Çağımızda inancın zayıf olmasının iyi bir yönü de vardır; insanı iyi ve usa uygun olana
yönlendirmek için en iyi yolun tek başına inanç olduğu şeklindeki çocukluk dönemi düşüncesi
geride kalmıştır. Bu nedenle, güçlü bir inanç talebi, çocukluğa geri dönüşü gerektirecektir.
Oysa günümüzde, bilgiye inançtan daha çok gereksinim duyulmaktadır. Salt güçlü inanç,
bilgiye ulaşmanın önünde bir engeldir (Jung, 2016, pp. 409-410). Şövalye’nin inanç yerine
bilgi istemesi, inanmaya göre bilmeyi üstün gördüğünü gösterir. İnanmayı başaramaması,
zayıf bir inanca sahip olduğu anlamına gelir çünkü zayıf inanç, dinin içeriden bakış ile sınırlı
anlaşılmasına ve benimsenmesine engelteşkil eder. Diğertaraftan Kantçı bakışla, Tanrı’yı kesin
bilgi üzerine kurmak isteyen fakat kuramayan, inancı da aklın ötesine koyamayan Şövalye’nin,
salt dinbilim üzerine kurulmuş bir dinle de sınırlanmak istemediği anlaşılmaktadır. Kant’a
göre akıl, kendinden-var olanın ötesinde, Tanrı’nın varlığına inanıp inanmamayı serbest
bırakmakta, ahlaksal duygu ise Tanrı’ya inanmayı buyurmaktadır (Durant, 2002, p. 274).
Şövalye’nin Ölüm’e Tanrı ile ilgili daha önce söylediği, “O neden yarım vaatlerin ve
görünmeyen mucizeler sisinde saklar kendini?” cümlesi ile Ölüm’ün Tanrı için söylediği,
“Ama sessizdir o” cümlesi, aslında benzer bir düşüncenin iki farklı ifadesidir. Bergman’ın,
Tanrı’nın dünyada sessiz oluşu düşüncesiyle, Heidegger’in Tanrı’nın dünyada etkisiz ya da
dünyadan eksik oluşu (absent) düşüncesi paraleldir (Ketcham, 1986, p. 9). Ayrıca, Bergman’ın
‘görünmeyen mucizeler sisinde saklanan’ ve ‘sessiz kalan dünyadaki Tanrı’ betimlemeleri ile
Heidegger’in ontolojisinin karakteristik bir özelliği olan ‘gizemli bir varolma’ kavramı (Tillich,
2014, pp. 154-155) arasında da bir benzerlik kurulabilir. Modern