8,7/10  (12 Oy) · 
35 okunma  · 
9 beğeni  · 
858 gösterim
Çağdaş Türk hikayeciliğindeki güçlü konumuyla kendinden sonra gelen pek çok öykücüyü derinden etkileyen Rasim Özdenören, Kuyu'daki öykülerinde değişim, uyumsuzluk, yabancılaşma konularını hikayeciliğimizde ilk kez yerli bir bakış açısıyla ve bütün boyutlarıyla dile getiriyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ağustos 2008
  • Sayfa Sayısı:
    112
  • ISBN:
    9789753553926
  • Yayınevi:
    İz Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
Gülsüm Yalçın 
04 Oca 23:14 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Rasim Özdenören ismi "Yedi Güzel Adam" vasıtasıyla duymuş olduğum bir isim.Sonrasında bir konferansında bulundum ve kendini dinleme fırsatım oldu.Kitaba başlarken nasıl bir üsluba sahip olduğunu tahmin ediyordum.Ama o da ne bu gerçekten Rasim Özdenören'in mi eseriydi?Kitap 33 bölümden oluşuyor ve ilk bölümler bana biraz müstehcen geldi.Yine de devam ettim nereye bağlanacak bunun sonu diye, iyi ki de devam etmişim.Kahramanımızın ismi Yusuf ve kitabın geri planında "Yusuf ve Züleyha" kıssası yazara özgü bir şekilde işlenmiş.Ayrıca nefis terbiyesi konusunda yazılanlar üzerinde düşünülmesi gereken kısımlar bence.Ben hızlı bir şekilde okudum ama biraz daha sindirerek okunsa verilmek istenen mesajlar daha iyi anlaşılacaktır diye düşünüyorum.Ha birde bu kitabı okurken alışılmış hikaye kalıplarını bir kenara bırakın bence, iyi okumalar.

Selcen Çarkanat 
 03 Ara 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Rasim Özdenören'in okuduğum ilk kitabı ve çok geç kalmışım ne yazik ki. Okumadan önce gördüğüm yorumlardaki gibi gerçekten alışılmışın dışında çok özgün bir anlatımı var. Bu adamın kalemi bir harika dedirtiyor adeta. Her sayfası dolu dolu olan ilmek ilmek işlenmiş bir hikaye..
Birçok şey okuyucunun tasavvuruna bırakılmış. Ana karakterin düşüncesiyle birlikte sizi de düşünmeye itiyor, okurken birçok kez derin derin düşüncelerde buldum kendimi, defalarca okuduğum yerler oldu. Başlarda garip bir hikaye olarak ilerliyor fakat ortalara gelince kopuşlar başlıyor. Nefs muhakemesi için çıkılan yolda nefs adına çırpınışlar, mücedeleler ve yolun sonu.. "Kuyu"nun dibi, "kuyu"nun sonu.. Nasıl çıkılırdı kuyudan ?

Azize 
15 Nis 22:41 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · Puan vermedi

"... Nefs, kendine zulüm uygulandığını ileri sürerek de bundan kendine pay çıkartmaya girişebilir. Bunlara rağmen kuyudan çıkması gerekiyor, öyle mi?"

Ş.Y 
09 May 08:07 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 7/10 puan

'Hakikat aramakta bulunmaz, ama bulanlar ancak arayanlardır' düstürünü örnek alıp yola çıkanların hikayesi. Tabi bu esnada Nefs boş durur mu? Nefsin bin bir türlü desiseleri içinde ki mücadele. Rasim Özdenören'in en sevdiğim yönü meseleye öyle bir nokta koyuyor ki o noktadan bütün hakikati çıkarabiliyorsunuz ve üzerinde defalarca düşünüyorsunuz. Güzel kitaptı Vesselâm.

