Yazarın kitapta çok fazla tekrara düştüğünü düşünüyorum. İlk başta gayet güzel ilerliyordu. Okuması da keyifliydi fakat sonlara doğru tekrarata çok düşmüştü ve konunun etrafında çok dolaşıyor hedefe varamıyor gibi bir his uyandırdı içimde. İstifade ettiğim kısımlar da oldu atlayarak geçtiğim yerlerde oldu.
Eser kısa bir girişin ardından röportajlarla devam ediyor. bu röportajları da yapılan çalışmalar, oluşan göç sonucunda ülkelerin tepkileri ve son olarak da kısa bir fotoğraf bölümü takip ediyor. 289 sayfadan oluşuyor.
Çin zulmünden kaçan insanların, nice zorluklarla ölümü göze alıp, kendi vatanını sevdiklerini bırakabilmeyi göze alıp, inançları uğruna, özgürlükleri uğruna ne zorlu yollarla başka ülkelere gidişlerini anlatıyor. Çoğunun asıl gelmek istediği yer Türkiye. Bu bizim için bir gururdur ve yapmamız gereken daha çok şeyin olduğunun habercisidir. Türk beklenendir. Umarım bir gün beklentilerine karşılık verebiliriz.
Baskı 2018 tarihli, eser içerisindeki haberler de genel olarak 2015-2017 yılları arasındaki haberler olduğundan eseri daha önce okusaydım daha faydalı olabileceğini hissettim. Her sayfasını ümitle, her yapılan çalışmayı heyecanla okurken bugün hala Çin zulmüne maruz kalan Uygur kardeşlerimizin olduğunu bilmek ve sürekli artan bu zulme bir el uzatamamak buhranıyla doldu içim. Nice çalışmalar, eylemler, programlar, konuşmalar yapılmış ama istenen sonuç alınamamış. Hala rahat evlerimizde oturup, isteğimizce hareket edip, (sözde) inancımızı yaşıyor olmamız gözümüzü gerçeklere karşı kör ediyor. Bizden yardım bekleyen o insanları görmezden gelmemize yetiyor. TÜRKSE TÜRK, MÜSLÜMANSA MÜSLÜMAN! Dualarımız, çalışmalarımız öz vatanımızda olan bütün kardeşlerimiz için.
Al bayraktan gök bayrağa selam olsun.
Yüce dava uğruna ölen yüce kahraman, yiğit şehit.
Okurken aynı davaya hizmet etmekten defalarca kez gurur duymamı sağlayan, gittiğim yolu bir kez daha sevdiren ağabeyim. Ruhun şad, mekanın cennet olsun.
Fırat'a DestanAhmet Haldun Terzioğlu · Panama Yayıncılık · 2015239 okunma
"Çünkü masal kahramanları Kurtlar Vadisi'nden değil, Kitap Kurtları Vadisi'nden çıkmaktadırlar."
.
.
"şiir yazanın değil, ihtiyacı olanındır."
.
.
"Bir de düzgün yürüme öğretmeni vardı o filmlerde. Köylü kız, başında taşıdığı kitabı düşürmeden yürümek için son derece düzgün, dengeli adımlar atma gayretindedir...
İşte ben, daha yedi yaşımda anladım ki, kitap, insanı doğru yürütüyor! Hele bir de kitabı başınızın dışında değil, içinde taşırsanız..."
.
.
"Ancak, kitap okuyanlar uçabilir. Çevrilen her sayfa bir kanat çırpımıdır, özgür düşüncenin..."
.
.
"Bayrağı konusunda hassas davranan bir millet, ses bayrağı olan diline sahip çıkmıyorsa, bağımsızlık yelkenini rüzgara açamıyor demektir."
.
.
Elinize bir kitap alıyorsunuz ve okumaya başladığınızda dünyada olmuş bitmiş her şeye dair bir fikriniz oluşmaya başlıyor. Öğrendiklerinizi etrafınızla paylaşıp kendi düşüncelerinizle harmanlarsanız ne ala, ama bunu yapmasanız bile dilin güzel kullanımı eşliğinde farklı bir bakış açısından okumuş olursunuz yazarın düşüncelerini. Bazı düşüncelerim uyuşmayabilir, ona doğru gelen şeyler, değer yargılarım doğrultusunda bana doğru gelmeyebilir. Fakat bir yazar kendini güzel bir üslup ve temiz bir dille aktarmışsa bana, boynum kıldan incedir ona karşı. Şayet burada da öyle oldu.
Bu arada ilk yazılı aşk şiiri Sümerli bir rahip tarafından yazılmış ve şu an o tablet İstanbul'da yer almaktaymış. Yani ben de yazarın yalancısıyım, henüz gidip görme şansım olmadı. Siz İstanbuldaysanız, görmeniz açısından harika bir fırsat olabilir.
Muhteşem bir kitaptı.
Tekrar Tekrar defalarca kez okunabilecek bir kitaptı.
Okuyacak olanlara keyifli okumalar...:)
Tuncay TerzihanesiSunay Akın · İş Bankası Kültür Yayınları · 20121,121 okunma
"Naciye, bana can ver, kuvvet ver, hepsinden mühimi ümit ver."
.
"...güneşin daimi ziyası altında yaşayanlar, medid bir karanlığın ne müthiş bir uçurum olduğunu bilmezler."
.
"Ordular idare ettim. Bir kadını idare edemiyorum."
.
"Elini yakmana yüreğim yandı. Bilirsin ya, senin bir parmağın da benim yüzümden yanmıştı. Zaten benim yüzümden yanan yalnız parmağın mı? Senin gençlik günlerinin saadetini yaktım, mahvettim."
.
.
İnsanlar bir sanat eserini ortaya çıkarmak için mi aşık olurlar?
Bir aşk şiir yazılana kadar mıdır? Sevmek hep bir yere kadar mıdır? Ve hep geride kalan kadın bekler mi?
Can Dündar yeni tanıştığım yazarlardan biri. Kitapta birbirinden farklı 10 aşk anlatıyor. İhanetlerle, beklemelerle, özlemlerle, umut etmelerle, idamla sonuçlanan, çoğu parmaklıklar ardında geçen, geride hep bir bekleyeninin olduğu birbirinden farklı 10 aşk.
Başta bahsettiğim durum, yazarın yanlış isimleri seçmesinden ya da erkek bakış açısıyla yazdığından kaynaklanıyor olabilir çünkü kitaptaki adamlar hep çok seviyorlar, şiirler, şarkılar yazıp, resimler çiziyorlar, en güzel çiçekleri topluyor, en güzel cümleleri kullanıyorlar ve sonrasında farklı bir kadınla aynı şeyleri baştan yaşıyorlar. Bu durumun rahatsızlığını ve gerçekten herkes böyle mi ümitsizliğinde boğuldum okurken.
Favori çiftim Naciye ve Enver Paşaydı ama Selahattin Pınar'ın, Afife Jale'nin uyuşturucu aldığı eczacı tarafından tecavüz edildiğini öğrendikten sonra bir daha başına böyle bir şey gelmesin diye morfin iğnelerini kendi elleriyle yapmasını da aklımdan çıkaramıyorum.
Kitapla ilgili tek sorunum kitapta yer verilen isimlerin çoğunun solcu kesimden olmasıydı. Daha objektif yaklaşıp farklı isimlere de yer verilebilirdi. Okuyacak herkese keyifli okumalar dilerim.