Adı:
Kuyu
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753553926
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İz Yayıncılık
Çağdaş Türk hikayeciliğindeki güçlü konumuyla kendinden sonra gelen pek çok öykücüyü derinden etkileyen Rasim Özdenören, Kuyu'daki öykülerinde değişim, uyumsuzluk, yabancılaşma konularını hikayeciliğimizde ilk kez yerli bir bakış açısıyla ve bütün boyutlarıyla dile getiriyor. 
(Tanıtım Bülteninden)
her kitap sevilemez okursun geçersin her kitap sevilmez içinde kendinden bir şeyler ararsın her sayfada ararsın ayraçtan önce ararsın ayraçtan sonra ararsın bitene kadar ararsın.her kitap sevilmez bu hariç!!
Rasim Özdenören'in okuduğum ilk kitabı ve çok geç kalmışım ne yazik ki. Okumadan önce gördüğüm yorumlardaki gibi gerçekten alışılmışın dışında çok özgün bir anlatımı var. Bu adamın kalemi bir harika dedirtiyor adeta. Her sayfası dolu dolu olan ilmek ilmek işlenmiş bir hikaye..
Birçok şey okuyucunun tasavvuruna bırakılmış. Ana karakterin düşüncesiyle birlikte sizi de düşünmeye itiyor, okurken birçok kez derin derin düşüncelerde buldum kendimi, defalarca okuduğum yerler oldu. Başlarda garip bir hikaye olarak ilerliyor fakat ortalara gelince kopuşlar başlıyor. Nefs muhakemesi için çıkılan yolda nefs adına çırpınışlar, mücedeleler ve yolun sonu.. "Kuyu"nun dibi, "kuyu"nun sonu.. Nasıl çıkılırdı kuyudan ?
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.429 Oy)19.194 beğeni43.792 okunma3.061 alıntı184.699 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.624 Oy)8.901 beğeni28.975 okunma864 alıntı140.896 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.963 Oy)8.933 beğeni26.554 okunma2.715 alıntı115.974 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.367 Oy)9.329 beğeni25.924 okunma1.863 alıntı119.984 gösterim
  • Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
    8.3/10 (3.169 Oy)3.379 beğeni15.121 okunma858 alıntı47.027 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.792 Oy)13.519 beğeni34.841 okunma3.465 alıntı147.428 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.707 Oy)5.808 beğeni19.849 okunma845 alıntı102.227 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (5.033 Oy)5.447 beğeni17.492 okunma1.020 alıntı60.760 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.460 Oy)3.952 beğeni13.088 okunma1.246 alıntı53.577 gösterim
  • İnsan Neyle Yaşar
    8.4/10 (4.279 Oy)4.171 beğeni15.936 okunma1.404 alıntı77.268 gösterim
Rasim Özdenören ismi "Yedi Güzel Adam" vasıtasıyla duymuş olduğum bir isim.Sonrasında bir konferansında bulundum ve kendini dinleme fırsatım oldu.Kitaba başlarken nasıl bir üsluba sahip olduğunu tahmin ediyordum.Ama o da ne bu gerçekten Rasim Özdenören'in mi eseriydi?Kitap 33 bölümden oluşuyor ve ilk bölümler bana biraz müstehcen geldi.Yine de devam ettim nereye bağlanacak bunun sonu diye, iyi ki de devam etmişim.Kahramanımızın ismi Yusuf ve kitabın geri planında "Yusuf ve Züleyha" kıssası yazara özgü bir şekilde işlenmiş.Ayrıca nefis terbiyesi konusunda yazılanlar üzerinde düşünülmesi gereken kısımlar bence.Ben hızlı bir şekilde okudum ama biraz daha sindirerek okunsa verilmek istenen mesajlar daha iyi anlaşılacaktır diye düşünüyorum.Ha birde bu kitabı okurken alışılmış hikaye kalıplarını bir kenara bırakın bence, iyi okumalar.
Bir yazarı sevince "tüm kitaplarını alıp, okuma" huyum sayesinde Rasim hocanın 'Kuyu' kitabını da bitirmiş bulunmaktayım ve finali bu öyküyle yapmak beni ayrıcalıklı hissettirdi , şiddetle tavsiye edebileceğim bir öykü .. Nefsin eğitilmesi gereken bir köpek olduğu düşüncesi öyle güzel metaforlarla anlatılmış ki Yusuf ile Züleyha kıssasını günümüz gözüyle değerlendirerek kendinizi hesaba cekeceğiniz, bir solukta bitireceğiniz bir eser ..
'Hakikat aramakla bulunmaz, ama bulanlar ancak arayanlardır' düsturunu örnek alıp yola çıkanların hikayesi. Tabi bu esnada Nefs boş durur mu? Nefsin bin bir türlü desiseleri içinde ki mücadele.. Rasim Özdenören'in en sevdiğim yönü meseleye öyle bir nokta koyuyor ki o noktadan bütün hakikati çıkarabiliyorsunuz ve üzerinde defalarca düşünüyorsunuz. Güzel kitaptı Vesselâm.
İki günümü dolduran kısa ama dolu bir Rasim Özdenören hikayesi Kuyu. Çok etkileyici bir anlatım var bu öyküde. Yer yer Aylak Adam'ın Bay C.si geldi gözlerimin önüne. Özdenören Hz.Yusuf'un düştüğü Kuyu'ya gönderme yaparak oluşturmuş bu öyküyü. Sanırım nefsi anlatmak adına kullanılabilecek en güzel metafor olsa gerek Kuyu. Arka kapakta yer alan şu sorular eşliğinde okuyorsunuz kitabı:
..Nefs, kendine zulüm uygulandığını ileri sürerek de bundan kendine pay çıkartmaya girişebilir. Bunlara rağmen kuyudan çıkması gerekiyor, öyle mi? Öyleyse ağırlıklarını bırakması mı gerekiyor? Ağırlıkları? Ağırlıkalrı ne olabilir? Bundan kolay ne var, ne olacak? Ağırlığı, bizzat nefsinden başka ne olabilir? Ama onu nasıl terk etmeli? Nefs terk edilebilir mi?
Öykünün baş karakteri Yusuf'un kendine yaptığı yolculuğu bir günah ağı içerisindeki sızlanmalarını, çırpınışlarını, gerçeği arayışını ve nefsi zorlayan günahların ağırlığıyla kendini sorgulayışını son derece farklı bir üslup ile aktarmış Özdenören. Gül Yetiştiren Adam'ından sonra Kuyu gerçekten güzeldi.

