baylar, yemin ederim ki, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; gerçek, tam manasıyla bir hastalık. insana, gündelik hayatını sürdürmesi için gereken anlayışın yarısı, hatta dörtte biri dahi.
Sonra mağaradaki kuzulara dönüp şöyle dediler:
"bu dünya da çobansız da köpeksiz de yaşanabilirmiş. ama bunu anlamak için her defasında bu kadar kanlı kurbanlar verecek olursak pek çabuk neslimiz kurur. bari siz gözünüzü açın da, ileride başınıza yeniden itler, hele kendilerini kurt sanan palavracı itler musallat olursa, sürüyü canavarlara paralatmadan onları def etmeye bakın!"
yürüyorsun ama yürüyen sen misin, bilinmiyor; gülüyorsun, ama gülen kim, bilinmiyor; gözlerin, kaşların dudakların boyanmış; daha önce sirklerde palyaçolarla tanıştığını hatırlıyorsun; burnunun üstüne kocaman bir elma yerleştirilmiştir; ama aynada gördüğün bu palyaçonun senin kendin olduğunu bilmiyorsun. çünkü sen kendini böyle görmeye alışık olmadın.