ben sizi öfkemin buz kesmiş dağ gibiliğinden korurum, siz sizden merhameti esirgediğimi sanarsınız. sana elbette şefkatle sarılmak istiyorum ama bunu yaparken sessiz bir karanlıkla omurganı kırmaktan korkuyorum. size bir kötülük etmemek için, size iyiliğe de yanaşamıyorum. sağ elimle alnını okşayıp da yaşını silsem, sol elim yüzünü şakağından boynuna kadar derince çizer diye, size dokunmuyorum. bana öyle yaptılar. ben de öyle öğrendim işte. yüzümü yaslayıp göğsüne, enseme bir taşla vurdu herkes. aklım kaldı hep o çelişkili merhametlerde. bu yüzden ben donar kalırım ağladığında biri. çünkü beni ya önce dövüp sonra sevdiler ya önce sevip sonra dövdüler. ben bilemedim kim beni niye dövüyor niçin seviyor beni hem nasıl seviyor. bilemedim bu yüzden bir tokatla bir okşayışın farkını. yüzümün soluk renginde karıştı ikisi birbirine. ben karışmadım. iki ayrı ve keskin yüzü bir parlak süslü bıçağın. bir olmak için çok, bütün olmak için eksik kaldım.