Yusuf ve onun kuyusu. Ve modern çağın Züleyha'sı Zeliha. Günah sızan bir hayattan kurtuluş için çıkığı yol, ve Kuyu'nun içinde mi dışında mı olduğunu anlayabilmek için yapılan mücadele. Hemen yanı başında duran köpeğin munis ifadesi.. Etkileyici..
Bazı kitaplara ön yargı ile bakmadan okumalı. Bazı insanları görüşlerinden sıyırarak değerlendirmeli. Aslında hepimizin kendi kuyusu var belki de. Bazıları bunu dillendirebiliyor ve farkına varıp kendi kuyusundan çıkabiliyorken bazıları ise içinde bulunduğu kuyunun farkına varamayacak kadar kör devam ediyor yaşamına. Körlükte yok olup yitiyor en nihayetinde.
Öykü kitabı olan bu güzel kitap, kendi yaşamımızı anlatıyor aslında.
Hepimizin yolculukta olduğunu, bu yolları kendi irademizle belirlediğimizi biliyoruz. Bazı zamanlar çıkmaz sokaklara sapabildiğimizi ama o iradeyle geriye dönebilme imkanının da olduğunu biliyoruz. Yeter ki dönüş yolunu unutmayalım. Nereden geldiğimizi ne istediğimizi, kimden geldiğimizi, kime gittiğimizi yeter ki unutmayalım !

