Cinler herkesle iletişim kurmazlardı. Her birinin, özel bir tercihi vardı. Dişi veya erkek bir cin, hoşlandığı birini bulursa, onun üzerine atlar, yere yatırır, göğsünün üzerine oturur ve onu bu dünyada sözcüsü olmaya zorlardı. Bu, şiir seremonisinin baş langıcıydı. O kişi, o andan itibaren, kelimenin tam anlamıyla, 'şair' olarak bilinirdi. Ve şair ile cin arasında özel ve son derece mahrem bir kişisel ilişki kurulurdu. Her bir şairin, ilham vermek için arada sırada inip onunla temas kuran kendi cin'i olurdu.
Şair, cinine genellikle 'sıkı dost' (half l) derdi. Sadece bu da de ğil, bir şairle bu türden bir mahrem ilişkiye giren cine, Yahya veya Meryem gibi bir ad verilirdi. Örneğin, en büyük Cahiliye şairlerinden biri olan el-�şau'l-Ekber'in cininin (orijinal anlamı 'oyma bıçağı' olan - ki onun cerbezeli, beliğ üslubunun sembo lik bir ifadesidir -) kendi ismi (Mishal) vardı