Senden iki gıdım isteseler, kendini mutlulukla verecek, hiç sızlanmadan ufalıp dağılacaksın. Çünkü sen kendine hep kendinin en azını bıraktın. Öyle yapma. Sandığın kadar çok değilsin unutma, bitmezsin sanıyorsun ya "pat" diye bitiverince fena afallıyor insan. Yani su senin çocuk, yol senin. Senin yedi denizinde, senden başka kimsenin içinde olmadığı bir kıyısız gemisin aslında. Sana kimse sahip değil. Ya bir liman ara, ya ada ol, ya savrulup dur sonuna kadar, ama kendi yaşamını yaşa becerebildiğince, iyi-kötü.
Böyle oluşundan niçin acı çektiğini merak ediyorsun. Çözmen gereken bir bilmece olduğunu ve çözemeyeceğini sanıyorsun. Sadece olmakla, yani başka türlü olmamakla yetinmek zorunda olduğunu çok sonradan öğreneceksin. Ve öyle hiç kıvırmadan söylüyorum işte; aramak zorunda olduğunu asla bulamayacaksın, hiç kusura bakma.
O zamanlar ne çok gülerdik. Gülmek için bu kadar bahaneyi nereden bulurduk acaba? Şimdi de çok seviyorum gülmeyi ama gülmeye eskisi kadar çok bahane bulamıyorum.