Değerlendirmeme başlamadan evvel yazarın fikir ve önerilerinin bir kısmına katılmakla beraber pek çok konuda zıt görüşlere sahip olduğumuzu belirtmek isterim. Hangi kısımlara katıldığımı, hangi kısımlarda yazarı eksik veya hatalı gördüğümü bu konu başlığı altında kısaca belirteceğim. Bunu yaparken kitabın konulara değiniş sırasını mümkün olduğunca takip etmeye çalışacağım.
Illich, eserinin sırf giriş kısmında değil, çoğu bölümünde kendi kendine öğrenmenin okulda öğrenmeden daha faydalı olduğundan bahsediyor. Ben bu görüşe tamamen katılmaktayım. Yazarın iddiasına göre bir şeyi yaparken o şey hakkında bir başkasının verdiği bilgileri dinlediğimizde anladığımızdan çok daha fazlasını anlamış oluruz. Çünkü bir işin nasıl işlediğine şahit olmak veya bunu gerçekleştirmeyi denemek, kitaptan okumaktan ya da bir eğitmenden dinlemekle yetinmekten daha verimlidir, edindiğimiz bilgi bir süre sonra unutulmak üzere hafızamızın derinliklerine itilmez, kalıcı olarak edindiğimiz tecrübelerimizin arasında kendine yer bulur. Teoriden ziyade uygulamanın daha faydalı olduğu görüşüne bütünüyle katılıyorum ve üzerine bir şey eklemeye yahut eleştirmeye lüzum görmüyorum. Illich, bu konuyu benim görüşlerime epey uyumlu bir şekilde aktarmıştır.
Lakin Illich ile müfredat konusunda fikirlerimiz büyük oranda ayrılmaktadır. Yazar, müfredatın insanları köleleştirdiğinden ve kesinlikle kaldırılması gerektiğinden bahseder. Açıkçası belli bir müfredatın varlığı, modern toplumda yaşayan insanlar için olmazsa olmazdır bana göre. Toplumda rol oynamak isteyen bireylerin ortak bir bilgi haznesine, ortak yeterliliklere sahip olması gerektiği kanaatindeyim. Tek tip insan türünün olması gerektiğini savunmuyorum. Yalnızca kişiye özgü belli yeterliliklere ek olarak temel birtakım öğretilere toplumda aktif olan