Yaşamının en zor dönemi, en absürt mayısı, aşağılayıcı gelmez artık bir şey. Boş ver, gelirse de gelir… Olup bitenlere rağmen yılgınlığa kapılmadın, umutlusun, ne güzel.
Fizyolojisi açısından isterik olanlarla yakın akraba olan modern sanatçı, bu hastalıklı oluşuyla bir karakter olarak da ayırt edilmektedir. Histeri sahtedir—yalan söyleme aşkından dolayı yalan söyler, her tür gerçeği gizleme sanatında takdire değerdir—ta ki hastalıklı kendini beğenmişliği onu soyuna getirene kadar. Kendini beğenmişliği, uyuşturucu gerektiren sürekli bir ateş gibidir ve anlık kurtuluş vaat eden herhangi bir kendini aldatmadan, herhangi bir maskaralıktan çekinmez. (Kibir yapma güçsüzlüğü ve derinden kökleşmiş bir kendini hor görme için duyulan sürekli intikam ihtiyacı— bu tür kendini beğenmişliğin tarifi hemen hemen budur.)
Sisteminin, tüm deneyimleri krizlere dönüştüren ve hayatın en küçük tesadüflerine bile “dramatikliği” katan absürt alınganlığı, onu tüm hesaplanabilirliğinden yoksun bırakır: Artık bir kişi değildir, en fazla kişilerin bir randevusudur ve bir o, bir bu arsız bir kendine güvenle ileri doğru atılır. İşte bu nedenle aktör olarak büyüktür: Doktorları tarafından yalandan incelenen tüm bu zavallı istençsiz insanlar, bizi mimik, şekil değiştirme ve neredeyse istenen herhangi bir karaktere bürünme virtüözlükleriyle şaşırtırlar.
Milyonlarca insanın her sabah robotik bir düzen içinde kalkıp sistemin onlar için tanımladığı görevleri yerine getirmesi, "paylaşım ve etkileşim" adı altında sanal oyunlar oynaması ve fakat hiçbir aklın, ruhun ve kalbin birbirine tutunamadan kayıp gitmesi... Haz ve hız kapitalizminin ideal dünyası budur: Bu dünya düzeninde insanları robotize ederek kodları ve işlevleri belli birer tüketici ve kullanıcı hâline getirmek ancak bu şekilde mümkündür. Tutunmak ise direnmek demektir. Bir şeye dayanarak bu absürt ve saçma gidişata itiraz etmektir. Rasyonel olanın kalpsizleştirilmesine karşı çıkmaktır. Anlamsız bir hayat yaşamaya mahkûm edilmeyi reddetmektir. Anlamsız ve değersiz bir hayat yaşamanın aklımıza ve ruhumuza uyguladığı şiddete isyan etmektir.
İnsan umudunu öte yaşama bağlar; ama insan yaşamın kendi özlemlerine yanıt vermediğinin bilincine varınca, intihara başvurmaz içinde bulunduğu absürt durums başkaldırır, özgürlüğüne kavuşur ve yaşamının şimdiki anlarını çoğaltmaya koyulur.
Yalnızca duygularımız değil, zekamız da bize içinde yaşadığımız dünyanın sonunda bizi ölümün beklediğini dünyanın absürt, saçma, bizimle uyumsuz olduğunu söylemektedir.