Sonra alışıyorsun işte.
Kıpır kıpır olan o kalbin eskisi gibi atmıyor artık.
Uyumadan önce arasam mı diye düşünüyorsun.
Ya da uyanır uyanmaz, bir şey yazdımı diye telefona sarılıyorsun. Ne denir bilmiyorum ama soğuyorsun!
Dünyalar kadar sevdiğin gidiyor hayatından. Yaşayamam dedikçe ömrün uzuyor sanki!
Nihayet alışıyorsun birinin yokluğuna ama,
o biri.
Senin sevgiye olan inancını kırıyor.
Bir daha kimseye.
ona baktığın gibi bakamıyorsun.
ona güldüğün gibi gülemiyorsun.
ona dokunduğun gibi dokunamıyorsun.
Kısacası
Bir daha sevmeyeceksin bir başkasını
Artık yaşamak istemiyorum Olric. Onların istediği gibi yaşamak istemiyorum. Başım dönüyor Olric. Sabahtan beri hiçbir şey yemediniz efendimiz. Şimdi de içiyorsunuz. Onlar da içiyorlar Olric. Karşılarında oturan kızlara bir şeyler anlatıyorlar. Ben anlatmak, filan falan demek istemiyorum. Sonum geldi Olric. Kendime yeni bir önsöz yazmak istiyorum. Yeni bir dil yaratmak istiyorum. Beni kendime anlatacak bir dil. Çok denediler, efendimiz. Allah’tan, ne denediklerini bilmiyorum, Olric. Hiçbir geleneğin mirasçısı değilim. Olmaz, diyorlar. İsyan ediyorum. Az gelişmiş bir ülkenin fakir bir kültür mirası olurmuş. Bu mirası reddediyorum Olric. Ben Karagöz falan değilim. Herkes birikmiş bizi seyrediyor. Dağılın! Kukla oynatmıyoruz burada. Acı çekiyoruz.
Sevgili Bilge,
Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı