunlar yoktur. Ama bir zamanlar sorulmuş, tartışılmış, bugün kör inançlara yenik düşmüş, yok sayılmış sorunlar bundan böyle tartışılmayacak demek değildir. Bunun aksine inanmak teröre boyun eğmek demektir. Camus’un, tüm yapıtları gibi, Doğrular da, insanoğlunun onurlu yaşamı için bir başkaldırı niteliğinde. Özellikle, terörün binbir yüzünü tanıyan günümüz insanları için.”
İdeallerimizi yaşatmak için nereye kadar ileriye gidebiliriz? Sınırsız bir şekilde ilerlersek, baştaki soruya döneriz. İdeal bir düzen için sınır tanımıyorsak, ideal düzen hangi değerler üzerinde yaşayabilir? Camus'a göre “her şeye izin varsa” bu, devrimcileri cinayet işlemek için “mantıklı” nedenler aramaya yöneltebilir. Bu da tehlikeli sonuçlara yol açar. İki düşünce arasında sıkışıp kalanlar mutlaka bu kitabı okuyun derim. Her ne görüşe sahip olursak olalım insan olmanın getirdiği insanlık değerlerinin er zaman göz önünde bulunması gerekir.
Dora kendi yaptığı bombayı atarak Büyük Dük'ü öldürecek olan Kaliayev'i seviyor. Büyük Dük'ü öldürecek olan bomba , aynı zamanda Kaliayev'i darağacına götürecektir. "Gerçekten doğruluğu sevenlerin başka bir şey sevmeye hakları yok. Onlar da benim gibi dik, başları yukarda,gözler bir noktaya dikili…" İçinde bulunduğu durumun bilincinde olan Dora devam eder. "Aşkın ne işi var bu gururlu yüreklerde? Aşk, yavaşça eğer başları. Bizim boynumuzsa dimdik. " Gurur? Evet,ama bir özrü var. "Biz halkımızı seviyoruz.Ondan uzakta ,kendi kendimizin düşüncelerine gömülü, öylecene yitmiş,yaşayıp gidiyoruz işte. Ya halk? O…o seviyor mu bizi? Biliyor mu kendisini sevdiğimizi? " Kaliayev'in yanıtı: "Ama sevgi dediğin bu, her şeyi vermek, geri dönüş umudu olmadan…" Çevirelim: ölüme doğru yürüyüşte sevmek ve sevilene hiçbir zaman ulaşamayacağını bilmek. Bu "kendilerinden daha büyük olmaya mahkum olanlar" için tek avuntu ,insanın yüceliğini ,gelecekte değil, ölümde, kendi ölümünde ,açıkçası ,intiharda bulması. Kısırdöngü.

"- Sekiz gün sonra insan yüzü görmek iyi olsa gerek.
- Bu görülecek yüze bağlı."

