Ben burada, bir saman yığınının kenarında yattığımı düşünüyorum... Şu benim bulunmadığım, benimle hiçbir ilgisi bulunmayan evrenin yanında bedenimin kapladığı yer minicik bir nokta; ve bana yaşamam için tanınan süre içinde olmadığım ve olamayacağım sonsuzluğun yanında o kadar önemsiz ki... Ve bu atom içinde, bu matematiksel noktada kan dolaşıyor, beyin çalışıyor ve de arzuluyor. Ne büyük rezalet! Ne saçmalık!
Ama ne kadar soyut görünürlerse görünsünler, düşünceler de bir dayanak noktasına gereksinim duyarlar, yoksa kendi çevrelerinde anlamsızca dönmeye başlarlar; onlar da hiçliğe katlanamaz. İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbir şey olmaz. Bekleyip durur insan. Hiçbir şey olmaz. İnsan bekler, bekler, bekler, şakakları zonklayana dek düşünür, düşünür, düşünür. Hiçbir şey olmaz. İnsan yalnız kalır. Yalnız. Yalnız.
Geçinmek için yalan söylemek, işte oyunculuk budur. Tek yaptığım, süreci anlamayı öğrenmek. Hepiniz oyuncusunuz, hem de iyi oyuncularsınız, çünkü hepiniz yalancısınız.
Marlon Brando.
Listen to Me Marlon, Stevan Riley.
-Neden hiç mutlu değilsin Zeze?
-Neden mutlu olmalıyım?
-Çünkü dünyaya bir kez geliyoruz.
-İyi ki bir kere geliyoruz Portuga...
-Neden?
-İkinci bir hayatı kaldıramazdım.