єℓιf

єℓιf
@_ummi
Bursa
15 Mart
49 okur puanı
Mayıs 2020 tarihinde katıldı
Yinemi imân med cezirleri eyy Yâr Yinemi Selâmet sahilini aramadayız. Şek şüphe fırtınaları, bu deryada bizi boğmasın. Karanlıktamı kaldık, Nura hasretiz. 'Eyy Sirac-ı münir' nerdesin? Nura talip olduk,Vadi-yi Eymen'de; Tûr-i Sina'nın sırrına gark et. Ki nur olan ateş, bizim nârımız olacak. Hakikât otağında, sadakât meclisini arar dururken, Firdevs sofrasından, mahrum mu kalalım? Örtümüze bürünüp saklandık, Müddessir sırrı ile aç hicabımızı. Kelâmullah lafızlarında boğulmayalım. Âllem'el Kuran kapısından girdir içeri. Zamanın dalalet karanlığında kaybolmadan; Ruhumuzu abdiyet yolunda uyandır. Ebedi karanĺık bizi sarmadan, 'ب 'yi noktasındaki sırra ulaştır
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Nedir?
Ey Sevgili biz razıyız; Ahir vakit, düzen nedir? Sel gelir, yolun bulur; Köpüğünü süzen nedir? Say ki mahşere iftar; Orucunu bozan nedir? Gönül çeker bir yudum su; Şu dünyada cezan nedir? Azan ezan duymaz ise; Ezanlarda susan nedir? Gözyaşları durmaz ise; Bizi üzen, bu zan nedir?
..Âşık
Ahh Âşığım, can içresin, Candan içre, bir hiçtesin. Gülden diken beri olmaz, Gülde eyleşme, Âşık... Sürûr bulur, Yârin bulan, Selâm durur, kahır, elem Hak'dan öte yoktur çilen Bir'den öte geçme Âşık... Hayy der girer, Hû der çıkar Bilirmi can, tende ne arar? Bu vuslat kapısı; Sabır Erenler! Candan geçer, geç be Âşık..
Tüm zerreleriyle koşmak isteyen Hakk’a, Ayağı kaysa yoldan döner mi? Söner mi ateşi, üzerine yağsa yağmurlar? Âşık olanın hasreti hiç diner mi? İncir dalları sesler “Hû”, kuşlar zikreder “illâ”; Dağlar paramparça olur aşktan. Mûsâ olan çıplak ayak varır da mâşuka, “Ol” denmeyince bizde güç yeter mi? “Ölmeden mezara giresim gelir.” demişti âşık. Gelir mi hâldaşın oraya, senle girer mi? İsteyene istediğini verir illâ! İsteklerden geçen, O’na döner mi?
Dinmedi, coştu gönülde sızı. Bekler olduk “gel artık” diyecek sözü. Nefse Nemrud olup, harlarken közü, Derman olmaya bir sinek yetti bize… Dünyadan el çekende, eteğinde taş; Arıya sitem eder, peteğinde yaş. Bin lebbeyk ile koşar, özünde savaş; Âşığa mevdûd olduk, bir firâk yetti bize… Dile gelse vebalim, lâl olurdu ahvâlim. Elest’te verilen sözdür hayâlim. Âcizim ey Muktedir, yoktur mecâlim; Sırâtı müstakîm eyle, bir yokuş yetti bize… Görülmez hilâlimiz, gündüze bakar. Bayramdır hoş gelen, gönüle akar. “Söz uçar, yazı kalır” derler, yazarız; Kalemi kavî eyle, bir virgül yetti bize…