elif

elif
@ablogger
Öğrenci
Öğrenci
28 Nisan 2003
16 okur puanı
Şubat 2023 tarihinde katıldı
"Yaratıcılık eylemi hikayenin yalnızca yarısıdır : diğer yarısı, yaratının sunulduğu topluluktur. Yenilik tek başına yetersizdir ürünün toplumda yankı bulması gereklidir. Neyi yaratıcı ve ilginç bulduğunuz,nerede yaşadığınıza bağlıdır. On yedinci yüzyıl Fransa'sında tiyatro eserleri , Aristoteles'in üç ilkesiyle değerlendirilirdi.Buna göre bir oyun tek bir ana konuya odaklanmalı, tek bir yerde geçmeli ve tek bir günü kapsamalıydı. O dönemlerde yaşamış Shakespeare gibi İngiliz oyun yazarları bu geleneği,haberdar olsalar da görmezden gelmeyi yeğlemişlerdi. Böylece Hamlet bir sahnede İngiltere'ye gitmek üzere Danimarka'dan ayrılmış ve yedi hafta sonra , bir sonraki sahnede geri dönmüştü. Yine aynı dönemde ,Japon Notu tiyatrosunda ise uzay ve zamanın gerçekçilikten uzak biçimde betimlendiğini görürüz: Yan yana duran iki karakter, birbirinden bihaber olabiliyordu. Londra ve Tokyo'da sahnelenen eserler kültürel normlardan farklı olmasından dolayı Paris'te sahnelenemezdi. Kültürel sınırlamalardan hem yaratıcılar hem de toplum alır nasibini.
Sayfa 106·Kitabı okudu
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
"Genetik profesörü Randy Lewis , örümcek ipeğinin çelikten kat kat güçlü olma özelliği ile büyük bir ticari potansiyel taşıdığının farkındaydı. Büyük miktarlarda üretilebilse kurşungeçirmez yelek gibi giysilerin dokunmasında kullanılabilcekti. Ama örümcek çiftliği zordu ; örümcekler kalabalık halde bir yere kapatıldıklarında canavara dönüşüp birbirlerini yiyorlardı. Bunun da ötesinde örümcekten ipek elde etmek oldukça zahmetli bir işti ; daha önceleri dört metrekarelik bir kumaş dokumak için seksen iki kişi bir milyon örümcekle birkaç yıl uğraşmak zorunda kalmıştı. Ancak Lewis, yenilikçi bir fikirle çıktı ortaya: ipek üretiminden sorumlu DNA parçasını ,keçinin DNA'sına eklemek. Sonuç : örümcek-keçi Freckles. Freckles keçiye benzese de süt salgısı örümcek ipeği içeriyor. Lewis ve ekibi onu sağdıktan sonra, laboratuvarda örümcek ipeğini ayrıştırıyorlar."
Sayfa 92·Kitabı okudu
"Bilim insanları da benzer anlayışla zaman okunu geriye döndürerek bir Neandertal klonlama hedefini güderler. Genler bakımından aramızda yaklaşık onda birlik fark bulunan Neandertaller, yakın genetik akrabalarımızdı. Onlar da alet kullanmış ,ölülerini gömmüş ve ateş yakmışlardı. Bizden daha büyük ve güçlü oldukları halde ,sonlarını getiren atalarımız oldu; son Neandertaller yaklaşık 35.000-50.000 yıl önce dünya yüzünden silindiler. Harvard Üniversitesi'nde biyolog olan George Church , işe modern insan genomuyla başlayıp geriye doğru giderek, bir Neandertal'in "tersine mühendislik" süreciyle yeniden ortaya çıkarabileceği fikrini ileri sürmüştür. Church'e bakılırsa biyologlar da insan evrimini geriye döndürerek bir Neandertal kök hücresi üretebilirler ve bu hücre de uyumlu bir dişi alıcının rahmine yerleştirilebilir. Tartışmalı konumunu hala korumakta olan Church'un bu fikri yine de beynin yeni sonuçlar üretmek için zamanın akışını idare etme girişimine bir örnektir.
Sayfa 65·Kitabı okudu
"Sürekli akış sağlayan bir kalbin başta kusursuz biçimde çalışmaması,beklenmedik bir nedene bağlıydı. Akan bir nehirde nasıl girdaplar oluşuyorsa kanın akarken keskin dönüşler yaptığı yerlerde de pıhtılar oluşup inme riskini arttırabiliyordu. Bu sorun için geliştirdikleri farklı çözümlerle deneyler yapan Frazier ve Cohn , akış hızını değiştirmekle pıhtı oluşumunun engellenebildiğini keşfettiler ve atımsız kalbi incelikli biçimde hızlanıp yavaşlayacak şekilde programlayarak , ölümcül olabilecek bir sorunla mücadele etmiş oldular. 300 Spartalı filminde şiddet etkisini arttıran hız değişimi ,kalbe uygulandığında yaşam için sürekli bir nefes olmuştu."
Sayfa 64·Kitabı okudu
"Otomobil çağının başlarında, yaklaşan araçların göz kamaştırıcı far ışıklarından dolayı karanlıkta otomobil kullanmak tehlikeliydi. Amerikalı mucid Edwin Land ise parlamaya dirençli otomobil camı üretmekte kararlıydı. Görüşü arttırmak amacıyla düşüncelerini polarizasyon (kutuplaşma) kavramı üzerine yoğunlaştırdı. Bu, yeni bir kavram değildi. Napolyon'un hükümdarlığı sırasında bir Fransız mühendis,saray pencerelerinden yansıyan güneş ışınlarının,bir kalsit kristali ardından bakıldığında daha az göz alıcı olduğunu fark etmişti. Ama bir sorun vardı.Kuşaklar boyunca birçok mucit büyük kristallerden yararlanabilmek için çaba harcamıştı. On beş santimetre kalınlığında kristalden yapılma bir araba ön camını siz düşünün. Camdan baktığınızda hiçbir şey göremezdiniz. Kendisinden öncekiler gibi Land de başta kalın kristallerle çalışmayı denedi ama herhangi bir sonuç alamadı. Derken günün birinde o da bir evreka anı yakalamayı başardı: Kristalleri küçültebilirdi. Land Kristalleri elde tutulabilen bir şeyden görülemeyen bir şeye dönüştürmüş,kısa süre sonra da içlerinde küçük kristallerden binlercesinin gömülü olduğu cam tabakalar yapmayı başarmıştı. Kristaller mikroskobik boyutta olduklarından cam şeffaflığını koruyor ama parıltıyı da kesiyordu. Sürücü böylece yolu daha iyi görüyordu ama bu sonucu üreten yaratıcılık hala görünmezdi..."
Sayfa 60·Kitabı okudu