"Doğrular, devrim içinde bireysel ahlakı ,yaşanmış bir olay içinde alıyor. Ama sahneye görünmeyen ışığı tutan ,onların ölümünden sonra olup bitenlerdir. Ama biliyoruz, tarihin altın sayfaları arasında bireysel ahlaka ayrılmış olanların sayısı sıfırdır." diye bitiriyor Ferid Edgü önsözünü. Kitabı seveceğinizi düşünüyorum. Çok düşündürecek alıntılar mevcut.
Keyifli okumalar!
128 syf.
·3 günde·9/10 puan
Albert Camus'un bizlere her ne görüşe sahip olursak olalım insanın değerinin her zaman göz önünde bulunması gerektiğini, hayat anlayışımızla insan yaşamını karşılaştıran çok güzel bir eser.
128 syf.
·Beğendi·7/10 puan
Albert Camus,
Okuduğum her eserinde farklı bir izlenim bırakıyor üzerimde. Camus'un kişiliğini çözmeye çalışıyorum, ama bu konuda çok başarılı olduğumu söyleyemem. Muhtemelen Diğer eserlerini okuduğumda yavaş yavaş birşeyler şekillenmeye başlar. Eserinde devrimci kahramanı Kalyayev ve arkadaşlarının Rusya'da gerçekleştirdiği suikasten bahsetiyor. Kalyayev'i diğer devrimcilerden ayıran en büyük özelliği ise "kimsenin kimseyi öldürmediği bir dünya için öldürüyoruz" demesi olmuştur.
İlginç olan ise Camus'a göre “her şeye izin varsa” bu, devrimcileri cinayet işlemek için “mantıklı” nedenler aramaya yöneltebilir. Bu cümleyi okuduğumda aklıma yakın zamanda Stefan Zweig "İnsanın yıldızının parladığı anlar" kitabında aynı topraklarda yaşayan, aynı milletten, Devrimci Tolstoy'un sözü geldi aklıma "İnsan onuruna layık hiçbir düzen zor kullanarak kurulamaz. Silaha başvurur vurmaz, başka bir dikta rejimi kurmuş olursunuz ve böylece yok etmek istediğiniz insanları yüceltirsiniz." Tiyatro türündeki bu kitap sizi iki şık arasında bırakıyor. Eğer böyle bir durumu siz yaşıyor olsaydınız ne yapardınız? Peki ya ben...? Olaya çok yumuşak bakmaya çalışıyorum, iki düşünce arasında sıkışıp birini seçmem gerekseydi bu hangisi olurdu derseniz... Tolstoy'un fikrini benimser İvan Kalyayev'in düşüncelerini uygulardım.
128 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
1905 senesinde, Rusya'da sosyalizmi benimseyen ve ülkeye adalet getirme telaşesindeki bir grup genç, malesef koşullar gereği şiddete başvurma durumundadırlar ve ülke yönetiminde 'Grandük' denen bir otoriteye sahip birine suikast düzenleyip öldürme gayesindedirler, oldukça duygusal olan gençlerimiz korkmalarına ve cesaret eksiklerine rağmen bu suikasti gerçekleştirmeyi başarırlar. 'Başarırlar' diyorum zira bu grandük, insanlara karşı zalim ve zorbadır, dönem Rusya'sında hangi otorite zalim değildi ki zaten? İşte bütün bunlar Albert Camus'nün bu 'Adiller' başlıklı eserinde senaryo-oyun tarzında hikayeleştirilmiştir.
Büyük Fransız yazar Albert Camus, bu oyunu yazarken Rusya'da yaşanmış gerçek bir olaydan esinlenmiştir. Zira, gerçekten 1905 senesinin Şubat ayında Rusya'da, Rus Çarı'nın amcası Grandük Sergey, bombalı bir suikast sonucu ölmüştür, suikasti gerçekleştirenler sosyalist partiye bağlı gençlerdir. Ben, yazar bu olaydan esinlenerek yazmıştır bu eseri diyorum fakat yazar, bu oyunu yazarken karakterlerin isimlerini dahi değiştirmeye lüzum görmemiştir. Zira Camus, bu sosyalist gençlere bir hayli saygı ve hayranlık duyuyormuş, bunu yazarın kendisi kitabın önsözünde de belirtiyor.
Tesiri yüksek psikolojik tahlillerin ve tasvirlerin yığılı olduğu bu Albert Camus eserini okumanız dileğiyle.
İyi okumalar...
96 syf.
·1 günde·Puan vermedi
"Açıklamasını okuyucunun sağduyusuna bıraktığım bir takım nedenlerin yazılmasını zorunlu kıldığı bu küçük önsöze, herhangi bir felsefi anlam çıkarılmayacağını bilsem, 'Doğrular(italik) , haksızlıkların düzensizliklerin at oynattığı bir toplumda, insanın(bireyin) kendi kendisi olmak güçlüğünün, giderek olanaksızlığın yaşanmış bir belgesi" diye başlamak isterdim " (s. 5) diyerek başlıyor Ferit Edgü, 1963 tarihli önsözüne.
İlk kez, 15 Aralık 1949'da, Paris'te Thèatre, Hébertot'da sahnelenen oyun, 1905'in Moskava'sında Devrimci Sosyalist Parti'ye bağlı olan bir grup teröristin Büyük Dük Serj'e bombalı suikast düzenlemesini konu alır. Fakat bu tarihsel olay oyunda ele alınırken politik, siyasal söylemlerden ziyade irdelen şey doğrular içindeki insanın bireyselliğinin, kişiliğin, kimliğinin çıkmaza düşüşüdür. (Yukarıda Edgü'nün de deyimiyle).
Amaçları, "rus halkını yüzyıllar boyunca inildeten adaletsizliğin simgesi" olan Büyük Dük'e bombalı suikast düzenlemek olan partinin elemanları, Dora, Kaliayev, Stepan, Annenkov ve Voinov iki aydır Büyük Dük' ü izlemektedir. Dük'ün arabasının tiyatroya giderkenki izlediği istikamet, arabayı öteki arabalarla karıştırmamak için arabanın fiziksel özelliklerinin en küçük ayrıntıları, tiyatroya giriş - çıkış zamanları gibi bir çok detay bu iki aylık izlem/çaba sonucunda elde edilmiştir. Ve bombayı fırlatacaklarının hangisinin olacağına karar verip durumun sonuca bağlanmasına kadar geçen süreçte etrafında dolanılır kimi soruların; haksızlık, yalan ve zorbalığın hükmündeyken devrim neyi nasıl vaat eder? Devrim yaşama bir şans vermek içinse, öteki yaşamın yok edilmesi bu uğurda mubah mıdır? Devrimin yıkımı nasıl bir yıkımdır? İki insanın birbirine duyduğu sevgi tüm bu devrimde nereye düşer? Şu sahnede örneğin;

