Bir Kitapta Unutulmuş Sahaf

Bir Kitapta Unutulmuş Sahaf
bardakta bir karanfile benzemiyor inceliğin
9/10
·136 syf.·
2021 7. kitabı
"Ben 'Türkiye'nin yazarı' olarak berikini yazıyorum." demişti bir sohbetinde Fatma Barbarosoğlu. Gün Akşamsızdır da berikini bulabileceğiniz, hiç sıkılmadan okuyacağınız bir öykü kitabı. Öykülerin en güzel yanı okuyucuyu bir dürüstlük sorgulamasına tabi tutması. Okunan her satırda bir iyi/kötü yanılsaması ortaya çıkıyor. Bu, keskin sınırlarla çizilmiş değil. Ki Barbarosoğlu öyküsünün bir diğer özelliği de propaganda yapmaması. Gördüğünü olduğu gibi yazıyor. Hayatın içinde değişen olgular bir bir yüzünüze vuruluyor.
Gün AkşamsızdırFatma Barbarosoğlu · Profil Yayıncılık · 2020287 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
7/10
·158 syf.·
2021 5. kitabı
Yaşar Kemal, yine Türkçeyi ve onu kullanma işini kotarmış. Kürt bir yazar, Türkçeyi gerçek niteliğine yakın bir vaziyette kullanıyor. Onun eserlerinde aldığım tadın çoğunluğu da buradan geliyor. Gerek eşkıya güzellemelerini gerekse din ilişiğindeki kişilere bir yerlerden dokundurma gereksinimini hoş karşılamasam da Yaşar Kemal yaşadığı hayatı çok iyi değerlendirmiş. O -bildiğimiz kadarıyla- dindar olmayan bir folklor ustası. Halka inmeyi aşıp onlarla yaşayabilen bir halk ferdi. Bu nedenle onun dindar olmayan, eşkıya güzellemeleri yapan kısmını eleştirmekten çekinmesem de folklor bilgisine büyük bir saygı duyuyorum. Yaşar Kemal’in camiasından bir yazar diyebileceğimiz Attila İlhan bir kitabında “eşkıya övmeyi sosyalizm zanneder” diyerekten eleştiriyordu Yaşar Kemal’i. İşin sosyalizm kısmını onlar konuşadursun biz popülerlik uğruna eşkıya övdürmeyelim. Fazla ciddileştik; Yaşar Kemal'den öğrendiğim birkaç kelimeyi buraya yazayım da ortam yumuşasın. Cemaziyelevvel: Geçmiş; Ay takviminin beşinci ayı, büyük tövbe ayı. Nârıbeyza: Akkor, ışık saçacak beyazlığa varıncaya kadar ısıtılmış olan. Teneke'de de bir ağa ve proletarya kavgası izliyoruz. Köylünün proletarya bile olamaması gerçeğini de dehşetle izliyoruz. Çünkü köylü köylülüğüyle kalıyor. Çeltik ekmek isteyen kasaba-köy ağaları köylüyü boyunduruğu altına alıyor. Bir de işin içine yirmili yaşlarının başında toy bir kaymakam giriyor. Çeltik ekmenin ışığında türeyecek sivrisinekler, sıtmadan ölen çocuklar, bir yanda bire on veren tarlalar ve para. Ağaların ''bir parmak kadar çocuk'' dediği bu kaymakam, her gün sıtmadan evladını kaybettiği yetmiyormuş gibi evleri su, yolları bataklık içinde kalan köylünün yanında olup ağalara karşı çıkabilecek mi? Bu yazıyı fazla ipucu vermeden bitirmek istiyorum. Ancak okur bilsin ki
TenekeYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 201712,4bin okunma
9/10
·218 syf.·
2021 3. kitabı
Kitap 5 öyküden oluşmakta ama ben kitaba ismini veren öyküden bahsetmekle yetinmek istiyorum. Beyaz Geceler'in, haziran ayında St. Petersburg'da havanın belli bir gün boyunca(yanılmıyorsam yaklaşık üç hafta) kararmadığı geceler olması hiç de tesadüf değil. Ki bu günler gün ışığının sapsarı bir parlaklıkla gözünüzü kestiği vakitleri aklınıza getirmesin. Gün ne doğmaktadır ne de batacaktır St. Petersburg'da. Ara ara bulutların arkasından çıkıp gülümseyen güneş sanki bir daha kaybolmayacakmışçasına heveslendirir insanları. Ama o beyaz geceler iç daraltan kızıllığıyla yeniden yeniden doğar. İşte kahramanımız da böyle arada sıkışıp kalmıştır. Onun hayalleri, mutluluğu o hiç doğmayacak ve hiç batmayacak günlerin arasında sıkışmıştır. (BURADA SPOİLER GELİYOR!) Günler geçecektir, güneş doğacaktır ki Nastyenka kahramanımızı terk eder. Dostoyevski'nin diğer romanlarında da görüleceği gibi gururunu kendi terazisinde küçülttükçe küçülten bu kahramanlar çok affedicidir. En ufak bir mutluluk onlar için yeter de artar. Ki romanın sonu ''Tanrım! Bir an mutluluk! Koskoca bir ömürde az şey mi?..'' cümlesiyle biter. Kahramanımız, Nastyenka'yı çoktan affetmiştir bile. O sırada zihnimde çalan şarkıyı itiraf etmemeliyim ki yazı ciddiyetini kaybetmesin :) Dostoyevski kaybeden figürleri yazmanın ustası. Pek sevgili güvercinimiz, namıdiğer kaybeden beyefendimiz, Nastyenka tarafından şöyle bir sualle hemhâl olunur: ''Neden o, siz değil? Neden o da sizin gibi değil? O sizden daha kötü biri, ama onu sizden fazla seviyorum.'' İşte orada aslında öykü bitmiştir. Bu öykü mutlu bir sonla bitemez. Çünkü bu cümleden sonra gelecek her mutlu son beyaz geceleri olduğundan daha fazla berrak gösterir. Ki Dostoyevski bunu ister mi? İstemez. Zaten bu olaydan sayfalar önce de Nastyenka'ya ''Yaşamım boyunca
