Modern insan ev fikrini yitirmiş insandır.
Doğrudur, dünya küçüldükçe mahrem de bizden uzaklaştı. Başkalarının hayatıyla çok ilgiliyiz. Kendi hayatımıza dair o kadar çok tembih, o kadar çok fikir alıyoruz ki, doğru düzgün yaşayamıyoruz bile onu. Her yanımız psikologlarla, ruh hocalarıyla, modern vaizlerle dolu. Sürekli telkin altındayız. Reklamlar, panolar, arkadaşlar, uzak akrabalar hep hayatımızı nasıl yaşayacağımızı öğretiyorlar bize. Kendimizle baş başa kalamıyoruz. Bize kendimizi öğretecek bir mürşit bulamıyoruz bir türlü.
Bütün süslü cümlelerin sonu kaçış kaçış, kaçış… Peki, nereye, o da belli değil. Yuvadan kaç, evden kaç, aileden kaç. Çekilen her film, yazılan her kitap, dönen her dolap onun provasını yapıyor. Bir taraftan felaket tellalları, her gün başımıza dünyayı yıkmakla meşguller. Öte yandan modern tıp, kullanmağımız her tür ilaçtan bizi sorumlu tutuyor. Kanserler, kalp krizleri, onulmaz hastalıklar peşimizde. Bu hayatın kaçkınlarıyız.