Nedir ki acımak? Güç durumda olan veya herhangi bir yönü bakımından belirgin bir eksikliği olan bir şeye karşı beslenilen duygu mudur? Yoksa çok daha fazlası mı? Acımak kesinlikle bir sözcükten ibaret değil.
1928 yılında Reşat Nuri Güntekin tarafından yazılmış olan bu eser belki de ebediyen devam edecek olan sorunlarımızı gün yüzüne çıkarmış. İnsanları yargılamadan önce onun neler yaşadığını bilmek gerek. Bilmek de yetmiyor anlamak, hatta yaşamak gerekiyor. Mevlana ne de güzel anlatmış oysa ki;
“Benim hayatımı yargılamadan önce, benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan,sokaklardan, dağ ve ovalardan geç.
Hüznü acıyı ve neşeyi tat.
Benim geçtiğim senelerden geç, benim takıldığım taşlara takıl.
Yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git, benim gittiğim gibi. Ancak ondan sonra, beni yargılayabilirsin..