Bacon, modern bilimi inşa etme; bilime dayalı teknik
ilerleme projesini hayata geçirme yolunda, işte bu
noktada modern ampirisizmin (deneycilik) doğuşunda
önemli bir teorik unsur olma işlevi gören meşhur “idoller
öğretisi”ni gündeme getirir. O, bu bağlamda, insan
zihninin doğuşta boş bir levha olmadığı gibi, dünyayı
olduğu gibi yansıtan ideal bir ayna veya düzlem de
olmadığını belirtir.
İnsanın doğayı anlayıp, ona
hükmedeceğini, “bilginin güç olduğunu”, doğa yasalarını
ve doğal nedenleri bilmenin, nesneleri tanımamızı ve
doğa üzerinde egemenlik kurmamızı mümkün kılacağını
söyleyen Bacon’a göre, doğaya bakmadan ve deney
yapmadan yalnızca sözcükler ve kavramlarla
düşünmek, yöntemsiz ve plansız hareket etmek
demektir.
Gerçekten de 19.
yüzyılda Hegel’e kadar olan bütün bir süreç boyunca,
hemen hemen bütün politika teorilerinin açıklayıcı ilkesi
haline gelecek olan söz konusu toplum sözleşmesi
kavramı, bireyci bir ilke olarak sunulur. Politika
felsefesinde işte bu modern gelenek yine modern
rasyonalizm çerçevesi içinde insanı rasyonel bir varlık
olarak değerlendirirken, sadece bireyin değerini kabul
etmekle kalmaz, ama aynı zamanda onu haklarını
savunacak şekilde sisteminin merkezine alarak,
bireyden hareket eder.
Özneden hareket eden 17. yüzyıl felsefesinde,
baştan aşağı yeniden yapılanan tarih, bilgi ve varlık
felsefeleri değildir; etik de bir kez daha özneden
hareketle inşa olunan bir felsefe alanını meydana getirir.
17. yüzyılda etik de Tanrıdan veya nesnel bir değerler
düzeninden hareketle değil de doğrudan doğruya
insandan hareketle kurulur. Hatta burada, epistemoloji,
ontoloji ve politika felsefesinin bile gerisine düşülür; zira
çıkış noktası, insan aklından ziyade, insanın doğal
yapısıdır, arzularıdır, hazzıdır. En azından Kant’a
gelince kadar, modern felsefe olması gerekeni, insanın
insan olmak dolayısıyla yerine getirmek durumunda
olduğu ödev ya da yükümlülükleri unutur. Hemen
hemen bütün modern etik görüşleri olması gerekeni
olandan hareketle tanımlayıp, insanın ahlaki amacının,
istek ve arzuların tatminiyle belirlenen bir dünyevi,
maddi mutluluk olduğunu öne sürer. Modern etiğin,
büyük ölçüde doğalcı bir etik olarak tanımlanmasının
nedeni, budur.