eda

eda
faust
ben sizi öfkemin buz kesmiş dağ gibiliğinden korurum, siz sizden merhameti esirgediğimi sanarsınız. sana elbette şefkatle sarılmak istiyorum ama bunu yaparken sessiz bir karanlıkla omurganı kırmaktan korkuyorum. size bir kötülük etmemek için, size iyiliğe de yanaşamıyorum. sağ elimle alnını okşayıp da yaşını silsem, sol elim yüzünü şakağından boynuna kadar derince çizer diye, size dokunmuyorum. bana öyle yaptılar. ben de öyle öğrendim işte. yüzümü yaslayıp göğsüne, enseme bir taşla vurdu herkes. aklım kaldı hep o çelişkili merhametlerde. bu yüzden ben donar kalırım ağladığında biri. çünkü beni ya önce dövüp sonra sevdiler ya önce sevip sonra dövdüler. ben bilemedim kim beni niye dövüyor niçin seviyor beni hem nasıl seviyor. bilemedim bu yüzden bir tokatla bir okşayışın farkını. yüzümün soluk renginde karıştı ikisi birbirine. ben karışmadım. iki ayrı ve keskin yüzü bir parlak süslü bıçağın. bir olmak için çok, bütün olmak için eksik kaldım.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
senin yerine üzülür senin adına kinlenir senin için düzeltirim sağı solu. beni sev diye de değil hem. seni seviyorum diye. bu ne demek bilirsin.
bir hastane koridorunun soğukluğunu iliklerine kadar hissetmemiş herkes hüznün baki olduğuna inanır ama değildir. özlediği insanı rüyasında görmekten başka çaresi olmayanlar bilir, hayat çok da ciddiye alınacak bir yer değildir ve bazı uyanışlar özlem doludur, hıçkırarak ağlatır.
öyle ölüm görmemişin yanında bir mezar taşını hüviyet niyetine kaburganın cüzdanında taşıdığını söyleyemezsin. bıçaklanmamışa bıçak izin bir şey hissettirmez. sana anlatacaklarımı anlayabilmen için evvela seni anladığıma bir kanıt lazımsa, kolay değil ama dert de değil neyleyeyim, derimi bile kaldırırım işte gör diye kırılan kemiği.
ne acı. ne iyi ne kötüyüm. ben acısını yaşayamayacak kadar donuk ve kibirli bir kadın, bu yüzden hiçbir vakit iyileşemeyecek bir çocuğum.