"Gitmesin istiyorsan gitme diyeceksin. O yine gider de sen gidişini seyreden değil, gitme demiş olan olursun. Gitme demiş olmadan gideni seyredersen, sen suçlusu. Gitme deyip de gideni seyredensen, masumsun."
Bu kitap zihinde zoolojik bir eser imajı yaratsa da, Adıgüzel burada hayvanları mir'ât olarak kullanıyor, çok güçlü bir metafora dönüştürüyor. Kendi iç çöküşlerimizi, varoluşsal sancılarımızı, ezilmiş doğamızı vb. hâllerimizi barındırıyor. Üstelik muazzam bir kaynak şölenini (Nietzsche, Foucault,Deleuze-Guattari, Bilge Karasu, Oğuz Atay, O Bener, Dostoyevski, Kafka vb...) bir düzen içerisinde hissettirerek koyuyor avuçlarımıza. Hayvanın özünü, içli heybesini, İnsanın kendi hayvanî duruşundan bağımsız kılmıyor. Bunu derin bir felsefîk açıyla sergiliyor. En yerinde özet belki de şudur; içinde bulunduğumuz yaşam, eteğinden düşemediğimiz toplum, kaçamadığımız döngülerimizi "kafes"olarak tahayyül ettiren kitap, bizi bu kafesin içinde yaşamaya mecbur kılan ve tam anlamıyla asla evcilleştirilemediğimizi gösteriyor. Ve ekliyor, 'Ey insan mutsuzsun çünkü içindeki hayvanını tabiatından kopartıyorsun. Modern yaşamın kutlu olsun!..'