Bağdat'ın solmaya yüz tutmuş çiçekleri, tekrar açmak için can atıyorlar. İki aileyi ve etrafında gelişen olayları konu alan bu kitap, savaşın izlerinin hayatlarını nasıl etkilediğini anlatıyor.
Bir baba çocukları için ne ister ? İstediği helal bir rızık, huzurlu bir yuva ve gülümseyen evlatlar değil midir ?
Öyleyken bunları gerçekleştirmek bazı şartlar altında imkansız hale gelebiliyor. Hele ki savaşın içinde yaşamaya çabalarken. Yıllardır ekmeğini gerekirse taştan çıkaran insanlar; bir savaşın getirdiği acıyla, dükkanları yerle bir edilirken, yürekleri kor ateşlere düşürülürken, aileleri bir bir hayatını yitirirken, nasıl olur da eskisi gibi hayatına devam edebilir ? Bir iz bir sızı kalmaz mı içlerinde ? Elbette kalır ve o kalıntılarla hayatlarına yine de devam etmek için çabalarlar.
İki aile babası biri gömlekçi dükkanında gömlek satıyor. Her geçen gün patlayan bombalara ölen insanlara rağmen umutlu, yeni günün yeni güzellikler getireceğine inanıyor. Başka ne yapabilir ki hayata karşı, umut olmadan nasıl tutunulabilir ?
Diğeri ise zamanında orduda görev almış, şimdi ise öğretmenlik yapıyor. Ama onun hayatı büyük bir sınavdan geçiyor. Önümüze sunular seçenekler bazen o an mutlu olmamızı sağlasada sonu çıkmazlara saptırabiliyor bizi. Ve bu çıkmazlara saparken yanımızda onlarca insanı sürükleyebiliyoruz. Aadil de aklının kurbanı ediliyor. Ailesi için göze alıyor her şeyi.
Bazı hayatlar aynı yolda kesişirken, bazı hayatlar buluşamadan ayrılıyor. Bazıları yaşarken, bazıları yok oluyor.
İşte bu kitapta savaşın getirdiği izlerle yaşamaya çalışan, hayata tutunan hayatlar var.
Öykü kitabı olan bu güzel kitap, kendi yaşamımızı anlatıyor aslında.
Hepimizin yolculukta olduğunu, bu yolları kendi irademizle belirlediğimizi biliyoruz. Bazı zamanlar çıkmaz sokaklara sapabildiğimizi ama o iradeyle geriye dönebilme imkanının da olduğunu biliyoruz. Yeter ki dönüş yolunu unutmayalım. Nereden geldiğimizi ne istediğimizi, kimden geldiğimizi, kime gittiğimizi yeter ki unutmayalım !
İnsandır nefs sahibi, insandır yollara düşen, insandır aramak isteyen. Bizler düştüğümüz her kuyudan sağ çıkamayız. Kimimiz tozlanırız kimimiz ıslanır, kimimiz boğuluruz kimimiz de her geçen gün bataklığa gömülmeye devam ederiz. Bazımız da o kuyuya tam dalmadan çıkmayı başarmıştır. Kuyu dediğimiz nefsimizin ta kendisidir.
Her birimiz tek başına yolculuk yapıyoruz bu hayatta. Bazen biz kayboluyoruz, bazen kaybolana yolunu gösteriyoruz. Hayatımız geniş ve dar, dikenli ve güllerle dolu yollardan geçiyor nefes aldıkça. Yolda nice kimselerle karşılaşırız ki bize yönümüzü onlar gösterirler. Ve herkes yol aldığı ömür yolculuğunda, kendi kuyusuna yalnızca kendi düşer.
Rabbim ne kadar güzel bir yol vermiş ki, pişmanlıklarımızdan kurtulabilmek için tevbeyi bahşetmiş bizlere. Hatalarımızı, içimizin huzurla dolmasına sebep olan affıyla örtmüş. Ya günahlarımızdan arınabilmek adına, bir kurtuluş yolu bahşetmemiş olsaydı ? İşte asıl mükemmellik bizim hatamızı farkederek af kapısına yönelmemizle başlıyor. Sonrası ise kuyunun içinde miyiz, dışında mı ? sorusunu sorduruyor. Eğer kuyunun dışında isek Mısır'a ulaşabilir miydik peki ? Ulaşabilenlerden olmak duasıyla.
Kendi yolunu merak edenler için, mutlaka okumanız gereken bir kitap. Herkesin yol aldığı bir yolu olduğuna göre hepiniz okuyun, okutun.