Gözümüzü kör eden yedi renktir, kulağımızı sağır eden sesler,ağzımızı paslandıran yediklerimiz, kalbimizi önce coşturup sonra durduran sonsuz koşmalarımızdır. Yüksek insan, dışına değil, içine kıymet verendir.
"Değil... değil... fakat şu muhakkak ki bugün olduğum gibi olmak da istemiyorum. Büsbütün başka bir hayat, daha az gülünç ve daha çok manalı bir hayat istiyorum. Belki bunu arayıp bulmak da mümkün... Fakat içimde öyle bir şeytan var ki bana her zaman istediğimden büsbütün başka seyler yaptirıyor. Onun elinden kurtulmaya çalışmak boş... Yalniz ben değil, hepimiz onun elinde bir oyuncağız.. Senin dünyaya hakimiyet planların bile eminim ki onun mahsulü...
Ömer, yalvarır gibi cevap verdi:
"Bana istenecek bir şey söyle, uğruna can verilecek bir şey söyle, hemen dört elle sarılayım...
Nihat güldü:
" Gördün mü? Derhal sapıtıyorsun. Hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek için istenmez. Her şey yaşamamız için olmalidir. Hatta biraz ileri gideyim, kendi yaşamamız için... Sen kafanın içindeki yokluğa o kadar saplanmışsın ki derhal
uğrunda can feda edecek bir şey arayarak ikinci bir yokluğa dalmak istiyorsun! Yaşamak, herkesten daha iyi, herkesten daha üstün yaşamak, insanlara hakim olarak,kuvvetli, belki de biraz zalim olarak yaşamak... Dünyada bundan başka istenecek ne vardır?Hayatını bu gayeye vakfet,görürsün, nasıl birdenbire canlanacaksın!"