İnsan, günlük maddi ideallere, onlara erişemediği sürece değer verir, erişince de boşluk ve anlamsızlığa düşer. İnsanın ideali, o kadar yüce olmalıdır ki asla bir noktada durmasın, bir yere bağlı kalmasın. Yoksa bu ideal, duruşa maruz kalır ve duruş da anlamsızlık, abes ve boşlukla sonuçlanır.
Âdem’in yaratılışının başlangıcından bugüne kadar, yani insanın varlık sahnesine çıktığı andan itibaren bir yasa vardır. İnsanın önce ihtiyacı vardır. Sonra insan refaha erişir. Daha sonra refah boşluk ve anlamsızlığa, boşluk ve anlamsızlık isyana, isyan ise zahitlik ve öznelcilikle sonuçlanır.
Sosyolojizmde birey yoktur, insan seçen bir ben olarak var olamaz. Her birey toplumun onu meydana getirdiği gibidir. O halde herkes, insan değildir; çünkü artık bizzat kendileri seçemezler. İnsan; ben, kendim diyebilen kişidir. İnsan “Ben, bunu şu sebep ve argümanlarla seçtim.” diyebilen, seçemeyebilecekken seçebilen kimsedir.