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024102,4bin okunma
9/10
·576 syf.·
2021 1. kitabı
Dostoyevski’nin ilk eseri olan İnsancıklar diğer eserlerinden izlerle karşılıyor sizi. Daha doğrusu İnsancıklar’ın izi ve “isi” diğer eserlerine de sinmiş. Yazar bir yandan okuru gerçekliğin içine çekip dönemin Rusya’sının perdelerini aralarken bir yandan da okuru çarpıcı gerçeklerle yüzleştirir. Okur, tam acıyacakken acımanın tuhaflığını fark eder. Herhâlde onlarca psikoloji kitabını harmanlasanız bir Dostoyevski kitabından edineceğiniz deneyemi edinemezsiniz. (Spoiler yavaş yavaş başlıyor.) İnsancıklar’da parasızlık kişilerin boylarını kısaltır. Bunu öyle bir yapar ki fark edemezsiniz bile. Yani sanki yanınızdan gariban bir Rus memur geçer, bir kurşun kalem boyutlarında, bu bir gerçekmişçesine inandırır sizi Dostoyevski. Sonra onun boyu uzar ve uzar, memur bir yerlerden para bulmuştur. Dostoyevski bu durumlarda bir gerçeği yüze çarpıyor. Para mı önemli olan? Asla! Dostoyevski karakterleri, örneğin İnsancıklar’da Makar Devuşkin, diğerlerinin gözünde belirdiği kadardır. Diğerlerinin içinde ucube bir hâl alır. Makar Devuşkin, diğerlerine küçük düşmemek için onlarla çay içer, çay ve şeker için para biriktirir. Bir de Dostoyevski, İnsancıklar’ında ve yine diğer romanlarında görüleceği üzere ana karakterden yola çıkarak “sayfalar dolusu” kınadığı “diğer” kişileri bir anda affeder. Onların tek bir sözüne tav olur. Çünkü tüm bu sıkıntıların onlar tarafından kabullenilmekle son bulacağını sanmaktadır. Karakterler için ölüm bir başkasının gözünden olur. İş yeri arkadaşı onu tok biliyorsa o günlerce yemek yemese bile mutludur. Uzun lafın kısası, “Yeni Gogol doğuyor!” denilerek lanse edilen bu kitap Dostoyevski’nin doğuşuna şahitlik etmiştir. Mektuplaşmadan çok daha fazlasını içerir. O kadar sarsıcıdır ki, soğuk kış gecelerinde esen rüzgâr teninize işler. Yağan kar yüzünüzde
İnsancıklar - Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 2017235 okunma
10/10
·96 syf.·
2020 16. kitabı
Bu biraz Zarifoğlu okuma rehberi gibi olacak. Henüz başındayım bu rehberin. Zaman olarak da epey sürebilir süreç. Ama faydalanmak isteyene herhâlde bir şeyler katabiliriz. Haydi Bismillah... Cahit Zarifoğlu’ndan konuşmayı pek sevmem. Nedense ben hep fazla içeriden gördüm onu. Kendim içeri girdikçe, başkasını sokmak istemedim. Ben gördükçe başkasına -kolayca- aralansın istemedim. Çünkü Zarifoğlu şiiri öyle birinin anlatmasıyla keşfedilecek bir kıta değildi. Gidip görmek, kıtaya daha önce ayak basılmışsa bile bakir topraklara yol almak, bulunan toprağı da bir güzel elemek gerekirdi. İşte Zarifoğlu da böyle. Onu karmakarışık okurken, en baştan, İşaret Çocukları’ndan başlamak istedim. Henüz kıta keşfetmeyi bırakın bu benim için bir rota oluşturmaktan fazlası değildi. Bu kadarcık bir kitap ne kadar sürede okunmuştur gününü söyleyemem. Ama söylemeliyim ki bu incecik kitap öyle bir iki saatte okudum bitti denilebilecek bir kitap değil. Makaleler, yorum okumaları, tefekkür... Henüz rotamı oluştururken ben çokça kaynaktan yararlandım. Ama onca saatimi harcadıktan sonra hâlâ buraya “okudum” diye yazasım gelmiyor. Misafir olduğum evin salonunda koltuğun üstünde bulmuşum da ev sahibi çayları doldurana kadar karıştırmışım sanki. O kadar, o kadar az... Bu yazı da “inceleme” adına pek bir şey içermeyecek açıkçası, o konuda fikir ayrılığına düşmeyelim. Kitabı tüm bunların dışında altını çizerek okudum. Öyle kelime avcısı gibi “aşk” gördüğüm yeri karalamadım. Zarifoğlu ne anlatmakta ona takıldım, irdeledim. Şu saçma görünen satırda ne var, çok şey varmış meğer. Hele imgeler, Zarifoğlu hangi imgeyle neyi söylemiş bilmiyorum. Anlamak henüz zor, belki binlerce anlam çıkarıldı ve henüz bulan yok, belki birkaçı... Zarifoğlu okumanın ilk şartı herhâlde bu olacak. Doğrusunu anlamak için çok
Şiir
İşaret ÇocuklarıCahit Zarifoğlu · Beyan Yayıncılık · 20195,1bin okunma