Neden ayrıldınız? Anlaşamadık. Neden boşandınız? Anlaşamadık. Anlaşamamak çok anlaşılır bir ne dendi ayrılmak için ama kimseye bu kadar açıklama yeterli gelmiyordu. Daha geçerli sebepler istiyordu toplum bizden. Hiç değilse şiddetli bir geçimsizlik istiyordu. Oysa şiddetsiz, sessiz bir geçimsizlik de az şey değil ki. Aynı evi paylaşan, hiç konuşmadan, kavga etmeden, birbirine dokunmadan seneler geçiren insanların geçimi de geçimsizlik değil mi? Çiçeği ha bir günde koparıp atmışsın kökünden, ha yavaş yavaş solma sına izin vermişsin.
Biz insanlar, hepi topu yetmiş yıllık bir ömrü, tutunacak dal, sığınacak liman, boğulacak deniz aramaya harcayan zavallıcıklar; türlü hatalara diyet niyetine ömrümüzü eritiyor, labirentteki fareler misali çıkış yolları ararken, kaybolmanın ve kaybetmenin kederinden, bulmanın neşesine daireler çiziyor olabilir miydik?
Bulutlara baktım. Dönüyorlardı. Dünyanın işi buydu, dönüp durmak. Peki benim işim? Ben anlamımı atmosferdeki hangi boşluktan derecektim? Bir anlam bulmayı, o anlama tutunmayı nasıl becerecektim? Gökyüzü başımı döndürdü. Sessizlik başımı döndürdü. Başım, köhne bir atlıkarıncanın içinde yüzyıllarca unutulmuşum gibi bulantıyla döndü.