Merve

Arap putçuluğunun bizce bilinen en antik günlerinde, şairin toplumdaki mevkii son derece yüksekti. Gerçek bir şair, savaşta olduğu gibi barışta da paha biçilmez bir kabile değe­ riydi. Barış zamanında, cininden doğaüstü bilgi aldığı için, gö­ çebe kabilenin önderiydi. Kabilenin çölde yaptığı yolculuklar ve konaklamalar, kabilenin baş şaman şairinin verdiği emirlere göre düzenleniyordu. Bu anlamda, çoğu durumda, şair, nere­ deyse kaid (kabile lideri) ile eşanlamlıydı. Savaş zamanında ise, bir savaşçıdan bile daha güçlü olduğu düşünülüyordu, zira fiili muharebe başlamadan önce bile, düşmana atılan ve hedefi üze­ rinde yıkım ve utanç getirmek bakımından oklardan ve mız­ raklardan çok daha etkili olduğuna inanılan lanetler ve afsun­ larla, düşmanın silahını etkisiz hale getirecek doğaüstü gücü olduğuna inanılıyordu
Sayfa 257·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Beyitlerde o şunları söylemektedir: "şiir sanatında, tecrübe­ siz bir çaylak19 değilim, fakat benim durumum şuna benziyor: ne zaman Mishal bana söz ihsan ederse, ben o zaman konuşa­ biliyorum. Biz iki sıkı dostuz; bir cin ve ona doğuştan uygun bir insan. Eğer o konuşursa (yani bana ilham getirirse), o zaman artık söyleyeceğim herhangi bir şeyi söylemezlik etmem. Ne dili tutuk ne de beceriksiz aptalın biri olmadıkça, o bana yeter."
Sayfa 256·Kitabı okudu
Cinler herkesle iletişim kurmazlardı. Her birinin, özel bir tercihi vardı. Dişi veya erkek bir cin, hoşlandığı birini bulursa, onun üzerine atlar, yere yatırır, göğsünün üzerine oturur ve onu bu dünyada sözcüsü olmaya zorlardı. Bu, şiir seremonisinin baş­ langıcıydı. O kişi, o andan itibaren, kelimenin tam anlamıyla, 'şair' olarak bilinirdi. Ve şair ile cin arasında özel ve son derece mahrem bir kişisel ilişki kurulurdu. Her bir şairin, ilham vermek için arada sırada inip onunla temas kuran kendi cin'i olurdu. Şair, cinine genellikle 'sıkı dost' (half l) derdi. Sadece bu da de­ ğil, bir şairle bu türden bir mahrem ilişkiye giren cine, Yahya veya Meryem gibi bir ad verilirdi. Örneğin, en büyük Cahiliye şairlerinden biri olan el-�şau'l-Ekber'in cininin (orijinal anlamı 'oyma bıçağı' olan - ki onun cerbezeli, beliğ üslubunun sembo­ lik bir ifadesidir -) kendi ismi (Mishal) vardı
Sayfa 255·Kitabı okudu
İbni Haldun, Mukaddime'sinde, bu olguyu açıklamaya çalı­şır. Ona göre fiziksel acının nedeni şudur: bu doğaüstü tecrü­ bede, fıtraten böylesi bir tecrübeye hazırlanmamış olan insan, aniden, insaniyetini bırakmaya zorlanır ve onunla (el-beşeriyye) meleklik (el-melekiyye) yer değiştirir; insanlığına geri dönene kadar da, o, gerçekten, melekler aleminden biri olur.15
Sayfa 253·Kitabı okudu
Muhammed bu durumu çeşitli biçimlerde ya­ şamıştır. Hadisler, bu anlarda, onun yoğun acı ve fiziksel ağrı­ lar çektiğini, kimi zaman da nefessiz kaldığı hissine kapıldığını bildirirler. Aişe, şunları anlatmaktadır (ki bu, Vahiy hakkın­ daki en ünlü sahih Hadislerden biridir) : "onu, son derece so­ ğuk bir günde vahyin iniş anında gördüm. Alnından boncuk boncuk ter boşanıyordu." Başka Hadislerde, Vahiy geldiğinde yüzünün karardığı, bazen sanki sekir halindeymiş veya bayıl­ mış gibi yere düştüğü, bazen de bir deve yavrusu gibi inlediği vs. rivayet edilmektedir.
Sayfa 252·Kitabı okudu