İki günümü dolduran kısa ama dolu bir Rasim Özdenören hikayesi Kuyu. Çok etkileyici bir anlatım var bu öyküde. Yer yer Aylak Adam'ın Bay C.si geldi gözlerimin önüne. Özdenören Hz.Yusuf'un düştüğü Kuyu'ya gönderme yaparak oluşturmuş bu öyküyü. Sanırım nefsi anlatmak adına kullanılabilecek en güzel metafor olsa gerek Kuyu. Arka kapakta yer alan şu sorular eşliğinde okuyorsunuz kitabı:
..Nefs, kendine zulüm uygulandığını ileri sürerek de bundan kendine pay çıkartmaya girişebilir. Bunlara rağmen kuyudan çıkması gerekiyor, öyle mi? Öyleyse ağırlıklarını bırakması mı gerekiyor? Ağırlıkları? Ağırlıkalrı ne olabilir? Bundan kolay ne var, ne olacak? Ağırlığı, bizzat nefsinden başka ne olabilir? Ama onu nasıl terk etmeli? Nefs terk edilebilir mi?
Öykünün baş karakteri Yusuf'un kendine yaptığı yolculuğu bir günah ağı içerisindeki sızlanmalarını, çırpınışlarını, gerçeği arayışını ve nefsi zorlayan günahların ağırlığıyla kendini sorgulayışını son derece farklı bir üslup ile aktarmış Özdenören. Gül Yetiştiren Adam'ından sonra Kuyu gerçekten güzeldi.

Yusuf ve onun kuyusu. Ve modern çağın Züleyha'sı Zeliha. Günah sızan bir hayattan kurtuluş için çıkığı yol, ve Kuyu'nun içinde mi dışında mı olduğunu anlayabilmek için yapılan mücadele. Hemen yanı başında duran köpeğin munis ifadesi.. Etkileyici..

Gülnaz Eliaçık 
15 Haz 18:18 · Kitabı okudu · 135 günde · Beğendi · Puan vermedi

Kuyu: Rasim Özdenören'in kalbi cümlelerinin nakşedildiği modern bir Yusuf masalı!
Nefs çukurlarını tasavvufla doldurmak adına yola çıkan genç bir adamın, zaman zaman düştüğü kuyu içinde yeni bir kuyu açma girişimlerinde ki amaçsızlığının, nedensiz yorgunluğunun, günah kokan tren peronlarında ki tövbekâr bekleyişlerinin cümlelere bürünmüş hali.

Tasvirsel öğeleri bir göz kıvraklığıyla okuyucuyu sıkmadan cümlelere aktaran Özdenören, Kuyu'da da bu maharetini göstermiş. Çevre, durum ve özellikle öykü kahramanı Yusuf'un iç evine dair gözlemler, yazarın tasvirsel üslubuna edebi bir önlük giydirmesiyle yerli yerini almış.

Her kitap yazarının bir çocuğudur diye düşünürsek, Kuyu, Rasim Özdenören'in temelini Yusuf Kıssasına dayandırdığı ve 1999 yılında kalp rahminde ki kuyu dibi cümlelerini öykü sancısıyla dünyaya getirdiği bir eser. Henüz on iki yaşında, boyundan büyük cümleleri yüz on bir sayfada barındıran bir çocuk niteliğinde belki de...

Kahramanımızın yolculuğuyla başlıyor bu öykü. Tren istasyonlarının ıssızlığını kendi kalbi ıssızlığına benzetiyor Yusuf. Nereye gittiğinin, gittiği yerde ne yapacağının sıkıntısı beyniyle kalbi arasında gel gitler yaratıyor. Aradığı şeyin bilincine varsa da zaman zaman, Züleyha'nın cazibesine kapıldığı anlarda yolunu şaşırmaktan kendini alıkoyamıyor. Vardığı kente ayak bastığından beri, kentin kendisini istemediği düşüncesinde. Belki de aradığının içinde bir yerlerde kaybolduğunu düşündüğünden bu yanılgı. Ürkek ve çekingen girdiği bu kente akşamın karanlığında, üç yataklı bir otel odasında, sabah gideceği minvale nasıl yüz süreceğinin sıkıntısı içine düşmüş bir halde gözlerini kapıyor.

İnsana ve var olmaya ilişkin sorgulamalar öykü kahramanı ekseninde dönse de, aslında okuyucuya kendini sorgulaması adına, cümleler içine yerleştirilen ivme taşları. Okudukça Yusuf'u kuyudan kurtarma isteğiniz büyüyor. Sonra kendi kalbinizde açılan kuyuya düşüş hikâyeniz geliyor aklınıza. İnsan her yerde insan işte!

Tekkeye yolculuğu sırada birkaç farklı otelde konaklamak zorunda kalan Yusuf, kalbi temizliğiyle, nefsi kirliliği arasında ki handikaba burada düşüyor. Kendi günahının seceresinin hesabını tutamamışken daha, Züleyha kılıklı Zeliha'nın albenisine nefsi dayanamıyor. Kadına acıma, yardım ve şehvet duygularını bir arada duyuyor.