İnsandır nefs sahibi, insandır yollara düşen, insandır aramak isteyen. Bizler düştüğümüz her kuyudan sağ çıkamayız. Kimimiz tozlanırız kimimiz ıslanır, kimimiz boğuluruz kimimiz de her geçen gün bataklığa gömülmeye devam ederiz. Bazımız da o kuyuya tam dalmadan çıkmayı başarmıştır. Kuyu dediğimiz nefsimizin ta kendisidir.
Her birimiz tek başına yolculuk yapıyoruz bu hayatta. Bazen biz kayboluyoruz, bazen kaybolana yolunu gösteriyoruz. Hayatımız geniş ve dar, dikenli ve güllerle dolu yollardan geçiyor nefes aldıkça. Yolda nice kimselerle karşılaşırız ki bize yönümüzü onlar gösterirler. Ve herkes yol aldığı ömür yolculuğunda, kendi kuyusuna yalnızca kendi düşer.
Rabbim ne kadar güzel bir yol vermiş ki, pişmanlıklarımızdan kurtulabilmek için tevbeyi bahşetmiş bizlere. Hatalarımızı, içimizin huzurla dolmasına sebep olan affıyla örtmüş. Ya günahlarımızdan arınabilmek adına, bir kurtuluş yolu bahşetmemiş olsaydı ? İşte asıl mükemmellik bizim hatamızı farkederek af kapısına yönelmemizle başlıyor. Sonrası ise kuyunun içinde miyiz, dışında mı ? sorusunu sorduruyor. Eğer kuyunun dışında isek Mısır'a ulaşabilir miydik peki ? Ulaşabilenlerden olmak duasıyla.

Kendi yolunu merak edenler için, mutlaka okumanız gereken bir kitap. Herkesin yol aldığı bir yolu olduğuna göre hepiniz okuyun, okutun.
"Hakikat aramakla bulunmaz, ama onu bulanlar arayanlardır." Rasim Özdenörenle ilk tanışmamız. Kitap ilk baslarda tuhaf bir hikayeyle başlıyor ne alaka dedirtiyor insana ama ortalara geldiğinde müthiş bir nefs muhakemesi ile karşılaştırıyor okuru. Kuyu'nun icindemiydi dışında mi? Icindeyse nasil çıkılırdı bu kuyu'dan.
Kuyu: Rasim Özdenören'in kalbi cümlelerinin nakşedildiği modern bir Yusuf masalı!
Nefs çukurlarını tasavvufla doldurmak adına yola çıkan genç bir adamın, zaman zaman düştüğü kuyu içinde yeni bir kuyu açma girişimlerinde ki amaçsızlığının, nedensiz yorgunluğunun, günah kokan tren peronlarında ki tövbekâr bekleyişlerinin cümlelere bürünmüş hali.

Tasvirsel öğeleri bir göz kıvraklığıyla okuyucuyu sıkmadan cümlelere aktaran Özdenören, Kuyu'da da bu maharetini göstermiş. Çevre, durum ve özellikle öykü kahramanı Yusuf'un iç evine dair gözlemler, yazarın tasvirsel üslubuna edebi bir önlük giydirmesiyle yerli yerini almış.

Her kitap yazarının bir çocuğudur diye düşünürsek, Kuyu, Rasim Özdenören'in temelini Yusuf Kıssasına dayandırdığı ve 1999 yılında kalp rahminde ki kuyu dibi cümlelerini öykü sancısıyla dünyaya getirdiği bir eser. Henüz on iki yaşında, boyundan büyük cümleleri yüz on bir sayfada barındıran bir çocuk niteliğinde belki de...

Kahramanımızın yolculuğuyla başlıyor bu öykü. Tren istasyonlarının ıssızlığını kendi kalbi ıssızlığına benzetiyor Yusuf. Nereye gittiğinin, gittiği yerde ne yapacağının sıkıntısı beyniyle kalbi arasında gel gitler yaratıyor. Aradığı şeyin bilincine varsa da zaman zaman, Züleyha'nın cazibesine kapıldığı anlarda yolunu şaşırmaktan kendini alıkoyamıyor. Vardığı kente ayak bastığından beri, kentin kendisini istemediği düşüncesinde. Belki de aradığının içinde bir yerlerde kaybolduğunu düşündüğünden bu yanılgı. Ürkek ve çekingen girdiği bu kente akşamın karanlığında, üç yataklı bir otel odasında, sabah gideceği minvale nasıl yüz süreceğinin sıkıntısı içine düşmüş bir halde gözlerini kapıyor.

