*"Yürüyorduk. Fakat henüz daha yürümekte idman kesbetmiş (kazanmış) değildik. Bu kadar uzun yol yürümeye alışmamış olan bacaklarımız vücudumuzu taşımamağa başlamıştı. Pamir’e kadar daha bir aylık yol katına mecburduk. Bunları hep yürüyerek geçecektik. Tabanlarımız şişti. Ayaklarımızda su kabarcıkları hasıl oldu. Topallaya topallaya, sallana sallana, aksaya aksaya gidiyorduk. Akşam üzeri bir köye vasıl olduğumuz vakit kendimizi sırt üstü bırakıverdik. Tuzlu su hazırlayarak yegâne vasıta-yı nakliyemiz olan ayaklarımızı timara çalıştık. Ayaklarımızda açılan yaraları tedavi edecek ilaçtan da mahrum idik. Bir ilaç çantası taşımak nazar-ı dikkati daha ziyade celbedebileceği için almağa lüzum görmemiştik."
---
*Süveyş kanalının açılması*
Babıâli, kanalın hafriyatına başlanması müsaadesini *19 Mart 1866* da vermişti. Bu tarihten sonra kazı işleri hızla devam etmişti. İngiltere de artık muhalefeti terk etmiş, kanaldan İngilizlerin sağlayabileceği faydalar üzerinde durmaya başlamıştı. İngiliz dışişleri bakanı Lord Stanley bir nutkunda:
> *"Kanal üzerinde yapılacak ticaretten hiçbir millet bizim milletimiz kadar istifade etmeyecektir"*
demek suretiyle İngiltere için kanalın ifade ettiği değeri belirtiyordu.
*15 Ağustos 1869* da, Akdeniz ile Kızıldeniz’in suları birbirine karıştı. O gün, kanalın açılış töreninde *Fransa İmparatoriçesi Öjeni*, *Avusturya-Macaristan İmparatoru Fransuva Jozef*, *Prusya prensi*, *Hollanda prensesi*, *İngiltere elçisi* ve daha başka büyük şahsiyetler bulundular. Hepsi *Hidiv İsmail Paşa*’nın misafiri idiler. Paşa, misafirlerini ağırlamak için azîm şenlikler ve ziyafetler tertip etti. Bu işler için sarf etmiş olduğu paranın *milyonlara* ulaştığı tahmin edilmektedir.
---
---
— Paşa hazretleri, pekâlâ bilirsiniz ki kangren olan uzvun kesilmesinden başka çare yoktur” diye Girit’e telmihte bulununca; Fuat Paşa:
— Hayır Mösyö Bourrée, Girit kangren olmamıştır. Bu âdi bir sivilcedir ki, Osmanlıların muttasif olduğu kuvvei unsuriyye ile anı behemehal teşfiyeye muktedir olduğunu ispata hazırdır. Bununla beraber siz de pekâlâ bilmelisiniz ki Girit bizim başımızdır. Baş hiçbir vakit kesilemez. Başımızı kurtarmak için icabettiği vakit bütün vücudumuzu feda etmek hem hakkımız hem de vazifemizdir. Biz hak ve vazifemize istinad ederek encamı ne olursa olsun her fedakârlığı göze aldırmaya mecburuz.
---