Dedem, hayvanlarla insanların birbirine hiç mi hiç ihtiyacı olmayan iki ayrı medeniyet olduğuna inanırdı. Bir kuş, ömrü boyunca hiçbir insana rastlamasa da kuşluğundan bir şey eksilmezdi. Bir insan, bir defa bile keçi sütü içmeden, dana eti yemeden yaşayıp gitse acından ölmezdi. Ama lanet gelsin ki insan da hayvan da bu döndükçe eskimiş koca dünyayı paylaşmak zorundaydı. Paylaşmak da değil ya, karşılaştıkları her noktada birbirlerine zarar veren bir kaçınma belki.
Bir kadın neden bütün hayatını başkalarının mutluluğu üzerine kurup sonra da her mutsuzlukta kabahatli çıkan olmak zorundaydı ki zaten? Aman şu üzülmesin, aman buna laf gelmesin diye bütün bir ömrü gereksiz bir mengenenin sıkışıklığında geçirdikten sonra bir de üstüne, sanki doğuştan verili bir görevi başaramamış gibi her sızlanışında taşa tutulmak neden kaderi olsundu? Yeterdi!
Hiç yüz vermeyen bir sevgiliyi sever gibi sevdiği güzel ülkesini faşizmin postalı altında ezdirmeye razı gelemezdi. Devrimciler bugünler içindi. Devrimcilik bunun için vardı.
Neyin hayır, neyin şer olduğuna acele karar vermemeli. Şunu öğrendim. En ters olayın içinde bile bir güzellik çekirdeği bulunuyor. Zamanı gelince çatlayıp açılıyor.”
Hayatının sonuna kadar onu böyle, aşkla seyrederek kalabilirdi. Kendisini sevdiğini, dünyada var olduğunu bilmek bile yeterdi. Ama Tanrı ona çok daha fazlasını vermişti. Ali’ye karşı hissettiği duygunun ne olduğunu ancak şimdi anlayabiliyordu. Bütün varlığıyla teslim olduğu, teslim olmaktan başka çaresinin kalmadığı, bütün çarelerin teslimiyetin içinde eridiği bir aşktı bu. Var oluşunun aslı, yaşamın sırrı, başka bir âlemin ulağıydı. Tüm bu yaşanılanlar bu dünyada değil de başka bir yerde gerçekleşiyordu. Burada zaman dünyadaki gibi akmıyor, saatlere, günlere bölünmüyor, an’lara dağılarak yerden göğe yükseliyordu. Her nefes alışında sonsuzluk da içinde nefes alıp veriyor, geçmiş ve gelecek birbirine geçip şimdiye dönüşüyordu. Aşka düştüğü kişi Ali, aynada gördüğü kişi kendisi, etrafında dönen şey hakikat değildi. Ali’nin varlığında her şeydi. Her şeyin hiçbir şeye, hiçbir şeyin her şeye dönüştüğü yerdeydi. Çok az insanın girdiği sırlarla dolu o kapı, hissettiği aşkın kudretiyle şimdi önüne gelmişti. Ali’ye her dokunuşunda kalbinin göğsünü parçalarcasına küt küt atması bu yüzdendi. Aslında atan kalbi değil, kapıyı yumruklayan kendisiydi.