Refik Halid Karay,önce “İstanbul’un İç Yüzü” olarak adlandırdığı bu romanda İstanbul’un içinde yaşayan bir azınlığın iç yüzünü anlatıyor. Bu nedenle de eserin adı 1939 yılında“İstanbul’un Bir Yüzü” olarak değiştirilmiş. Yani eser halkın tümünden bahsetmiyor. Savaş zenginleri, kara borsacılar, vurguncular,türediler, İttihat ve Terakki adamları gibi konuları ele alıyor.
Yazar, meşrutiyet öncesi ve sonrasında hem insanların hem de İstanbul’un değişimini çeşitli insan portreleri çizerek İsmet’in ağzından aktarmış. Kitabın anlatıcısı ve gözlemcisi olan İsmet, “bir harp zengini”ni yani Kaniyi tanıtarak başlıyor.
Bir Harp Zengini
“Bu kim, diyordum,gözüm ısırıyor... Nihayet tanıdım;İdris Hoca’nın oğlu Kani, bizim Kani, benim Kani... Ne kadar değişmiş yarabbi! Vakarlı,gösterişli bir adam büyük ve mühim bir adam olmuş; o ürkek tavırlı kalem efendiliği üzerinden tamamen gitmiş...”
Kani sonradan görme bir harp zenginidir. İsmet yukarıdaki cümlelerinde Kani’nin sonradan görme olduğunu vurguluyor. Daha doğrusu değişimini. Kani’nin karısı Şayan’ın da hayatının değişimini görüyoruz. “Şayan şimdi elmaslar,inciler içinde yüzüyormuş, kocası “asıl sağlam para bunlar...” diyerek eline geçen elması eve taşıyor içi kasalı aynalı dolaba kutu kutu istif ediyormuş Vapurda kadınların konuştuğu bu diyolog bir nevi toplumun harp zenginleri hakkındaki yaklaşımlarını açıklıyor Şişli’deki evde Kani ve İsmet konuşurken geçen ifadeler de kadın-erkek ilişkilerinin özeti gibi.
Eski Devirdekiler
Bu bölümde yine İsmet’in ağzından eski devir yani Abdülhamit zamanı anlatılmış. Aynı zamanda o devre duyulan özlem de ifade edilmiş. “Az sene içinde İstanbul ne kadar başkalaşmış, yaşayışımızla ne koca bir inkılap olmuştu. O, büsbütün, garip fakat -doğrusu- hoş bir alemdi. Türedilik içinde bir