Konuşurken, elini eğik başımın üstünde dolaştırıyordu. O anda hiçbir krallık tacını, hiçbir zafer çelengini o tatlı ele, saçlarımın arasında dolaşan o parmaklara tercih etmezdim.
“Şimdi artık gökyüzünden daha yüksek, okyanustan daha derin ve yaşamdan, ölümden ve zamandan daha güçlü bir şeyin var olduğunu biliyorum. Bugüne değin bilmediğim şeyi şimdi biliyorum.”
İkimiz de susuyorduk, mahcuptuk, her birimiz diğerinin konuşmaya başlamasını bekliyorduk, ama kalpleri yakınlaştıran şeyin sadece konuşmalar ya da dudaklardan dökülen sözler olmadığının farkındaydık.