Ayser ipek

Ayser ipek
Okur - Yazar Canı istemezse ne okur ne de yazar.
SANÂYİ-İ ÂLİ AMCA
Kırk yılın başı sanayiye gelince aklımda çalan şarkı Cem Karaca - Tamirci Çırağı. Gerçi ayağımda uzun etek ve dalga dalga saçlarım yok ama eşarbım da uçuş uçuş. Tabi burda kimse eşarbımla veya benimle ilgilenmiyor çünkü tamirci çıkarları bile koca koca dayılar, amcalar. Hani öyle sahte diploma düzenleyen, torpil sağlayan, hak yiyen dayılardan, amcalardan değil, hakiki dayı ve amcalar. Buraya bir kahvehane açsam ne para kazanırım var ya! Neyse amcalar sardı etrafı. Sanırım bu amcalar ve dayılar evden kaçıp kahveye değil, sanayiye geliyorlar. Bu amcalardan biri de benim amcammış. Kaçıncı kuşaktan acaba? Bu amcamı hiç görmemiştim ama çok da önemli değil çünkü bu amca da bana sanayi sırası torpili geçti. Önümde 3 araba vardı ve o ilk benim arabamı aldı. Tabi bu torpil sayılır mı bilmiyorum çünkü ben önceden sanayi randevusu almıştım. "Sanayi randevusu nedir be?" diyenler için hemen anlatıyorum. Birkaç gün önceden sanayici amcayı darlıyorusuz. "Bak geleceğim diyorum, sıra  falan uğraştırma beni, beni mazot kokusu tutuyor..." vb. cümlelerle sanki adama iyilik olsun diye gidiyormuşsunuz havası yaratacaksınız. İşin özü bu işte ama ben onu da yapmadım çünkü benim yerime babam yaptı :) Benim işim mi neydi? Ben ise bir sürü vuruğu, kırığı, çiziği olan arabamla havamdan hiç ödün vermeyen bir girişle sanayiye girdim. Arabadan inince ise havama güneş vurdu sanki. Ezilip büzülerek "Sinan Ağdeve siz misiniz? Iğğğğ" dedim. O da gayet kalın bir ses tonuyla "Yok abla ben kardeşiyim. Niye geç geldin?" dedi. Beni çırakla karıştırdı galiba. İstediğim saatte gelirim kardeşim! Tabi istediğim saatte gelirsem de onların istediği saatte çıkarım ehehehe :(
Yazı Bana Ait..'
Reklam
Son 3'ün Dışavurumu
Kimsenin yanımda olmadığını biliyorum Düşerken yalnızdım, kalkarken yalnızdım Ağlarken yalnızdım, susarken yalnızdım Gülmedim, içimden gelmedi ve yalnızdım Çaresiz hissederken, çare ararken yalnızdım Ölmeyi düşünürken, kendim vazgeçerken Umudu tüketmişken, yeniden yeşertirken İnancımı kaybetmişken, yeniden inanırken Ruhum daralıyorken, nefes alamıyorken Her şeyden vazgeçmişken, yeniden savaşırken Başlarken yalnızdım bitmişken yalnızdım. Eskiden ve şu an olduğu gibi ben hep yalnızdım.
Yazı Bana Ait..'
BEN YAZARIM
Yürüyüş fakir sporuymuş, öyle duydum bir yerden. Peki dağcılık? O zengin sporu mu ki? Yani adı biraz afilli geldi ama anlamını çözemedim çünkü "tree king" gibi bir şey dediler ve ben iki gıdım İngilizce bilgime dayanarak "Tree" kelimesini "Üç" veya "Ağaç" olarak çevirdim, "King"i ise "Kral, papaz" olarak çevirdim. Bu durumda "üç kral" ya da "ağaç kral" gibi bir şey çıkıyor ve ben bunu dağcılıkla bağdaştıramadım. Hee yoksa kral zengin biri olduğu için mi? Belki üç kral olunca da daha zengin mânâsını veriyordur. Mantıklı ve mantıksız geldi ama başka sorunlarım da var ve buna fazla kafa yoramam. Mesela şu an dağın tepesinde ne işimiz var? Neden bu dağı seçtik, diğer dağın bundan eksiği neydi? Hepimiz aynı renk formayı giymiş modern sopalar almışız elimize. Ağaç dalı yontsak fakir mi gözükürdük acaba. Koylu Kemal mi derlerdi arkamızdan? Hem bu modern sopayla adam dövülmez ki kırılır hemen. Modern olmuş ama sağlam olamamış. Bir sopayı eziklemediğim kalmıştı. Peki bu sıcakta bot giymek niye? Haa tamam, kene, yılan, çiyan vb. ısırmasın diye. Lan peki bizim kenenin, yılanın, çiyanın yuvasında ne işimiz var ki bir de önlem alıyoruz? Hem bizim onlara verdiğimiz zarar ne olacak? Yedik, içtik çöpü de dağa hediye ettik. Biz şimdi onlara zarar vermedik mi? Bir ısırıktan korkuyoruz da biz onları daha kötü ısırmadık mı? Tabi onlar önlem alamadığı ve bize "zararlı" muamelesi yapamadığı için biz sadece kendi gördüğümüz zararı umursuyoruz. Ayrıca evimizin balkonunda, önü kapalı olduğu için terlik derken şüpheye düştüğümüz ama arkası da açık olduğu için ayakkabı sıfatı veremediğimiz terliklerden giysek ve balkon hiçbir zaman temiz olmadığı için ayaklarımızı uzatarak oturmaktan ziyade güzelce toza buladıktan sonra bir hava alıp içeri girsek ne olurdu? Çöpü de balkondan konteynera atardık
Yazı Bana Ait..'
Adam yaşama sevinci içinde Masaya anahtarlarını koydu Bakır kâseye çiçekleri koydu Sütünü yumurtasını koydu Pencereden gelen ışığı koydu Bisiklet sesini çıkrık sesini Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu Adam masaya Aklında olup bitenleri koydu Ne yapmak istiyordu hayatta İşte onu koydu Kimi seviyordu kimi sevmiyordu Adam masaya onları da koydu Üç kere üç dokuz ederdi Adam koydu masaya dokuzu Pencere yanındaydı gökyüzü yanında Uzandı masaya sonsuzu koydu Uykusunu koydu uyanıklığını koydu Tokluğunu açlığını koydu. Masa da masaymış ha Bana mısın demedi bu kadar yüke Bir iki sallandı durdu
Şiir
Ben Orhan Veli
Ben Orhan Veli Yazık oldu Süleyman Efendi'ye mısra-i meşhurunun yazarı Duydum ki merak ediyormuşsunuz hususi hayatımı Anlatayım Evvela adamım yani sirk hayvanı filan değilim Burnum var kulağım var pek biçimli olmamakla beraber Bir evde otururum Bir işte çalışırım Ne başımda bulut gezdiririm Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet Ne İngiliz kralı kadar mütevazıyım Ne de Celâl Bayar'ın ahır uşağı gibi aristokrat Ispanağı çok severim Puf böreğine hele biterim Malda mülkte gözüm yoktur Vallahi yoktur Oktay Rıfat'la Melih Cevdet'tir en yakın arkadaşlarım Bir de sevgilim vardır pek muteber İsmini söyleyemem Edebiyat tarihçisi bulsun
Şiir