A.

A.
@aaydn
Where are the feasts we were promised?
İngiliz Dili ve Edb.
Manisa
47 okur puanı
Temmuz 2016 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
"Sözcükler, düşünceleri doğururken ölürler," diye yazar ünlü arazbilimci Lew Wygotski. Bununla, düşünce ve dilin birbirini aştığını ima eder. "Düşünce sözcükleri giyer giymez ölür," diye iddia eden Schopenhauer'la aynı çizgidedir. Sözcükler yalnızca tecrübelerimize gönderme yapar; konuşmanın amacı insanlar arasındaki ortak çağrışımları açığa çıkarmaktır. Ama belki bu sonucu elde etmenin başka bir yolu daha vardır. Bazen bir resim, binlerce sözcükten daha fazla şey söyler. Ya da müzik; bir duygu durumunu yaratıcıdan dinleyiciye aktarmak için iyi bir araçtır.
Reklam

A.

, bir kitap okudu
7/10
·312 syf.·
49 günde okudu
·
2021 1. kitabı
Carl-Johan Vallgren
8.2/10 · 822 okunma
Kafam eski kafa değil. Şimdilerde aklım daha yavaş çalışıyor, düşüncelerim daha bulanık. Eskisi kadar hızlı düşünemiyorum ve en basit bir düşünceyi geliştirmek bile beni yoruyor. Bu böyle başlıyor demek ki, çabalarıma karşın. Sözcükler, artık onları bulamayacağımı sandığım anda geliyor aklıma. Onları bir daha kullanabileceğimden umudumu kestiğim anda. Her gün aynı çaba, aynı boşluk, hep aynı unutmak -ve hemen ardından- unutmamak isteği. Başladığım zaman, kalemim başka bir yerden değil, o sınırdan başlıyor yazmaya. Hikaye başlıyor, duruyor, biraz ilerliyor, sonra yolunu kaybediyor. Her iki sözcüğün arasında boşluklar, sessizlikler var. Kaçıp kaybolan, bir daha görünmeyen sözcükler de.
Sen tersini düşünsen bile, gerçeklerin geçerliliği çift yönlü değildir her zaman. Bir yere girebilmiş olman oradan çıkabileceğin anlamına gelmez. Giriş kapıları çıkış kapısı olarak kullanılamayabilir, bir dakika önce altından geçtiğin kapıya dönüp baktığında aynı kapıyı yerinde bulacağına güvenemezsin. Kent de böyle işte. Herhangi bir sorunun yanıtını biliyorum, diye düşündüğün anda, artık sorunun bir anlamı kalmadığını fark edersin.
İnsan olabildiğince az şeyle yetinmeye alışmak zorunda. Ne kadar az şey istersen o kadar azla yetinebilirsin. Gereksinimlerin ne kadar sınırlıysa o kadar iyi. Kent insanı bu duruma getiriyor. Düşüncelerini tersyüz ediyor. Yaşama isteği yaratıyor, aynı zamanda da yaşamını elinden almaya çalışıyor. Bundan kurtuluş yok. Ya becerirsin ya beceremezsin. Becerirsen gelecek defaya gene becerebileceğine güvenemezsin. Beceremezsen bir daha asla beceremeyeceksindir.