kitap 1930 ların sonunda basılmış ve gelecek hakkında ne kadar absürt, ahlak dışı faaliyletlerin olacağını en azından günümüze kıyasla çok iyi ön grmüş diye bilirim.
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,2bin okunma
Japon edebiyatından okuduğum kitaplarda konu o olmasa dahi arka planda hep bir yalnızlık teması oluyor ve genelde karakterlerle aramda hep görünmez bir duvar var gibi hissediyordum ama bunda nedense öyle hissetmedim aslında hikaye karakterimizin absürt bir yalanıyla başlıyor ama nedense her şey normalmiş gibi garipsemedim hiç dlemlgrölh Kitap boyunca kadınların çalışma hayatındaki ve ebeveynlikteki görünmez ve kanıksanmış yüklerine, artık fark edilemeyecek kadar alışılmış ama hala acıtan yalnızlık hissine,birbirimizle konuşmanın gerekliliği gibi birkaç farklı konuya direkt ve dolaylı olarak değiniliyor ve şahsen hiç sıkılmadan, ilgiyle ve empati yaparak okunabilecek bir kitap olduğunu düşünüyorum
Kitabın bir yerinde de karakterimiz eskiden yaptığı bir Türkiye gezisinden bahsediyor öyle birden okumak güzeldi, Japon edebiyatından okuyup da sevdiğim bir kitap oldu zaten kısa hemen yormadan bitiyor
Boşluğun GüncesiEmi Yagi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025229 okunma
Roman, modern insanın görünmez, absürt ve acımasız sistemler karşısındaki mutlak çaresizliğini ve yalnızlığını işleyen çarpıcı bir varoluşçu başyapıttır. Bir sabah nedenini ve suçunu hiç öğrenemeden tutuklanan banka memuru Josef K.'nın öyküsü, bireyi her yönden kuşatan, mantıktan uzak bürokratik mekanizmaların ve otoritenin yıkıcı gücünü sembolize ediyor.
Kesinlikle okunması gereken bir kitap olarak nitelendiremeyeceğim zira bitirene kadar çok zorlandım. Uzun zaman önce başladım ve bu kitabı bitiremediğim için yeni kitap da okuyamadım. Nasıl bu kadar popüler olduğunu da anlamadım..
Sevdiklerimin çok fazla övdüğü bu kitaba beklentim AŞIRI yüksek başladım.
İlk başta yazım dili çok farklı ve orjinal geldi. Evren çok ilginç, hikaye akıyor. Benim yaşadığım en büyük sıkıntı hiçbir karakterle bağ kuramamam oldu. Tükettigim her içerikte (kitap, film, dizi vb.) ilk ihtiyaç duyduğum şey bağ kurabilecegim bir karakter. Bunun yokluğu beni biraz zorladı ne yalan söyleyeyim.
Öte yandan karakterler çok ilgi çekici. Okumak cidden eğlenceliydi. Ara sıra bir senaryo okuyor gibi hissettim diyalogların yoğunluğundan. Çok fazla karakter vardı bence, o sebeple hepsi yüzeysel kalmış. Okurken bir karakterin ne kadar gereksiz olduğunu düşündüm hatta ve sonunda ölünce meh, iyi oldu deyip geçtim açıkçası. ikinci yaşadığım en büyük sorun TUM twitleri çoook önceden tahmin edebilmiş olmam. Tükettiğim şeye karşı hevesimi çok kırıyor. Cidden üzüldüm yani tahmin edebilmiş olmama.
Inglorious bastards havası çok güzeldi. Film olsa çok severdim, zaten James Cameron haklarını almış çıkınca seve seve izleyeceğim çünkü yaratılan dünya cidden absürt gothic ve komik.
Bu yazardan ilk kitabımdı ve araştırdığıma göre diğer yazdıklarından farklı bir kitapmış bu ve kendi fandom'ı da sevmemiş bu kitabı.
Not my cup of tea diyerek 3.5/5 veriyorum
Rachel Kushner, 1968 doğumlu Amerikalı bir yazar. California Üniversitesi’nde Siyasal İktisat okuduktan sonra Columbia Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık eğitimi almış. Genellikle siyasi gelişmeleri, toplumsal sorunları ve farklı alt kültürleri eserlerinde ele almayı tercih ediyor. İlk romanı "Küba’dan Teleks (2008)" ile dikkat çeken yazar, 70'lerin sanat ve siyaset dünyasını işlediği "Alev Püskürtenler (2013)" ve ABD hapishane sistemini anlattığı "Salon Mars (2018)" kitaplarıyla tanınıyor. Son olarak "Creation Lake (2024)" adlı romanı yayımlanan yazar, kariyeri boyunca Booker, Ulusal Kitap Ödülü, Fransa'nın saygın Prix Médicis gibi prestijli edebiyat ödüllerinde finale kalmış. Gerçekçi gözlemleri ve toplumsal konulara yaklaşımıyla günümüz edebiyatının dikkat çeken isimleri arasında yerini bulmuş. Ayrıca, Kushner’ın yalnızca bir romancı değil, aynı zamanda çok güçlü bir deneme yazarı olduğunu da belirtmek isterim. Yazarın "The Hard Crowd: Essays 2000–2020 (2021)" adlı yirmi yıllık siyaset, sanat, müzik, adalet sistemi ve kişisel anılarını içeren ödüllü deneme derlemesi ve "The Strange Case of Rachel K (2015)" adında yayımlanmış bir kısa öykü derlemesi de bulunuyor. Kushner ile ilgili bir diğer önemli ve dikkatimi çeken detay ise kitap yazarken adeta bir gazeteci gibi derin araştırmalar yapması oldu. Çünkü "Salon Mars" romanını yazabilmek için yıllarca Kaliforniya'daki kadın hapishanelerini ziyaret etmiş, mahkumlarla ve gardiyanlarla görüşmeler yapmış. Yeni romanı "Creation Lake" için ise Fransa'nın kırsalındaki aktivist komünleri ve mağara tarihini yerinde incelemiş. Bu bakımdan araştırmacı yönünü takdir ettim.
"Salon Mars", Amerika’daki kadın cezaevi sistemini, yoksulluğu ve hukuk sisteminin açıklarını birçok karakterin kesişen hayatları üzerinden anlatmaya çalışan bir
Veee Menteş evrenine yeniden hoşgeldik :)
O kadar özlemiştim ki sevgili Murat Menteş'in bu üslubunu. Antika Titanik'ten bu yana özlediğim ve beklediğim tadı aldım bu kitapta.
Yine muazzam bir kurgu ve gizem evreninde ütopik olaylarla örülü bir girdap içinde yuvarlanıyoruz. Merakımız celbedilirken, Menteş bizi de hafiyeliğe zorluyor ve evrenine dahil ediyor :) Üstelik bu sefer olayların merkezinde gıyaben tanıdığımız bir isim var ---> kıymetli Ahmet Hamdi Tanpınar... Menteş, onu bizim için bir kereliğine yazar olmaktan çıkarıp romanın baş kahramanı yapıyor. Gerçekten ustalıkla örülmüş ve yine okurken aynı zamanda çok farklı konularda çok fazla bilgi sahibi olduğum, çok şey öğrendiğim bir kitap oldu.Bunu hemen hemen tüm Murat Menteş kitaplarında yaşıyorum.Müzik, dünya tarihi, felsefe, resim... Pek çok konuda bilgi ediniyorum romanla birlikte.
Umarım bundan sonraki roman için çok beklemek zorunda kalmayız. Çok beğendiğim harika bir roman okudum, şiddetle tavsiye ediyorum.