Bir anda her şeyin yalnız geçmişte ve haldeki değil, gelecekteki perspektifleri içinde de var olduğunu ve zamanın bu üç ayağından biri, hayalin ufkunda kırılır veya sakatlanırsa bizden uzaklaştığını hissetti.
Sen bak nasıl donup düşüyor nağmeler yere Sen bak nasıl benizler uçuk, nazreler melûl,
Sen bak sitâreler nasıl âmâde-i ufûl!
melûl: Üzgün, kırgın, garip, mahzun.
sitâre: Yıldız.
âmâde-i ufûl: Kaybolmaya hazır.
İçinde bir acılık. Derin, derin, derin, bu dünyanın her tarafında, üstüne titrenen bazı değerler ansızın yokolmuş ve bazı büyük fenalıklar, şekillere bağlı olmayan görülmez, anlaşılmaz felâketler vukubulmuş gibi, kâinatı saran bir yıkılışın sezilmesine benzer kederli bir dehşet ürpermesi.