Ortadoğu, Kuzey Afrika, Balkanlar, Kıta Avrupası, İngiltere... Hepsinde de mutlaka bir linç vardı. Doğru zaman ve doğru yerde olmaya bile gerek yoktu. Çünkü linç her yerde ve her zamandı. Birkaç dilde birkaç gazete okuyup, biraz havayı koklamak yetiyordu. Çünkü insan denilen yaratık linçle yaşıyordu ve ben bunu gördüm...
Peki, kim kimden sırf var olduğu için nefret ederdi? Tabii ki ırkçılar ve mezhepçiler ve de kendi dinlerinden olmayan her insanı yok etmeye ant içmiş olanlar!
Oysa her şeye rağmen hayatta kalmayı başarmış olan, içimdeki insan, benzerleri ne, yani diğer insanlara doğru gitmenin bir yolunu arıyordu. Ama içim, bir samanlığa benziyordu. Ve o samanlıkta kaybolmuş bir iğnenin, çıkış yolunu bulması çok zordu.
Daha küçük bir çocukken, "Büyüyünce mutlaka yalnız kalacağım!" derdim. İşte, sonunda yalnızdım! Ancak bu defa da yalnızlığa hapsolmuştum. Oysa ben sadece, istediğim zaman, içine girip çıkabileceğim bir yalnızlık odası istemiştim.