İnsana ve var olmaya ilişkin sorgulamalar öykü kahramanı ekseninde dönse de, aslında okuyucuya kendini sorgulaması adına, cümleler içine yerleştirilen ivme taşları. Okudukça Yusuf'u kuyudan kurtarma isteğiniz büyüyor. Sonra kendi kalbinizde açılan kuyuya düşüş hikâyeniz geliyor aklınıza. İnsan her yerde insan işte!

Tekkeye yolculuğu sırada birkaç farklı otelde konaklamak zorunda kalan Yusuf, kalbi temizliğiyle, nefsi kirliliği arasında ki handikaba burada düşüyor. Kendi günahının seceresinin hesabını tutamamışken daha, Züleyha kılıklı Zeliha'nın albenisine nefsi dayanamıyor. Kadına acıma, yardım ve şehvet duygularını bir arada duyuyor.

Yusuf'un gömleği kuyuda önden yırtılıyor! Henüz minvaline ulaşamadığından düştüğü kuyunun derinliğinin pek farkında olamıyor. Ve düştüğü günah çukurunda gusle durduğu vakit bile bir türlü arınamadığının farkında! Doyumsuzluk duygusu gibi arınmışlık ve temizlik duygusu da işlediği günahın ağırlığıyla bir süre uğramıyor Yusuf'un semtine. Belki de ismine layık olamamanın ağırlığı onu düştüğü kuyunun içerisine daha çok çekiyor!

Yusuf iki pişmanlık ve iki tövbe arasında kalıyor. İşlediği günah vicdani bir yara açarken ruhunda, günahı işlememe durumu nefsini delecekti aslında! Bu durumun adı gibi farkında olduğundan iki kere pişman olup iki kere tövbe ediyor. Nefsi hırslarını ruhani huzurunun arkasında bırakmak adına duaya duruyor dili kendi iç âleminde.

Günahından ötürü kendinden kaçma isteği peydah oluyor içinde. Ne ileri gidebiliyor yolunda ne geri! Her günahın bir tövbesi her yolun bir dönüşü var aslında biliyor. Bildiğini kendine bildirecek bir el yordamı istiyor kendine belki de...

Kendini bir camii avlusunda sıcağın ortasında buluyor kahramanımız, günahından arınmak adına ulaştığı yerde günaha batmışlığının hesabını kendine hala verememekte. Tekke mensubu bir derviş adayı kendisinden günah kokusu geldiğini söylemesiyle ruhu yine ağırlaşıyor. Bedenini bir hamam taşında suyun saflığına bırakıyor. Bilmiyor ki su insanın ruhunu arındırmıyor! "Üzerinden nehirler geçse, okyanusların suyuyla yunsa da arınmışlık duygusu vermeyen bir şeyler..."

Bedenen arınmışlığını hissedebilmek adına ruhunu temizleme ayini için düşmüşken ortaya bir ses ona: "Başıboşlardan mısın sen de!" diye soruyor. Beklediği soruyu bulmuşçasına ruhen arınmak ve aşkla dolmak için beklide: "evet köpekler gibi başıboşlardanım ben de, ama bağlanacağım köpek gibi bir sadakatle" diye cevap veriyor. İnsan illa ki bağlanmak istiyor. Bağlanmak sonra da yokluğun ellerinden tutup kaybolmak istiyor kuyunun içinde. Bağlandığı an kuyudan çıkacak bunun da farkında aslında.

Minvaline ulaşmak adına gelip geçtiği her yeri sılası olarak anıyor. Önceden kendini sılasız sayarken şimdi çok sılalı bir insan oluşuna gülümsüyor kitabın sayfaları arasında. Ve her birini tek tek özlüyor.
Zaman zaman içine girdikçe nefsen mağlup olduğu günahlarına da özlem duyuyor aslında. Zeliha'ya özlem duyuyor gecenin bir vakti mesela! Belki de köpekçe bağlanmayı dileyip, dileklerini uygulama safhasında ki açık kalan deliklerden sızan günah kokuları iştahını kabartıyor...

