Dinmedi, coştu gönülde sızı.
Bekler olduk “gel artık” diyecek sözü.
Nefse Nemrud olup, harlarken közü,
Derman olmaya bir sinek yetti bize…
Dünyadan el çekende, eteğinde taş;
Arıya sitem eder, peteğinde yaş.
Bin lebbeyk ile koşar, özünde savaş;
Âşığa mevdûd olduk, bir firâk yetti bize…
Dile gelse vebalim, lâl olurdu ahvâlim.
Elest’te verilen sözdür hayâlim.
Âcizim ey Muktedir, yoktur mecâlim;
Sırâtı müstakîm eyle, bir yokuş yetti bize…
Görülmez hilâlimiz, gündüze bakar.
Bayramdır hoş gelen, gönüle akar.
“Söz uçar, yazı kalır” derler, yazarız;
Kalemi kavî eyle, bir virgül yetti bize…
Sâadet nedir?
Hak ve sabr ile bulunabilir mi?...
Hayır!
İyilikler ve güzellikler ile süslemelisin hayatını...
Bu İyilikleri kendine değil!
Kendinden başka her bir şeye ve en çokça samimiyet...
Ağaç, çiçek, kuş, kedi, yoldaki bir taşı yerden kaldır, kaldır ki, bir şeyin ayağına takılıp, o şeyin hakkına girmesine engel ol, o taşın.
İnsan mı?
O en çok olan taraf,
Anne,Baba, Akraba ve sonra!
Komşu, arkadaş hepsi aslında...
Hepsini dinle ve onların seninle ilgili güzel anılar biriktirmesini sağla,
Çıkar ve menfâat beklemeden...
Bir de şey lazım...
İnanmak.
Kendine ve Yaptığına İNANMAK.
Sâadet mi?
Belki mutluluk kapısını bulmuş olabilrsin ama...
Sâadet!
O mu.....
O, o asırda idi can!
Sen yine de inanmaya devam et,
Zamanın da sahibi var...
Kim bilir?
Hasan El-Basri (رحمه اللَّـه) şöyle demiştir:
Halveti şu üç şeyde arayın :
Namazda, zikirde ve Kur'ân okumakta,
Bunlarda bulamazsanız bilin ki kapı kapalıdır.