Bea'ya gideceğimi söyledim. Bütün gece bunu düşünmüş ve kabullenmişti. Üzüm bağında duygusuzca öptü beni ve asma sıralarının arasında yürümeye başladı. Dönüp dönüp birbirimize baktık, çünkü bir düellodur aşk ve sonra, birbirimize son defa baktık. "New York'ta görüşürüz Bea," dedim. Bir ay içinde kardeşinin arabasıyla New York'a gelmesi gerekiyordu. Gel gör ki ikimiz de gelmeyeceğini biliyorduk işte. Otuz metre sonra dönüp ona baktım. Elinde benim kahvaltı tabağımla dosdoğru kulübeye yürüdü. Başımı eğip onu seyrettim. Böyleyken böyleydi işte, ben yollardaydım yine.
Kısa süre sonra alacakaranlık çöktü, üzümümsü bir alacakaranlık, mandalina bahçelerinin ve uzun kavun tarlalarının üzerine mor bir alacakaranlık çöktü; ezilmiş üzüm rengindeydi güneş, şarap kızılıyla dilimlenmişti, tarlalar sevginin ve İspanyol gizemlerinin rengindeydi. Başımı pencereden çıkarıp mis kokulu havayı ciğerlerime çektim. Hayatımın en güzel anlarıydı.