Yusuf'un gömleği kuyuda önden yırtılıyor! Henüz minvaline ulaşamadığından düştüğü kuyunun derinliğinin pek farkında olamıyor. Ve düştüğü günah çukurunda gusle durduğu vakit bile bir türlü arınamadığının farkında! Doyumsuzluk duygusu gibi arınmışlık ve temizlik duygusu da işlediği günahın ağırlığıyla bir süre uğramıyor Yusuf'un semtine. Belki de ismine layık olamamanın ağırlığı onu düştüğü kuyunun içerisine daha çok çekiyor!

Yusuf iki pişmanlık ve iki tövbe arasında kalıyor. İşlediği günah vicdani bir yara açarken ruhunda, günahı işlememe durumu nefsini delecekti aslında! Bu durumun adı gibi farkında olduğundan iki kere pişman olup iki kere tövbe ediyor. Nefsi hırslarını ruhani huzurunun arkasında bırakmak adına duaya duruyor dili kendi iç âleminde.

Günahından ötürü kendinden kaçma isteği peydah oluyor içinde. Ne ileri gidebiliyor yolunda ne geri! Her günahın bir tövbesi her yolun bir dönüşü var aslında biliyor. Bildiğini kendine bildirecek bir el yordamı istiyor kendine belki de...

Kendini bir camii avlusunda sıcağın ortasında buluyor kahramanımız, günahından arınmak adına ulaştığı yerde günaha batmışlığının hesabını kendine hala verememekte. Tekke mensubu bir derviş adayı kendisinden günah kokusu geldiğini söylemesiyle ruhu yine ağırlaşıyor. Bedenini bir hamam taşında suyun saflığına bırakıyor. Bilmiyor ki su insanın ruhunu arındırmıyor! "Üzerinden nehirler geçse, okyanusların suyuyla yunsa da arınmışlık duygusu vermeyen bir şeyler..."

Bedenen arınmışlığını hissedebilmek adına ruhunu temizleme ayini için düşmüşken ortaya bir ses ona: "Başıboşlardan mısın sen de!" diye soruyor. Beklediği soruyu bulmuşçasına ruhen arınmak ve aşkla dolmak için beklide: "evet köpekler gibi başıboşlardanım ben de, ama bağlanacağım köpek gibi bir sadakatle" diye cevap veriyor. İnsan illa ki bağlanmak istiyor. Bağlanmak sonra da yokluğun ellerinden tutup kaybolmak istiyor kuyunun içinde. Bağlandığı an kuyudan çıkacak bunun da farkında aslında.

Minvaline ulaşmak adına gelip geçtiği her yeri sılası olarak anıyor. Önceden kendini sılasız sayarken şimdi çok sılalı bir insan oluşuna gülümsüyor kitabın sayfaları arasında. Ve her birini tek tek özlüyor.
Zaman zaman içine girdikçe nefsen mağlup olduğu günahlarına da özlem duyuyor aslında. Zeliha'ya özlem duyuyor gecenin bir vakti mesela! Belki de köpekçe bağlanmayı dileyip, dileklerini uygulama safhasında ki açık kalan deliklerden sızan günah kokuları iştahını kabartıyor...

İçine düştüğü ateşi yirmi dört yaşının üzerinde yakmak istiyor. Gençlik demek aşk demek diyor biri. Gençliğinin verdiği hazla aşkla bağlanmak istiyor Yusuf kölelik namına geldiği tekke kapısına.
Hem sevmek isteyen hem de istediğinden kaçan bir adamın yorgun siluetinin resmi çiziliyor kitabın son sayfalarına doğru. Hazırlıksız bir sevme eyleminde, bağlanmışlık içgüdüsüyle yol almak istiyor yolunda artık. Korkmadığını düşünüyor artık yürüğü yollardan, gideceği kentlerden ama aynı zamanda korktuğunun da farkında olmak ağırlık veriyor ruhuna.

Kuyu; içine düşen kahramanını, kendine gelmesi adına şehirlerarası günah peronlarında duraklatan, kişinin pişmanlığını suyla yıkamaya çalışan ve yuttuğu beşeri yolundan çevirmeye uğraşsa da Mevlâ'nın el uzatışıyla onu daha çok dibinde tutamayacağını anlayan ruhsal bir mesnet görevi gördü aslında bu öyküde.

