Yüsra

Davranışların anında ortaya çıkan etkisi, her zaman için, sözler­den çok daha etkilidir. Ama dış koşulların zihinsel duyarlılığı yoğunlaştırdığı zamanlarda, bîr kelime bile etkili oluyordu.
Bir insanın ruhsal durumuyla -cesareti ve umudu ya da bun­ların bulunmayışı- vücudunun bağışıklık durumu arasında ne kadar yakın bir ilişki olduğunu bilenler, umut ve cesaretin bir­ denbire yitirilmesinin öldürücü bir etkisi olabileceğini anlaya­caktır. Arkadaşımın ölümünün nihai nedeni, beklediği özgürlü­ğün gelmemesi ve ağır bir hayâl kırıklığı yaşamasıydı.
Amaçsızlığın Umutsuzluğa Dönüşü
“Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıl'a katlanabilir.” Fırsat bulunur bulunmaz, varoluşlarının ürkütücü nasıl’ına  katlanmalarını  sağlayacak bir güce ulaşmaları için, yaşamlarında  bu insanlara bir neden -bir amaç- göstetmek gerekir. Yaşamında  hiçbir anlam, amaç, hedef göremeyen ve bu nedenle sürdürmeyi  anlamsız bulan kişinin vay haline! Kaybetmesi uzun sürmeyecek­tir. Bu tür bir insanın her türden yüreklendirici tartışmayı reddet­mek için verdiği tipik karşılık şöyle oluyordu: “Artık hayattan beklediğim hiçbir şey yok. " Buna nasıl bir yanıt verilebilir ki?
Gözyaşlarının Gücü
Acı çekmek, sırtımızı dönmek isteme­diğimiz bir iş oldu. Acının, başarıya yönelik gizli fırsatlarını kav­radık; bu fırsatlar, şair Rilke’nin şu dizeyi yazmasına neden ol­muştu: "Bitirilecek ne kadar çok acı  var!" Başkalarının “bitirilecek işler"den söz etmesi gibi, Rilke de  “acıların bitirilmesinden" söz ediyor. Bizim için bitirilecek bolca  acı vardı. Bu nedenle, zayıflık anlarını ve gizli gözyaşlarını mini­mum düzeyde tutmaya çalışarak, acının tamamını göğüslememiz  gerekiyordu. Ama gözyaşlarından utanmamız gerekmiyordu,  çünkü gözyaşları, bir insanın, cesaretlerin en büyüğüne, acı çek­me cesaretine sahip olduğuna tanıklık ediyordu. Ancak çok az  kişi bunu kavrıyordu, ödemden nasıl kurtulduğuna ilişkin soru­ma, “Göz yaşlarımla dışan akıttım,” diye itirafta bulanarak yanıt  veren bir yoldaşım gibi, bazıları, ağladıklarını utana sıkıla itiraf  ediyordu.
Acılara Değmemek
Dostoyevski bir keresinde şöyle de­mişti: “Beni korkutan tek bir şey var: Acılarıma değmemek.”Eğer yaşamda gerçekten  bir anlam varsa, acıda da bir anlam olmalıdır. Acı da yaşamın ka­der ve ölüm kadar silinmez bir parçasıdır. Acı ve ölüm olmaksı­zın, insan yaşamı tamamlanmış olmaz. Bir insanın kendi kaderini ve içerdiği olanca acıyı kabul ediş  yolu, kendi davasını seçiş yolu, ona, en ağır koşullar altında bi­le, yaşamına daha derin bir anlam oluşturma fırsatı verir, yaşam, yi­ğitçe, onurlu ve özgecil olabilir. Ya da bu şiddetli kendini koru­ma kavgasında kişi, kendi insan onurunu unutup bir hayvan düzeyine inebilir. Burada, insanın, zor bir durumun sunduğu ahlaki değerlere ulaşma fırsatlarından yararlanma ya da vazgeçme  arasındaki seçimi yatmaktadır. Bu da, o insanın acılarına değip  değmediğini belirler. İnsan, kendi acıları yo­luyla bir şeye ulaşma şansıyla birlikte, her yerde kaderle karşı  karşıyadır.