Bugün sizlere gerçek, içimizden olan ama bir o kadar fark edilmemiş bir hayat hikayesi ile geldim. Ben çoğunlukla insanları aynı hayatları yaşıyor gibi nitelendirirdim bundan kısa bir süre öncesine kadar ancak şimdi balkonumda oturduğunda yanan her bir ev ışığında acaba ne hayatlar yaşanıyor diye düşünüyorum işte bugün de böyle bir kitapla geldim Bu kitabın sayfalarını çevirirken, aslında bir insanın kalbine dokunduğunuzu hissediyorsunuz. Ayşegül Elhakan’ın "Ben Olmadan Önce" romanı benim için tam olarak böyle bir deneyim oldu.
Henüz 20 günlükken başlayan, 13 yaşında ikinci kez tekrarlanan bir terk edilme hikayesi bu... "Yuva" dediği, sığındığı yerlerin ansızın elinden kayıp gitmesi; aidiyet duygusunun, kimsesizliğin ve insanın en derin yarası olan "köklerini arama" çabasının gerçeğe dönüşmüş hali bu hayat kitabı.
Kitabı okurken yazarın yaşadığı o büyük yüzleşmeler, o buruk çocukluk ve gençlik yılları içime öyle bir işledi ki... Hem derin bir hüzün hissettim hem de her şeye rağmen hayata tutunmayı başaran o güçlü kadının mücadelesiyle içsel bir bağ kurdum. Yazarın Müge Anlı’ya kadar uzanan o gerçek yaşam mücadelesini, ki ben pek tv seyretmem, hayal kırıklıklarını ama en çok da pes etmeyişini okumak, kelimelerin çok ötesinde bir duygusallık bıraktı bende. Kendimden, kendi içsel sorgulamalarımdan çok şey buldum bu sayfalarda.
Sadece bir hayat hikayesi değil; insanın kendi küllerinden nasıl yeniden doğabileceğine dair çok sarsıcı, çok gerçek bir yüzleşme. O bir anka kuşu bence. Peki siz de bir anka kuşu olabilir misiniz?