Talip Küçük

Talip Küçük
@_talipk_
Geliyorum kızım...
“-Geliyorum kızım!..” Refikam mektubunda beni bermutad (her zamanki gibi) teşci’ ediyordu. Fakat kızımın resmi beni çıldırtmıştı. Hayır! Artık ben buralarda duramazdım. Kaçmakta tehlike bile olsa yine göze alacaktım. Hamburg’da mücadeleye muhakkak dahi olsa buna kendi arzumla atılacaktım. Kabil olsa Bahr-i Muhitleri yüzerek geçmek istiyordum. Bende artık başka heyecan kalmamıştı. Kucaklanmağa, öpülmeye ve sevilmeye layık olan yavrum, bunlardan mahrum olarak büyümemeliydi. Tekrar bağırdım: “-Bekle kızım, geliyorum!”
Sayfa 499·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Garibanlık...
*Biz Abdullah Bubi’yi ziyaret etmeli idik. Fakat hangi kıyafetle?! Elbisemizden kendimiz utanıyorduk. Ayağımızda çorap yoktu. Bir arkadaşın çorabındaki yamaları saydık. Tam otuz iki yama vardı. Diğer arkadaşların ayakları çıplak idi. Elbisemiz dilenci kıyafetinden fena idi. Etlerimiz meydanda idi. Bu hal ile Abdullah Bubi’nin karşısına çıkmağa sıkılıyorduk.*
Sayfa 227·Kitabı okudu
Alıntı
Hürriyet
*Dik bir yokuşu tırmanmağa başladık. Hatt-ı bâlâya çıkıyorduk. Tam sekiz saat bu yokuşu çıkmak lazımdı. Yolları, hatta izleri takip edemiyorduk. Bastığımız yerlere belki şimdiye kadar insan ayağı değmemişti. Her tarafı buzlarla mestur (kaplı) idi. Kırgızların cehennem dedikleri çok müthiş bir yar kenarından gidiyorduk. Toprak geniş yarıklar arz ediyordu. Ayağı kayan bir insanın hali vahimdi. Dehşeti hayale sığmayan bir cümudiye (buzul) üzerinde idik.* *Nihayet tepeye çıktık. Uzaktan hududu ayıran taş işaretler göründü. Aman bir kaç adım daha!.. Artık Rusların hâkim olduğu araziden kurtulmuştuk. Bağırdık: “Hürriyet!..”*
Sayfa 212·Kitabı okudu
Alıntı
Polyaklara attığımız dayak
*"Arabaya binmek sırası diğer bir arkadaşa gelmişti. Polyaklardan birisi bu arkadaşın binmesine mani oldu ve bir yumruk sallayarak arabadan itti. Çok kuvvetli olan arkadaşımız bu silleyi hazmedemedi. Der-akab (hemen) müthiş bir yumrukla Polyak’ın kafasını şişirdi. Bu vaka derhal had bir vaziyet kesbetti. Polyaklar müttehiden (hep birlikte) arkadaşımıza hücum ettiler. Biz onlardan hem kalabalık, hem de kuvvetli idik. Onların bu ittihatlarına karşı sopalarla, yumruklarla mukabele ederek darmadağın ettik. Ruslarla Polyakların arası iyi olmadığı için muhafızlarımız vakaya lakayt kalmışlar, hatta Polyakların dayak yemelerine memnun bile olmuşlardı."*
Sayfa 177·Kitabı okudu
Çiçeklibel'de Kasırga
**"Önümüzdeki eve girdik. Burası Kırgızlara ait idi. Tanrı misafiri olarak kabul olunduk. Fakat evde mahrukat (yakacak) namına bir şeyler yoktu. Hoş beşten sonra İstanbul Türkü olduğumuzu anlayınca itibarımız arttı. Bizi biraz ısıtmak için odun aradı. Bulamadı. Tezek aradı. Bulamadı. Atının eyerini kırıp ateşe atmasını men edemedik. Ev sahibi hasretine kavuşmuş gibi deli divane olmuştu. Ateşi yaktı. Bir un çorbası pişirdi. Eyer takımını kırdığı için kendisine serzenişler ettik. Bize şu cevabı verdi: “-Şerefli yurddan kelgen kişiler uluğ butab bence bolodogoy!” Bu cümlenin manası(nın) “Şerefli yurttan gelenler büyük ve muhterem kişiler olmaz da ne olurlar?!..” (demek) olduğunu karine (sezinleme) ile anladık. Geceyi bu kardeş evinde geçirdik. Kendisine verdiğimiz zahmete mukabil biraz para vermek istedikse de kabul ettiremedik."**
Sayfa 118·Kitabı okudu
Tarih
Reklam