Kitapta tek eleştirilecek kısım, kimi yazar ve şairlerin kendilerine has iki nokta (..) kullanımıydı belki de... Önce acaba baskı hatası mı diye düşündüğünüz, imlâ ve noktalama işaretleri arasında bulunmayan iki noktanın Rasim Özdenören'in bu kitabınca sıkça kullanması, "acaba cümle anlamında neyi vurgulamaya çalıştı bu noktalama işareti ile!" sorusunu getiriyor aklınıza. Kitap içerisinde zaman zaman kullanılan argo tabirler de bulunuyor. Ama bu kelimeler daha çok öyküde ki söylevsel kısımlarda akıcılığı sağlamış. Okuyanını rahatsız edecek nitelikte değiller.

Rasim Özdenören'in düşünsel bir duruşla yaklaştığı cümleler insan ruhunun kolonlarını oluşturacak nitelikle belki de, yeter ki cümleler arası idrak gücümüzü ayırt etme yolunda kullanıp, düştüğümüz kuyudan çıkmaya meyilli olalım.

Kuyu-Rasim Özdenören-İz yayıncılık Gülnaz Eliaçık - 20.02.2011

Kitaptan 22 Alıntı

Azize 
30 Nis 16:26 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

12
...
Sen başıboşlardan mısın kardeş?
...
Köpekler de, dedi adam, başıboş gezerler, insanların köpeklerden farkı.. bir yere bağlı olmaları.. bağlandıktan sonra da köpek gibi bağlı olmaları.. sadakatle..

Kuyu, Rasim Özdenören (Sayfa 48 - İz Yayıncılık, Öykü)Kuyu, Rasim Özdenören (Sayfa 48 - İz Yayıncılık, Öykü)
Ş.Y 
08 May 10:15 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 7/10 puan

Aşk denklik falan gözetmiyor, o, hiç bir şey gözetmiyor, o, ortaya çıkıyor ve varlığını dayatıyor, o kadar!

Kuyu, Rasim Özdenören (Sayfa 80)Kuyu, Rasim Özdenören (Sayfa 80)
Azize 
30 Nis 16:20 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

12
Madem ağladım, madem ağlıyorum, ağlayabiliyorum, öyleyse bindörtyüz yıl önceki insanlarla benim aramda, o günün insanlarıyla şunlar arasında kesintisiz bir ilgi olmalı, değişmeyen, insanı sarsan, derinden kavrayan ilintiler olmalı diye düşünüyordu. İşlediği günah ve günahlar yüzünden bir pişmanlık duymuşsa bunun bir anlamı olmalı, diyordu. Hayat, birdenbire ona kavranamayacak kadar yüksek bir anlamda doluymuş gibi göründü. Rüzgâra dur dese dururdu şimdi. Uçmak istese uçabilirdi.

Kuyu, Rasim Özdenören (Sayfa 48 - İz Yayıncılık, Öykü)Kuyu, Rasim Özdenören (Sayfa 48 - İz Yayıncılık, Öykü)
mütereddit 
23 Ağu 2015 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Korkmadığını düşünüyor ve korkuyordu
Korktuğunu düşünüyor ve korkuyordu
Korku yoldaşı haline gelmişti nerdeyse

Kuyu, Rasim Özdenören (Sayfa 83)Kuyu, Rasim Özdenören (Sayfa 83)
Gülsüm Yalçın 
04 Oca 19:26 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Sevmenin hazırlığı mı olurmuş? İnsan, sevmeye başlar ve bitirir: burada, bitirme, olgunlaştırma demek oluyor.

Kuyu, Rasim Özdenören (İz yayınevi)Kuyu, Rasim Özdenören (İz yayınevi)
Ceyhun KAHVECİ 
09 Şub 00:07 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Ama seni götürecek olan kendi amelindir,amelin sana vapur olacak,başkasının ameliyle bir yere gidemezsin,düştüğün çukurdan başkasının ameliyle çıkamazsın."

Kuyu, Rasim Özdenören (İz)Kuyu, Rasim Özdenören (İz)
Burak 
09 Tem 23:22 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Köpekler de, dedi adam, başıboş gezerler, insanların köpeklerden farkı.. bir yere bağlı olmaları.. bağlandıktan sonra da köpek gibi bağlı olmaları.. sadakatle..

Kuyu, Rasim Özdenören (Sayfa 48)Kuyu, Rasim Özdenören (Sayfa 48)
Ceyhun KAHVECİ 
09 Şub 00:15 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Hayat,birdenbire ona kavrayamayacak kadar yüksek bir anlamla doluymuş gibi göründü."

Kuyu, Rasim Özdenören (İz)Kuyu, Rasim Özdenören (İz)
3 /

Kitapla ilgili 1 Haber