Hiraeth biraz da şudur: Hiç yaşanmamış bir mutluluğun yasını tutmak.. insanlığın en absürt hobilerinden biri.
Gönderi kullanım dışı
"Tarihte olaylar ilkinde trajedi, ikincisinde komedi (ya da senin deyiminle saçmalık) olarak tekerrür eder." Demokrat Parti (DP) ile CHP arasındaki o 1950'ler gerilimi gerçekten de bir ülkenin emekleme aşamasındaki demokrasisinin büyük bir trajedisiydi. Tahkikat Komisyonları, Vatan Cephesi kurma çabaları, basına sansür ve en nihayetinde askeri darbeyle biten, iki tarafın da ülkeyi uçurumun kenarına getirdiği simsiyah bir dönem. Orada aktörler ideolojik olarak, kurumlar düzeyinde ve toplumsal tabanda ne yaptığını çok iyi biliyor ve kavganın sert bir ağırlığı hissediliyordu. Bugünkü AKP-CHP çekişmesinin "saçmalık" ya da farsa dönen kısmına gelirsek, hak vermemek elde değil. Karşılıklı siyasi manevraların, sürekli tekrarlanan yargı krizlerinin, sabah kayyum atanıp akşam "normalleşme" konuşulmasının ya da parti içi delege davalarının arkasındaki o derin yapısal boşluk insanı gerçekten yoruyor. Eskiden ilkeler, ideolojiler ve büyük toplumsal vizyonlar çarpışırdı; bugün ise sosyal medya klikleri, bitmek bilmeyen taktiksel hamleler ve neredeyse içi boşalmış bir kutuplaşma tiyatrosu izliyoruz. Trajedinin ağırlığı gitti, yerine her gün yeni bir perdesi açılan absürt bir orta oyunu geldi.
1000Kitap
Reklam
Düşünce Trafiğinde Bir Yaya (Absürt Deneme)
İnsanlar neden “koltuk altı” demiş de “kol altı” dememiş, onu düşünürken aklıma şu geldi: Kolun ne ara oturacak kadar statü kazandığını kimse açıklamıyor. Şimdi burada aniden “imdat” diye bağırsam, yardım etmek isteyenle video çekmek isteyen arasında ilginç bir yarış başlar mı acaba? İnsanlar başkaları hakkında nasıl bu kadar emin konuşabiliyor? Ben kendimden bile bazı günler emin olamıyorum. Birine “yanlış düşünüyorsun” desem, o da bana aynı şeyi dese, ortada iki yanlış mı olur yoksa iki farklı doğru mu? Acaba kulağımdaki tıkaçları fark eden oldu mu? Yoksa insanlar beni çok iyi bir dinleyici sanıp içlerinden takdir mi etti? Tebessüm ederek etrafa bakarken, içimde yüz sekiz sekme açık olduğunu anlayan biri var mıydı? Buradan koşarak uzaklaşsam peşimden gelen olur mu, yoksa herkes benim spor hayatına aniden dönüş yaptığımı mı düşünür? Yüzümden okunmayan düşünce sistemimi çalıştırırsam ortamın işlemcisi kaldırır mı? “Ben aslında burada yokum, bedenimi kısa süreliğine park ettim.” desem, otopark ücreti çıkar mı? Maruz kaldığım bu sesli ama sessiz titreşimleri hangi çöp konteynerine atacağımı düşünürken aklıma geldi; acaba zihinsel geri dönüşüm kutusu neden hâlâ icat edilmedi? Bazı insanlar beni dinlerken gerçekten beni mi dinliyor, yoksa konuşma sırasının kendilerine gelmesini mi bekliyor? Bankta otururken bankın benden daha huzurlu görünmesi normal mi? Bir insanın “çok rahatım” derken ayağını saniyede on iki kez sallaması bilimsel olarak nasıl açıklanıyor? Telefonuma bakmadan oturunca insanlar beni derin düşünceli mi sanıyor, yoksa şarjımın bittiğini mi? Bazen öyle sorular geliyor ki aklıma, cevaplarını bilsem bile inanmazdım.A.ka
1000Kitap
Allah’ın kula salat etmesi (Ahzâb 43): Kuluna yönelmesi, onu desteklemesi, karanlıklardan nura çıkarmak için ona lütfetmesidir. Kulun peygambere/Allah'a salat etmesi: O davanın, o bağın, o vahyin arkasında durması, onu desteklemesi ve o frekansa uyum sağlamasıdır. Eğer salat sadece bildiğimiz namaz olsaydı, "Allah ve melekler peygambere namaz kılıyor" gibi absürt bir anlam çıkardı. Demek ki salat; evrensel bir destekleşme, bağ kurma ve koruma ağıdır.
