Mahur Beste: Notaları Biten Bir Medeniyetin Sessiz İnişi
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 1944-45’te tefrika halinde yayımlanan, ancak kitaplaşması 1975’i bulan ilk romanı Mahur Beste, yazarın diğer eserlerinin gölgesinde kalmış olsa da, onun bütün düşünce mimarisinin en çıplak, en sarsıcı taslağıdır. Bu eser, bir roman olmaktan öte, klasik Türk musikisinin en hüzünlü makamlarından birinin ruhuna bürünmüş bir medeniyet muhasebesidir. Mahur makamı gibi başlar: Yüksek, kararlı, neredeyse mağrur bir tonda; sonra kademe kademe iner, incelir, sonunda bir iç çekişte kaybolur. Tanpınar, romanını bu makamın yapısına öylesine sadık kurgulamıştır ki, sayfalar ilerledikçe okur da o inişi kendi damarlarında hisseder.
Romanın merkezinde Behçet Bey vardır. Abdülhamid devrinin ilmiye sınıfına mensup, zengin bir ailenin tek erkek evladıdır. Babası İsmail Molla, iradeli, musikişinas, otoriter bir simgedir; oğlunu ise “pısırık” bulur. Behçet, konak hayatının debdebesine yabancı, kadınlara karşı ezik, hayata karşı ilgisizdir. Kitap ciltler, saat tamir eder, antika eşyalar arasında kendi yarattığı küçük bir müze kurar. Saat tamiri burada sadece bir hobi değildir; zamanı durdurma, geçmişle şimdiyi aynı kadran üzerinde tutma çabasının somutlaşmış halidir. Oysa medeniyetin saati çoktan ileri gitmiştir. Behçet, bu gerçeği fark etmez; fark etse de kabullenmez. O, bir medeniyetin son kuşağının tipik örneğidir: Ne babasının kuvvetini, ne yeni dünyanın dinamizmini taşır. Sadece kalıntılarla yaşar.
Eşi Atiye Hanım ise romanın en acı veren figürüdür. Padişah fermanıyla evlendirildiği bu adama bağlanır, iki çocuğunu kaybeder, yine de direnir. Ama direnişi boşunadır. Romanın en çarpıcı sahnelerinden birinde, Atiye’nin ölümü –intihara yakın bir ölüm– Behçet’in dünyasını büsbütün içe kapatır. Bu ölüm, sadece