Nasıl ki her bireyin kendi eceli varsa, bizzat Dünya'nın da bir eceli vardır ve bu, 'saat' (es-sa'at)'tan, yani Kıyamet Günü'nden başka bir şey değildir. Bu ecelin ötesinde, insan yeni ebediyet ha yatına adımını atar. Dikkat edilirse, Kur'anı anlayışta, hem Dünya hayatını hem de Ahiret hayatını kapsayan bütün bu süreç, yu karıdaki şekilde gösterildiği gibi, Allah'ın iradesi altındadır.
Antere'nin şiirlerinden birinde vurguladığı gibi, ne yaparsanız yapın, sizin için tayin edilen vakte bir saat bile ekle yemezsınız:
Bir harbe katıldıysan, sakın kaçma Çünkü asla ecelini geciktiremezsin düşmanın önünden kaçmakla
Bu yaratılmışlık duygusunu kaybeden bir Müslüman, tam da bu nedenle, artık gerçek bir müslim olmaktan çıkar, zira bu durumda, o, Kur'an'ın tuğyan ve istiğna gibi kelimelerinin- ilki, kabaca "küstahlıkla (beşeri) sınırlan aşmak" ikincisi ise, "kişinin kendisini tamamen özgür ve bağımsız hissetmesi (yani kimseye, Tann'ya bile kendini borçlu hissetmemesi) an lamına gelir - delalet ettiği 'had bilmezlik' büyük günahını işlemiş olacaktır.
De ki: "Eğer bilirseniz, yeryüzü ve onda olanlar kimindir?" Diyeceklerdir ki: "Allah'ındır." De ki: "hala öğüt almayacak mısınız?" (yani aklınızı başınıza alıp kalplerinizde gizli bir şekilde bulunan Hakikatin farkına varmayı hala red mi ede ceksiniz?) (Mü'minun: 84-85)