İçine düştüğü ateşi yirmi dört yaşının üzerinde yakmak istiyor. Gençlik demek aşk demek diyor biri. Gençliğinin verdiği hazla aşkla bağlanmak istiyor Yusuf kölelik namına geldiği tekke kapısına.
Hem sevmek isteyen hem de istediğinden kaçan bir adamın yorgun siluetinin resmi çiziliyor kitabın son sayfalarına doğru. Hazırlıksız bir sevme eyleminde, bağlanmışlık içgüdüsüyle yol almak istiyor yolunda artık. Korkmadığını düşünüyor artık yürüğü yollardan, gideceği kentlerden ama aynı zamanda korktuğunun da farkında olmak ağırlık veriyor ruhuna.

Kuyu; içine düşen kahramanını, kendine gelmesi adına şehirlerarası günah peronlarında duraklatan, kişinin pişmanlığını suyla yıkamaya çalışan ve yuttuğu beşeri yolundan çevirmeye uğraşsa da Mevlâ'nın el uzatışıyla onu daha çok dibinde tutamayacağını anlayan ruhsal bir mesnet görevi gördü aslında bu öyküde.

Kitapta tek eleştirilecek kısım, kimi yazar ve şairlerin kendilerine has iki nokta (..) kullanımıydı belki de... Önce acaba baskı hatası mı diye düşündüğünüz, imlâ ve noktalama işaretleri arasında bulunmayan iki noktanın Rasim Özdenören'in bu kitabınca sıkça kullanması, "acaba cümle anlamında neyi vurgulamaya çalıştı bu noktalama işareti ile!" sorusunu getiriyor aklınıza. Kitap içerisinde zaman zaman kullanılan argo tabirler de bulunuyor. Ama bu kelimeler daha çok öyküde ki söylevsel kısımlarda akıcılığı sağlamış. Okuyanını rahatsız edecek nitelikte değiller.

Rasim Özdenören'in düşünsel bir duruşla yaklaştığı cümleler insan ruhunun kolonlarını oluşturacak nitelikle belki de, yeter ki cümleler arası idrak gücümüzü ayırt etme yolunda kullanıp, düştüğümüz kuyudan çıkmaya meyilli olalım.

Kuyu-Rasim Özdenören-İz yayıncılık Gülnaz Eliaçık - 20.02.2011
Modern zamanda bir Yusuf hikayesi...
Bu defa abileri kuyuya atmadı onu. Kendisi düştü. Kurtaracak kimse olacak mı yine bilinmez. Çıkmanın bir yolunu bulmalı. Bu ağırlıklarla çok zor çıkar. Kurtulmalı bu nefisten, onun emirlerinden...
Şu anda sana söyleyeceğim ne varsa, biliyorum ki, hepsi yavan.. herkesin herkese yüzbinlerce kez söylediği şeyler.. sözler yalama, ama yaşantı, sözlere rağmen henüz taptaze duruyor.
Aşk denklik falan gözetmiyor, o, hiç bir şey gözetmiyor, o, ortaya çıkıyor ve varlığını dayatıyor, o kadar!
bir yerlerde güneşlerin
doğduğunu ve bir güneşlerin daima
doğmak üzere bulunduğunu biliyordu..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kuyu
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753553926
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İz Yayıncılık
Çağdaş Türk hikayeciliğindeki güçlü konumuyla kendinden sonra gelen pek çok öykücüyü derinden etkileyen Rasim Özdenören, Kuyu'daki öykülerinde değişim, uyumsuzluk, yabancılaşma konularını hikayeciliğimizde ilk kez yerli bir bakış açısıyla ve bütün boyutlarıyla dile getiriyor. 
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 98 okur

  • Esra Deniz
  • Yusuf Kadri Şirinkan
  • Ömer ATALAN
  • Şapkalı Â ve Ayşegül
  • Ömer Büker
  • orhan can
  • Tebessüm uyan
  • Eren Ali KALEM
  • acz
  • Lafügüzaf

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.3
14-17 Yaş
%3.1
18-24 Yaş
%25
25-34 Yaş
%37.5
35-44 Yaş
%25
45-54 Yaş
%3.1
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%58.4
Erkek
%41.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%13.5 (5)
9
%29.7 (11)
8
%32.4 (12)
7
%16.2 (6)
6
%2.7 (1)
5
%0
4
%2.7 (1)
3
%0
2
%0
1
%2.7 (1)