KALİAYEV, (bir sessizlikten sonra) - Hiç kimse benim sevdiğim gibi sevemez seni.
DORA - Biliyorum. Ama herkes gibi sevmek daha iyi değil mi?
KALİAYEV - Herhangi biri değilim ben. Nasılsam seni de öyle seviyorum.
DORA - Adaletten, örgütten de mi daha çok seviyorsun beni?
KALİAYEV - Ben, seni, adaleti ve örgütü birbirinden ayırmıyorum ki.
DORA - Biliyorum. Ama yanıtla beni, yalvarırım yanıtla. Yalnızlıkta, şefkat ve bencillikle mi seviyorsun beni? Doğru olmasaydım gene sever miydin beni? (s. 57).

Kendi köşelerinde, inançlarının içinde yitip giden insanların hikayesidir "Doğrular".

Ayrıca, kitap Can yayınlarından "Adiller" adıyla basılmıştır.
128 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
Albert Camus'nün Adiller adlı kitabını okudum. Kitap ta, son Rus Çarı olan 2. Nikolay'ın amcası olan Grandük Sergei'ye düzenlenen suikast anlatılmaktadır.

5 perdelik bir oyun olan bu kitabın ilk üç perdesini çok beğendim, özellikle de 2. perdeye hayran kaldım. Son 2 perde de güzel olmasına rağmen beklentilerimi pek karşılayamadı. Buna rağmen kitabı genel olarak beğendim.
Bir katil olmaktan daha aşağılık bir şey varsa, o da bir başkasının canını dahi yakamayacak bir insandan bir katil yaratmaktır.
Albert Camus
Sayfa 103 - Can Yayınları
Hepimiz birer korkağız. Yalnızca bazılarımız, bu gerçekle yüzleşmek zorunda kalmayacak kadar şanslılar.
Albert Camus
Sayfa 69 - Can Yayınları
Dünyada tek bir insanın dahi zinciri durduğu sürece boy­nunda, o özgürlük sandığın bir zindandan ibaret kalacak…
Albert Camus
Sayfa 17 - can

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Doğrular
Baskı tarihi:
2003
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753860864
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Les justes
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yaba Yayınları
Baskılar:
Adiller
Doğrular
Camus'nün tartışmalı oyunu Doğrular, arka kapakta şöyle tanıtılıyor: "Doğrular, Çarlık Rusya'sında geçmiş gerçek bir olaydan esinlenen bir oyundur. Eğer devrim için her şey mubahsa, devrim sonrası toplum, hangi insancıl temellerüzerinde yükselecektir? Sorunun yanıtı, bu oyunun yazılışından yarım yüzyıl sonra tüm anlamını yitirmiş gibidir. Son otuz yılda dünyayı saran terör eylemlerini gerçekleştirenler için, böylesi etik sorunlar yoktur. Ama bir zamanlar sorulmuş, tartışılmış, bugün kör inançlara yenik düşmüş, yok sayılmış sorunlar bundan böyle tartışılmayacak demek değildir. Bunun aksine inanmak teröre boyun eğmek demektir. Camus'nün, tüm yapıtları gibi, Doğrular da, insanoğlunun onurlu yaşamı için bir başkaldırı niteliğinde. Özellikle, terörün binbir yüzünü tanıyan günümüz insanları için."

Kitabı okuyanlar 310 okur

  • Defne A.
  • YOK
  • Burcu Yağmur Çelik
  • Vera Tanrıverdi
  • merve gül özaydın
  • ツSORY NOOBツ
  • Αγ
  • Ahmet Yıldız
  • Hümeyra Esma Yalçınkaya
  • Şarabın Gazabı

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.5 (19)
9
%10.4 (12)
8
%6.1 (7)
7
%1.7 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0