Çok kıymetli bir şey alacaksın ya hani, karşılığında sermayenin hepsi gidecek misali...
Ondandı gözlemlerim, sessizliğim.
Benimkisi heves değildi. Şimdiki gibi, beni diğerleriyle bir tutma.
Tam alıcakken seni, bir an afalladım — sanki güncelleme gelmiş gibiydi sana.
Ama yine de alacaktım, iyi ya da kötü.
Biliyorum beni sevdiğini. Ben de seni seviyorum.
Aramızdaki bağ kopsaydı, seni düşünmezdim.
Ne kadar sevsem de, başkasından kalanlarını ne yerim ne de evime sokarım.
O bağ kopmasın istiyorum — tıpkı senin istemediğin gibi.
O bağı, yapay yollarla da olsa koparacağım.
Ve sen, dönmek isteyeceksin... tıpkı diğerleri gibi.
Eğer hayat‑ı uhreviyeyi gaye‑i maksat yapsan ve şu hayatı dahi ona vesile ve mezraa etsen ve ona göre çalışsan; o vakit hayvanatın büyük bir kumandanı hükmünde ve şu dünyada Cenab‑ı Hakk’ın nazlı ve niyazdar bir abdi, mükerrem ve muhterem bir misafiri olursun.
Dedim ki: "İktisat bereketiyle..." Hattâ bir vakit Isparta'da bir ramazanda bir ekmek, bir kilo torba yoğurdu, bir kilo pirinç ile yaşayan bir adam, maişeti için dünyaya tenezzül etmez ve hediyeyi de kabul etmeye mecbur olmaz.