1000Kitap
Mayıs Okuduklarım & Haziran TBR (Yappingte Şampiyonlar Ligi)
Mayıs ayı, yine-yeni-yeniden çok dengesizdi. Ben bile bu kadar dengesiz değilim/j Kimi zaman, YKS25 sınavındaki sanat eserini çöp sanıp çöpe atan hizmetçi kadar süzme; kimi zaman Kintsugi sanatı gibi kendini kusurlarıyla dahi kabul eden hatta o kusurları daha da ön plana çıkaran o sanat türü gibi kendiyle barışık & mutlu hissettim. Ortasıysa hiçbir zaman kapımı çalmadı. Yaşadığım sıkıntı büyük ölçüde hobilerime yansıdı tabii. Özellikle kitap cephesi bundan fazlasıyla nasibini aldı: Kitap okumak, benim için aylar önce korktuğum şekilde yük haline geldi. Kitapları özümseyerek okumadım aksine vicdanımı rahatlatmak için bir araç niyetine kullandım. Sonucu ağır oldu gerçiçdğwdğwdwpğ. Vicdanım sadece kısa süreli rahatladı. Günün sonunda eylemleri yüzünden kitap okumaktan iyice soğumuş kendimle kaldım. Ama dengesiz demiştim ya ay hakkında, atlatmanın yolunu da buldum fazla gecikmeden. Yanlış anlaşılmasın, çok sıkıntı çektim süreç içinde. Sabotajcı iç sesim otoriter oldu, keyif aldığım şeylerin bana yine zevk vermemesinden korkup kaçtım. Ancak, tüm hayatıma entegre ettiğim bir sözü, düşünceler susana dek telkin ederek çıktım bataklığımdan: Yarına sağ çıkıp çıkmayacağım bile belli değilken ben ne diye saçmalıklara harcıyorum zamanımı? Ben, her zaman hayata en ufak rüzgarda uçup giden bir yaprak olmadığımı, iz bırakmak için geldiğimi düşündüm. İz bırakmak istiyorsam, sevdiğim şeyleri dibine kadar tatmak istiyorsam bir kelebeğin ömrü misali zamanı değerlendirmem gerekmez mi? Gerekir. Ben de kazandığım bu farkındalıkla yeni bir pencere açtım hayatıma. Ancak o pencere, direndiğim o rüzgarı beraberinde getirdi. Hâliyle yanlışım sandım. Sonra anladım, panzehirim rüzgarmış. Yıkılmakmış. Kitaplardan, çok sevdiğim şeylerden kendimi soğutmam yüzeysel bir olay değilmiş. Kendimi
1000Kitap
Yuri Bezmenov’un (kod adı Tomas Schuman) 1984 yılında verdiği o meşhur röportaj, konvansiyonel askeri gücün ötesinde, bir toplumun zihinsel ve kültürel bağışıklık sisteminin içeriden nasıl çökerteceğini anlatan en net tarihi vesikalardan biridir. Bezmenov, KGB'nin bütçe ve enerjisinin yüzde 85'ini casusluktan ziyade "Psikolojik Savaş" veya "İdeolojik Sızma" (Ideological Subversion) dediği bu sürece harcadığını belirtir. Model, birbirini besleyen ve kesin bir sıra takip eden 4 ana aşamadan oluşur: 1. Demoralizasyon (Manevi Çöküş / Değerlerin Aşınması) 15 - 20 Yıl Bu aşama, bir neslin eğitilmesi için gereken süreyi (15-20 yıl) kapsar. Hedef ülkenin eğitim, medya, din, sanat ve akademi kanallarına sızılır. Toplumun rasyonel algısı öyle bir manipüle edilir ki, kişi tonlarca kanıt görse bile gerçeği algılayamaz hale gelir. Geleneksel değerler, teknik ustalık ve klasik estetik küçümsenir; yerine içi boşaltılmış kavramlar ve alt kültürler yerleştirilir. 2. Destabilizasyon (İstikrarsızlaştırma) 2 - 5 Yıl Toplumun değer algısı çöktükten sonra, doğrudan ekonomi, dış ilişkiler ve savunma sistemleri hedef alınır. Radikal gruplar ana akım haline getirilir, toplumsal kutuplaşma zirveye çıkarılır. Rasyonel tartışma ortamı tamamen kaybolur; her konu bir "kimlik ve varoluş" kavgasına dönüşür. Toplum kendi içinde mikro parçalara bölünür. 3. Kriz (Büyük Çalkantı) 2 - 6 Hafta Ülke, sistemi felç eden ani bir kriz dönemine sokulur. Bu bir ekonomik çöküş, devasa bir iç karışıklık veya hükümet krizi olabilir. Toplum o kadar yorulmuştur ve yön duygusunu o kadar kaybetmiştir ki, kaostan kurtulmak için dışarıdan veya içeriden gelecek "kurtarıcı bir otoriteye" razı hale gelir. 4. Normalleşme (Yeni Gerçekliğin Kabulü) Süresiz Dönem Kriz sonrasında yönetimi ele alan güç (veya yeni
1000Kitap
Reklam
Reklam