Çocukluğumda bir kovan gibi görürdüm kendimi: Basit, sıradan insanlar, hayat üzerine bilgilerinin, düşüncelerinin balını arılar gibi kovanıma taşır, sunabildikleri ne varsa ruhumu zenginleştirmek üzere getirip cömertçe sunardı. Bal her zaman temiz olmazdı, hatta çoğu kez acı olurdu. Ama her bilgi, yine de baldı!
Ninemin Tanrısı gün boyu onun yanındaydı, hayvanlara bile Tanrı’dan söz ederdi. İnsanı, köpeği, kuşu, arısı, bitkisiyle dünyadaki her varlığın bu Tanrı’ya usulca ve kolayca boyun eğdiğini anlıyordum; dünyadaki herkese ve her şeye karşı aynı ölçüde iyi, aynı ölçüde yakın olan bir Tanrı’ydı bu.