Yas aslında bencildir, terk edilmiş bir dünyada kendimiz için tut tuğumuz bir yastır.
Ben onsuz nasıl yaşarım? ... Ama bu, hikayenin sadece bir parçası, vedalaşmanın bir yüzü.
Oysa o sırada o da bizimle vedalaşıyormuş.
Babam omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir Atlas'tı. Şimdi, o aramızdan ayrılınca, tüm o geçmişin çatırdayarak üze rime usulca yıkıldığını, beni tüm öğle sonralarının arasına gömdüğünü hissediyorum. Çocukluğun sessizce yıkılıp dağılan öğle sonraları. Ve yardım için çağıracağım kimsem yok.
Sanırım Ecinniler'de bir yerde, Dostoyevski, insanın mutlu olduğunu bilmediği için mutsuz olduğunu, tek sebebin bu olduğunu söyler. Babam Dostoyevski ile pek içli dışlı olmasa da, tam tersini iddia ederdi. Bir keresinde, sesini hafifçe kısarak -belki bu yüzden aklımda kaldı- bir grup arkadaşına şöyle dediğini duydum: Biz burada ne kadar mutsuz olduğumuzu bilmediğimiz için mutluyuz.